DAİŞ çetelerinin Şengal’deki hakimiyeti son buldu. Şengal artık özgür. Kürt güçleri 11 Kasım’da Şengal'in doğu ve batı cephelerinden Şengal’e yönelik kapsamlı bir operasyon gerçekleştirdi. Operasyon iki gün sürdü. 13 Kasım’da Şengal şehir merkezi çetelerden temizlenerek tümden özgürleştirildi. 

Rojava’da YPG-YPJ güçleri karşısında yediği ağır darbelerden sonra dengesini yitiren DAİŞ çetelerinin Kürtlerin etkili vuruşu karşısından bundan sonra da tutunması artık mümkün değil. O açıdan Şengal operasyonu DAİŞ açısından sonun başlangıcı olarak da değerlendirilebilir. 

Şengal’in alınması çete örgütünün Kürdistan’daki varlığı açısından da oldukça önemli. Zira Şengal’den bir gün sonra Hol operasyonunun da başarıyla sonuçlanmasıyla birlikte DAİŞ’in Rojava ile güney Kürdistan arasındaki bağlantısı ortadan kaldırılmış oldu.

Bu gelişme ilk başta Irak ve güney Kürdistan'ın değişik yerlerinde bulunan çeteleri çok fazla etkiliyor gibi görünmese de aynı durum Suriye’deki çeteler açısından geçerli değildir. Kaldı ki, DAİŞ’in Irak ve güney Kürdistan'da işgal altında tuttuğu bölgelerin kaderi de Şengal ve Hol operasyonlarından sonra aynı kalamaz.  

Şengal operasyonu DAİŞ açısından olduğu kadar, Kürtler açısından da yeni bir durum ortaya çıkarmıştır. 

Bir, Şengal gerillanın 15 aylık direnişi sonrasında son iki günde gerilla öncülüğünde, YBŞ ve peşmergenin de katıldığı operasyonla özgürleştirilmiştir. İki, Şengal’in savunma gücü olarak kendisini örgütleyen YBŞ güçleri resmi olarak artık kabul ediliyor.  

Hal böyleyken ve tüm Kürtler nefeslerini tutmuş Kürt savaşçıların Şengal ve Hol’un özgürleştirildiği haberine kulak kabartmışken, KDP medyasının tutumu bir kez daha hesapları gözler önüne serdi.

Başta PKK gerillası olmak üzere Kürtler çetelere karşı kapsamlı bir askeri operasyon başlatmışken, KDP, basın üzerinden PKK’ye karşı büyük bir yok sayma propagandası başlattı. Gerillanın buradaki varlığını inkar etti ve Peşmerge daha Şengal’e varmadan, gerillanın kurtardığı alanları dahi peşmerge kurtardı, diyerek toplumu manipüle etti. 

Oysa gerçek şuydu; Bu yalan propagandanın yapıldığı saatlerde gerilla ve YBŞ güçleri batı ve doğu yakasından Şengal şehir merkezine ilerliyordu. Nefesler tutulmuş gerillanın Şengal’e giriş haberi bekleniyordu. Dolayısıyla yapılması gereken KDP’nin basın üzerinden PKK’ye saldırı kampanyası başlatması değil, DAİŞ çetelerine karşı askeri operasyona ağırlık vermesiydi. 

Ama KDP bunu yapmadı. Bunun yerine basın üzerinden PKK’ye saldırmayı öncelledi. Bu yetmiyormuş gibi, Şengal özgürleştirildikten hemen sonra KDP başkanı Mesud Barzani canlı yayında aynı tondan bir açıklama yaparak en üst düzeyde PKK inkarını herkese duyurmaya çalıştı. 

Peki KDP böylesi yalan propagandaya neden ihtiyaç duyuyor? İkincisi, bu akıl almaz tepki ve yok sayma devam ederse kapıdaki tehlike ne olur?

Öncelikle şunu bilmek gerekir. 4 Ağustos 2014’te DAİŞ çeteleri Şengal’e saldırdıklarında peşmerge tek bir mermi dahi patlatmadan alanı terk etti. Bu gerçeği kimse unutmamalı. Unutturma çabalarına inat, bu tutum hep akılda tutulmalı. Sonra ne oldu? Binlerce Êzîdî çeteler tarafından katledildi, binlercesi kadını ve erkeğiyle esir alınıp köle pazarlarında satıldı. Aynı gün HPG ve YPG güçleri Şengal dağına çıkarak çetelerin önünü kesti ve Êzîdîlerin yaşayabileceği daha büyük bir katliamın önüne geçti. Televizyonlar bu iki görüntüyü yan yana koyarak hakikati tüm dünyaya gösterdi. Tabi bu görüntü en fazla da Kürtler arasında yankı buldu. PKK’ye sempati artarken, KDP ise büyük tepki aldı. İşte KDP o gün toplumun gözünde büyük bir prestij kaybı yaşadı ve Şengal’i biz özgürleştirdik diyerek, bu çizilen karizmasını yeniden düzeltmek istiyor. 

Bu gelişmeler KDP’nin içten içe gerilla ve PKK’ye yönelik büyük tepkisine de neden oldu. Dolayısıyla PKK’nin defalarca ortak operasyon önerisine olumlu cevap vermedi. Ta ki 11 Kasım'da kapsamlı özgürleştirme operasyon başlayıncaya kadar bu durum böyle sürdü. Kaldı ki gerilla güçleri bir kaç gün öncesinden Şengal’in batısından operasyona başlamış ve bir kaç köyü de çetelerden geri almıştı. 

Şimdi yapılması gereken nedir? Asıl can alıcı ve kader tayin edici soru budur. Yapılması gereken KDP’nin, PKK başta olmak üzere Kürt güçlerini kendine rakip hatta düşman görmesi değil, bunlarla savaş sahasında doğru ve gerçek bir ortak komutanlık altında bir araya gelmesi ve siyasi meselelerin diyalogla çözülmesi için ulusal kongrenin gerçekleştirilmesidir. 

Bu, defalarca yazıldı-çizildi. Buna gelmeyen, karşı duran, boşa çıkaran güçler kısa vadede olmasa da orta vadede kesinlikle kaybedeceklerdir. Parti çıkarlarımız, bireysel, ailesel iktidarlarımız diyerek, Kürtlerin özgürlüğü açısından tarihi düzeyde olan bu fırsatları heba etmeye kimsenin hakkı yoktur. 

PKK’yi karalama, Türk devletinin özel kirli savaş uygulamalarının yanı sıra 40 yıldır tüm propaganda imkanlarını kullanmasına rağmen başaramadığı terörize etme yöntemlerine baş vurulmamalıdır. Bu şekliyle Kürtler arasında hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmamış yöntemlerle sonuç alınamaz. Alınsa bile bu Kürtler adına alınmış bir sonuç olmayacaktır. 

O açıdan Şengal’in özgürlüğü tüm Kürt örgütlerinin tarihi bir görevi olarak yerine getirilmiş sayılabilir. Ancak bundan sonra yapılması gereken, de facto gelişen ittifak alanını geliştirmektir. Tüm Kürtlerin istediği ve hayalini kurduğu da budur. Bunun aksi, Kürtlere değil, Kürtler üzerinden bölgede yeniden hakimiyetini kurmayı amaçlayanlara hizmet etmek olur.