Geçen hafta bu köşeden şunu söylemiştim: “Şengal işgalinin sona ermesi, uluslararası ve bölgesel destek için göçmen Êzîdîlerin örgütlü diplomatik çalışmaların bir parçası yapılmasına acilen ihtiyaç var. Bu ancak Türkiye’ye göç edenlerin bir arada olmaları ile olabilir. Dağınık yaşam alanlarında yerleştirilmeleri örgütlü mücadele güçlerini zayıflatır. Dağınık yaşam alanları yardım için seferber olan halkın, örgütlerin ve belediyelerin organize olma şansını azaltır. Bu dağınıklık ‘Çok enerji ancak az iş’ gibi bir olumsuzlukta yaratacaktır.”
Maalesef hala DBP-HDP Şengal’den gelenleri Türkiye’deki Êzîdî köylere, evlere veya 2-3 bin kişilik dağınık kamplarda yerleştiriyorlar. Kuşkusuz bu onların barınma ve yiyecek sıkıntılarını bir nebze çözüyor ve değerli bir çaba. Ancak bu onlara yasal bir statü sağlamıyor.
Yasal statüden yoksunluk hem hastanelerde tedavi olma şanslarını ellerinden alıyor hem de ileride seyahat etme şanslarını azaltır. Yine okul çağında onbinlerce çocuk ve genç var. Yasal statü olmadan anadillerinde eğitim alma şansları yok.
DBP ve HDP’nin tüm yetkilileri ve milletvekiller “Göç eden Êzîdîler mülteci değil, bu toprakların asli unsurlarıdır” diyorlar. Peki bu asli unsurun Türkiye’de yasal bir hakkı veya statüsü var mı? Hayır.
Dolayısıyla asli unsur üzerinden Şengal’den göç eden Êzîdî Kürtlerin problemlerini çözmek mümkün değildir.
Türkiye’ye şimdiye kadar yaklaşık yirmi bin Êzîdî Kürt göç etti. Bunlar için bölgenin tüm belediyeleri ve halk seferber olmuş durumda. Belediyeler, DTK, DBP örgütleri ve belediyeler, HDP milletvekilleri ve sivil toplum örgütleri neredeyse tüm işlerini bırakmış Êzîdî göçmenlerle ilgileniyorlar. Ancak hala problemleri çözülmüş olmaktan uzaktır. Tahminler göçmen sayısının 70 bine çıkacağı yönünde. Bu durumda tüm kurumların bunun altında kalacakları anlaşılıyor. 3 Ağustos 2014 tarihinde başlayan göçün ne zaman sona ereceği ve Şengal’e dönüşlerin ne zaman başlayacağını kimse bilmiyor. Dolayısıyla uzun vadeli bakmalı ve ona göre çözüm üretilmelidir.
Maxmur Kampı örneğinde biliyoruz ki BM nezdinde uluslararası kabul ve Irak hükümeti nezdinde yasal himaye anadillerinde eğitim, öz yönetim, barınma ve sağlık problemlerinin çözümünde güvence sağladı. Benzer bir durumun Êzîdî göçmenler için sağlanması hayatidir. Eğer BM ve Türk hükümeti nezdinde böyle bir güvence sağlanmazsa eğitim, sağlık, güvenlik ve barınma alanında ciddi sıkıntılar yaşıyacakları aşikar. BM nezdinde uluslararası kabul için de bir an önce tek bir kamp adresinin belirlenmesine ve oraya nakillerine ihtiyaç var. Bu olmadan ulusal veya uluslararası kabul mümkün değil.
Göç mekanlarının dağınıklığı asimilasyon, tembellik ve yozlaşmaya yol açabilir. Asimilasyona, tembelliğe ve atıl olma tehlikesi karşısında bir arada olmaları şart.
Yine bir ay sonrası kış; yağmur, kar ve soğuklar geliyor. Kamp alanlarındaki mevcut çadırların hiç biri işe yaramaz.
Maxmur örneğinden biliyoruz ki göç edenler bir arada olmak için büyük mücadeleler ve bedeller ödediler. Başka türlü ne siyasi mültecilik durumları kabul edilirdi ne de öz yönetimlerini oluşturabilirlerdi. DTK, DBP’li belediye ve HDP’li vekillerin Êzîdîleri köylere, dağınık kamplara ve bir kısım evlere koymaları öz yönetimlerini oluşturma, siyasi ve diplomatik çalışma yapmaları önünde engel teşkil eder.
Şengal’i işgal edenler ve yağmalayanlar kuşkusuz ki insansız ve Êzîdîsiz bir Şengal arzuluyorlar. Êzîdîleri köy ve ya şehirlerde kalıcı yerleşmeye teşvik işgal edenlerin amaçlarına hizmet edecektir.
Şengal’de yaşanan katliam ve dramı dünya kamuoyuna daha iyi anlatmak, AB ve BM nezdinde girişimlerde bulunmak için tek bir kamp gerekiyor.  
Önemle belirtilmesi ve unutulmaması gereken bir husus daha var: Şengal işgalinin ardından IŞİD çetesi Maxmur’a yöneldi. Amaç örgütlü halk gücünü dağıtmaktı. Maxmur saldırısı ardından Türk hükümeti “Münferit olarak gelebilirler” diyerek asıl amacını dillendirdi. Maxmurluların 20 yıllık bir mültecilik statüsü olan önemli bir direniş merkezi. Türk hükümeti KDP üzerinden bu direniş merkezini tasfiye etmek istiyor.
Maxmur halkı Zaxo’ya, Duhok’a, Heciawa’da sokakta, camilerde barınmak zorunda bırakıldı. Şimdi o ailelere gidiliyor, deniyor ki ‘gelin bize (Irak’a yerleşme ve KDP’ye üye olmak) katılın biz size bir milyon dinar vereceğiz.’ Bu hususta DBP, DTK ve HDP’nin Türk hükümeti ve KDP nezdinde ciddi baskı yapmaya ve önlem almaya ihtiyaç var. Yoksa yirmi yıllık kazanımlar bir anda yok olabilir.
Dolayısıyla Şengal’den gelen Êzîdî göçü hususundaki dağınıklık bir an önce giderilmezse Maxmur’daki tehlike ve Rojava’daki yaşam ve özgürlük mücadelesi gözden yitirilir. Bu ise açık ki gaflet olur.
DTK, DBP ve HDP’ye diyeceğim şudur: Êzîdî göçmenlerin problemlerini çözmeye çalışırken yirmi yıllık Maxmur örneği ve Rojava’da yakın zamanda oluşturulan Newroz Kampı’na bakmanız yeterli...