Kelimeler bazen kelime olmaktan çıkar; bir halkı, onun insanüstü direnişini, bir sabahın 3’ünde başlayan 74. fermanı anlatır. Şengal artık bir sözcük olmaktan çoktan çıkmıştır. "Dicle’nin suyu mürekkep olsa bile, Kürtlerin acılarını anlatmaya yetmez” denilir ya; hiçbir sözcük, Şengal’i anlatmaya yetmez…hep eksik kalır; yarım kalır. Kadim coğrafyanın kadim ve yoksul halkı Êzîdî Kürtler, tam 74 defa aynı yerde, kendi topraklarında katliama, göçe, tecavüze, kırıma uğratılmıştır çünkü. Bu yazıyı, Şengal’den döndükten sonra kaleme alıyorum. 

Ortadoğu halklarının başına musallat olan radikal cihadist örgütlerin tahribatlarının nasıl kuşaktan kuşağa geçecek korkunç büyüklükte olduğunu bir de kendi yerinde görmek, geride kalanlara dokunmak istedim. Sudan’da, Çad’da Boko Haram neyse; Afganistan ve Pakistan’da El Kaide de odur. Bağdat’da El Nusra neyse, Şengal’de, Kerkük’de, Rojava’da da DAİŞ odur. Hepsinin ortak özelliği insanlığa karşı suç işlemeleri; toplu katliamlar yaparken zorla el koydukları kadın ve çocuklara işkence ve tecavüz uygulayıp; Arap şeyhlerine satmalarıdır. 3 Ağustos 2014 sabaha karşı Şengal, 74. fermana uyanırken,  egemenler, dünya devletleri, bilumum devlet ortaklıkları bu katliama sessiz kalmış ya da göz yummuşlardır. Bazı devletler de DAİŞ’i bizzat DAİŞ yapan devletlerdir zaten. Bu halkın evlatları dışında kimse onların sesini duymamış, çığlığına uyanmamış ve canlarını siper etmemişlerdir. Şengal’e ilk vardığınızda, karşınıza hayalet bir kasaba görünümünde yol üstünde tüm kepenklerin kapalı olduğu yoksul dükkanlar ve hemen arkasında da harabeye çevrilmiş evler görürsünüz. 

Katliam anında arabalarıyla kaçmaya çalışanlar katledilirken, sokaklar adeta araba mezarlığına dönmüş…

Epeyce ilerleyip DAİŞ’in elinden kurtarılan yerlere varınca kadın savaşçıların kendi elleriyle ördükleri duvarları görüyorsunuz. Bir nevi yaraları sarma, onarma hareketi bu aynı zamanda. Yanlarında, 70 yaşındaki annesi henüz DAİŞ’in elinde olan 50 yaşlarında başka bir anne var. 

İşte bu duvarlar, barbar çetelerin yerle bir ettiği Şengal Dağı’nın eteklerinde yeniden hayata başlangıç edecek olan duvarlar… Her santiminde kadınların el emeği var. İnşaat bittiğinde Êzîdî Kadın Meclisinin olacak. Yüzyılın barbarlarının yıktığı duvarlara karşı, yeni yaşamın ilmek ilmek örüldüğü bu duvarlar, kadının sesine, özgürlük arayışına ev sahipliği edecek; o sesler birleşip halen barbarların elinde olan kadın ve çocuklarla buluşup yeniden özgürlüğüne kavuşturacak onları. Binlerce kadın ve çocuğu elinde tutan o vahşet sürüleri bu nedenle kadın gerillaların zılgıtlarından fena halde korkmaktalar…O zılgıtlar ki, tarih boyunca soykırımcı güçlere karşı direnirken, gencecik evlatlarını ellerine kına yakıp toprağa uğurlarken, katillerden hesap sorarken cihana yayılan zılgıtlardır. 

Şengal…Eteklerinde yeniden örülen hayatlar, fermandan geride kalan hayatlar… Kürt halkının savaşçı güçleri, bu halkın bir daha kılına zarar gelmemesi için orada yerleşik durumdalar. DAİŞ’ten temizlenirken Şengal, yaşamını yitiren kadın gerillaların resimlerini görüyoruz gittiğimiz kadın evinde. "Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele” Platformu olduğumuzu anlatıyoruz. Sadece Amed, Şırnak ve Nusaybin değil; fermandan sonraki tüm kamplara ziyaretlerimizi anlatıyoruz. Duyduklarımızı bir daha burada yazmaya ne kelam ne de sayfalar yeter. Şengal’den ayrılmadan Êzîdîlerin kutsal mekanı olan Şer Feddin’i ziyaret ediyoruz. 3 ay DAİŞ’in etrafını sardığı onlarca fermana karşı ayakta kalabilen Şer Feddin’in yıkılmaması için halkın nasıl büyük bir direniş sergilediğini herkes anlatıyor. 

Sonra yolumuzu Zaho’daki Rwanga Kampına çeviriyoruz. Her şeye rağmen etrafına gülücükler saçan çocuklar, yaşam umudumuz, mücadele gerekçemiz, direnişe daha bir güçlü sayılmamızın nedeni oluyor. 

21. yüzyıla gireli 15 yıl oldu. Bu süre boyunca Kürtler hem her türlü zulme maruz kaldı ve halen de kalmakta ve hem de tarihi direnişlere imza atmakta.

"Gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır” diye bir söz vardır. Evet, gerçekler tüm detaylarıyla eninde sonunda açığa çıkacak; katiller ve onların değirmenine su taşıyan herkes bir gün mutlaka tarih önünde hesap verecektir. Cenazelerine bile işkence uygulanan bu halk ise asla kendilerine bunları yaşatanları unutmayacaktır. Bu halk yalnız değildir. Onları canları pahasına savunan kızları ve oğulları vardır? Peki ya günün birinde bu kadar katliamı bu halka reva görenlerin kendi çocuklarına bile bakacak yüzü olacak mıdır?