
Panelin moderatörlüğünü Sol Parti Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Cansu Özdemir yaptı. Konuşmacı olarak, Êzîdî Dernekleri Federasyonu Eş Başkanı Dr. Leyla Ferman, Asuriler adına Avrupa Süryani Birliği Dış ilişkiler Sorumlusu Rima Tüzün ve Hamburg Üniversitesi’nde Doç. Patrica Konrad katıldı.
Şengal öz yönetimle kendini yönetiyor
Dr. Leyla Ferman, DAİŞ’in, Êzîdî Kürt toplumunu yok etmek için kutsal şehir Şengal’e saldırdığını belirtti. Bunun için temel politikası ve zulmünü kadınlar üzerinde gerçekleştirmek istediğini vurgulayan Ferman, “DAİŞ, binlerce Êzîdî kadınını kaçırdı, yüzlerce kadın toplu şekilde katlima, tecavüze uğradı. Halen de 3 bine yakın kadın esir konumunda. Bu gerici çete örgüt sadece bunlarla da yetinmeyerek kadınları yaşlı, evli ve kız çocukları şeklinde sınıflara ayırarak kendisine göre gerekli olmayını vurup binlercesini de seks kölesi haline getirdi. Êzîdî kadınların bir çoğu da Türkiye, Suudi Arabistan gibi ülkelerde ticari bir meta misali sattığını biliyoruz” dedi.
Ferman devamla Şengal Katliamı’nın da bir ay sonra Şengal’e gittiğini, DAİŞ’ten kurtulup evine dönen kadınların Êzîdî toplumsallığı içinde tekrar yer edindiğini vurguladı.
Ferman “Seks kölesi haline getirilmiş kadınların kurtulduktan sonra toplumsal baskıya maruz kalmadan toplumsallığa dahil olması Êzîdî toplumu içerisinde önemli ve ilerici bir hamle olarak görüyorum” şeklinde düşüncelerini dile getirdi.
Ferman sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Toplumsal tabanda kadın konusunda önemli bir gelişme yaşandığını söyleyebilirim. Şengal tarihselleği içerisinde ilk defa öz yönetimsel bir sistemle kendi kendini yönetiyor ve kadınlar da bu öz yönetimin meclisinde yüzde 30 ila 50 arasında temsiliyetini buluyor. Bu açıdan şu unutulmamalıdır ki; bu durum kadınlar özelinde Êzîdî toplumu için tarihsel bir zaferdir. Êzîdî kadınının tarihteki bu en büyük yönetimsel kazanımlarını ve verili öz yönetimi sonuna kadar desteklememiz gerekiyor.”
‘Şengal’de yaşanan açık bir soykırımdır’
Avrupa Süryani Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu Rima Tüzün ise “Hiçbir soykırım sonsuza kadar saklanamaz. 100 yıl geçmesine rağmen Ermeni Soykırımı Almanya’da tanındı. Ermeni Soykırımı’nda da Şengal’de olduğu gibi kadınlar ilk hedef olarak seçilmiş, binlerce kadın tecavüze uğramış ve çocuklar öldürülmüştü. Ermeni Soykırımı‘nda geçerli olan, Şengal için de geçerli olacaktır. Çünkü Şengal’de yaşanan açık bir soykırımdır ve insanlık hafızasında canlı kalacaktır” dedi.
Şengal’de oluşturulan YBŞ ve YBŞ-JİN gibi öz savunma birlikleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan Tüzün “Şengal Katlimı’ndan sonra oluşturulan yerel öz savunma birliklerinde kadınların da eline silahı alıp öz savunmaya dahil olduğunu gördük. Tabii, bunda her şeyden önce kadının kendine, kültürüne, toprağına tecavüz eden güç ve zihniyetlere karşı kadere teslim olmayışını görmeliyiz” ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Patrica Konrad da şu ifadeleri kullandı: “Ataerkilizmin yarattığı iktidar savaşlarında kadın bedeni, iktidarların toplumsal gücünü kanıtlamak için bir öç alma aracı şeklinde kullanmaktadır. Bunun en yoğun şekilde tecavüz şekilde yansımaktadır. Tecavüz, savaşlarda erkek askerlerin motivasyonunu arttırmak için iktidarların işgal ettikleri halkı sindirmek, korkutarak ortadan kaldırmak ve de başarının bir sembolü olarak kullanılmaktadır. Kadın bedeni üzerinden hedefe konulan toplumun, mağlubiyeti bu şekilde sağlanıldığı öğretilmiştir”