“Sayın başkan, Şengal bölgesinde katlediliyoruz. La ilahe illallah diyerek bizi katlediyorlar. Şimdiye kadar 500 Êzîdî genç erkek katledildi. Kadınlarımızı pazarlarda satmak üzere kaçırıyorlar. Tecavüz ediyorlar ve onlara ganimet gözüyle bakıyorlar… Sayın kardeşlerim, benim halkım katlediliyor. Nasıl ki Irak’ın diğer bölgelerinde Şia, Sünni, Hıristiyan, Türkmen, Şebek halkı katledildiyse, şimdi de Êzîdîlere saldırıp öldürüyorlar. Sizden rica ediyorum sayın başkan, sayın kardeşlerim, siyasi çelişkileri bir tarafa bırakın ve halkıma yardım edin!”
IŞİD çetelerinin 500 Êzîdî kadını esir alıp, “cariye” diye satmaya yeltendiği gün, Şengal savaşı yeni bir döneme girmiş oldu: Artık bu savaş aynı zamanda “kadının esaretten kurtuluş savaşı”dır.
Öyle olduğu için, diğer cephelerdeki YJA-Star kadın gerilla birlikleri Şengal önlerinde çarpışmaya başladı.
Eğer bu da vicdanları ayağa kaldırmaya yetmezse, bilin ki, insaniyet dediğimiz şey artık mevcut değildir. Eğer, bu da, kendilerine “İslamcı” diyen ve hala Erdoğan ve grubunun arkasında el pençe divan duran mütedeyyin kadınları harekete geçirmezse, bilin ki, kadınlık vicdanı dediğimiz “büyük vicdan” nasır bağlamıştır.
Rojava Devrimi IŞİD denilen terörist istila güçlerine karşı savaşıyor. Kandil dağlarından PKK’nin HPG ve YJA-Star gerilla güçleri ve Rojava’dan PYD’nin YPG ve YPJ’li kadın taburları on binlerce Êzîdî Kürdünün, çocuğunun ve yaşlısının yardımına koşuyor.
Ve ilk defa, Musul işgali ve Şengal istilasının bir kaç günündeki dramatik hatalardan sonra, Kürdistan halklarının askeri güçleri birleşiyor.
Kürdistan halkları zafere doğru, kan, ter içinde yürüyor. Rojava Devriminin zaferi uluslararası bir anlam taşıyor.
Bu devrimin zaferi ya da yenilgisi, Ortadoğu’nun kaderini tayin edecek: Nasıl bir Ortadoğu? IŞİD hakimiyetinde karanlık, kanlı, ırkçı, mezhepçi, kadın düşmanı bir Ortadoğu mu? Yoksa, aydınlık, barışçı, insancıl, laik ve kadın özgürlükçü bir Ortadoğu mu? Dünyayı İslam adına terörle tehdit eden bir Ortadoğu mu, yoksa halkların kardeşleştiği bir Ortadoğu mu? Parçalanmış, birbirine düşman olmuş, herkesin bir diğerinin kanına susadığı bir Ortadoğu mu, yoksa herkesin kendi “odasında” özgürce barındığı, “ortak bahçesinde” doğayla içli dışlı yaşadığı, tek bir “çatıya” sahip, uygar bir Ortadoğu “ortak evi” mi?
Rojava Devriminin zaferi bu soruları yanıtlayacak...
Şimdi Cumhurbaşkanı olmak için, akla hayale gelmeyecek bir ölümüne kampanya yürüten AKP’nin başı, bir kere daha Rojava Devrimi karşısında yenik düşmek üzere. Seçimi kazansa da kaybedecek. MİT TIR’larıyla IŞİD’a verdiği destekle varmak istediği amaca artık ulaşamaz. Şu anda onun ordusu ya da polisi değil, Türk devletinin 49 diplomatını, Özel Harekatçısını ve onların bebek yaştaki çocuklarıyla, kadınlarını rehin alan terör örgütüne karşı, PKK, KCK; HPG, YJA-Star ve YPG savaşıyor.
Şengal’deki Türkmenler soykırım tehdidi altında ve onları yine bu gerilla güçleri kurtarmak için can veriyor.
Şengal hamlesi, PKK’ye karşı kurulmuş ve zirvesine Öcalan’a karşı komployla ulaşmış uluslararası komplo güçlerinin cephesini yıkıyor. Bu cephenin başındaki ABD’de, “PKK’yi terör listesinden çıkartma” eğilimi güç kazanıyor. Ve Öcalan’ın “sabır taşı çatlıyor” uyarısı, hükümeti sarsıyor, Beşir Atalay telaş içinde “Kandil’le doğrudan görüşme”den söz etmeye başlıyor.
Bunlar nasıl oluyor? Erdoğan’ın “çözüm” laflarıyla mı oluyor? Yoksa ABD’yi Afganistan’da yenik düşüren El Kaideci IŞİD çetelerini gerileten, Erdoğan’ı her seçimde Kürdistan “sandıklarına” gömen, bu seçimde de gömecek olan Kürdistan özgürlük güçlerine halkın verdiği destek sayesinde mi oluyor?
Otuz yıllık savaşın verdiği ders şudur: Kürdistan güçlüyse kazanır... Gerilla Şengal’de çarpışıyorsa, sivil Kürdistan halkları ve onların dostları ne yapmalı?
10 Ağustos’da Erdoğan’ı Kürdistan’da sandığa gömmeli, “sahillerin meltemini”, Demirtaş rüzgarına çevirmeli.
Gerilla Şengal’de “silah başında”...Sen de “sandık başına...”
Şengal’de ‘silah başı’ seçimde ‘sandık başı’
Irak Parlamentosunda Êzîdî kadın vekil Viyan Dexîl, şöyle haykırdı: