Birçok Kürt çocuğu masallarda, kavuşmasına izin verilmeyen sevdalıların sığınağı olarak duymuştur ismini. Başı darda olan herkes ona sığınmış, ona sırtını dayamıştır savunmasını yapmak için. Kimseyi geri çevirmedi, yarı yolda bırakmadı. Yamaçlarındaki derin şikeftlerde çok kişiye analık yaptı, bağrına bastı. Koca Şengal dağları tarih kitapları gibi derin ve esrarlı. Ancak kitaplarla aynı kaderi yaşarcasına tarihin tozlu sayfalarında kaldı uzun süre. Kimseler tanımaz, sormaz ve uğramaz oldu buralara. Adını güzelliğinden almıştı. “Şeng” yani güzel, “al” taraf, yön. Yani güzel yer anlamına geliyor Şengal. Bu güzellik 73. fermanla bir darbe daha aldı. Bir kez daha yaralandı ki bu yara diğerlerinden daha ağır, daha acı ve daha dağıtıcı oldu. Savruldu dört yana halkı. Adını dahi duymadıkları topraklara mülteci oldu insanları.

Şengal’in adı 3 Ağustos’ta tekrar duyuldu acıyla, talanla ve katliamla. Şengal’i çıplak ayaklarla dağlara tırmanan, susuzluktan dudakları çatlamış, saçları toz içinde kalmış  insanlarla tanıdılar yeniden. Görüntülerde yazın kavurucu sıcağında kupkuru bir dağ olarak gördüler Şengal’i. Evet, Şengal artık eskisi gibi dillere destan çeşmeleri, dereleri ve akarsuları olan bir yer değil. Söylenenlere göre Musul barajının yapımı için bu bölgeye akan suların yönleri değiştirilmiş ve dereleri kurutulmuş. Fermandan kalan birkaç ağacı da kışı geçirmek isteyenler kesti. Zaten öncesinden sistem halkı teslim almak ve yeni bir fermanda sığınağından yoksun bırakmak, Êzîdîleri dağlardan uzaklaştırmak için her şeyi yapmıştı. Halkı ovalara çekip parayla kendine bağlayıp emekten, dağından ve üretimden kopararak savunmasız bırakmıştı. Şengal dağları yamaçlarındaki birkaç evlik mezralar dışında zaten çoktan terk edilmiş ve yalnız bırakılmıştı. Görüntülerde gördüğümüz tozlu Şengal yolları, kurak dağları ve sararmış arazi bizleri yanılttı. Çünkü görmediğimiz bir yer vardı. 


Çölde bir vaha 

Bir de Şengal’in tam da yüreğinin ortasında bir yer var. Çölde bir vaha. Adı Barê. Barê Köyü Şengal’in batısında, dağların eteğinde ve Abdulaziz dağlarının tam karşısında bir yerleşim yeri. Alan olarak Şengal Dağı‘yla Abdulaziz yani Kezwan dağları arasında kalan bir vadide kurulmuş bir köy. Rojava sınırıyla Irak sınırında bulunan bu köye DAİŞ çeteleri el koyunca tüm köylüler dağlara kaçmış. Dağın Barê’ye bakan yamacında çok büyük şikeftler (mağaralar) var. Belli ki bu bölge sürekli istilalara uğramış ve buradaki insanlar kendilerini savunmak için böylesi yerler yapma ihtiyacı hissetmiş.

Şengal’i kurtarmaya gelen HPG ve YJA STAR savaşçıları da uzun bir süre bu şikeftlerde kalıp ve savaşmışlar. Tarih tekerrürden ibaret dedikleri bu olmalı! Özgürlük savaşçıları da tıpkı yüzyıllar önce burada direnen atalarının izinden giderek, Kürtlüğün kalesini korumak için atalarının mekanlarında barınmışlar. Şimdi burası HPG savaşçılarının elinde. Bölgede yaşanan çatışmalarda yaklaşık 18 savaşçı yaşamını yitirmiş. Ancak tüm saldırılara karşı buraları düşmanlarına yar etmemişler. DAİŞ çetelerinin elinden bırakmak istemediği bir bölgeydi Barê. Bundan kaynaklı şiddetli çatışmalar yaşanmış ve özgürlük savaşçıları şimdi alanda hakim bir konumda.  


Her fermana direndi 

Barê‘yi Barê yapan ya da onu bu kadar vazgeçilmez kılan bu koca kurak toprağın ortasında bağrında açan çeşmesi ve incir, nar ve erik bahçeleridir. Uzaktan bakınca yüksek dağların ortasında bir cenneti andırıyor Barê. Çeşmesinden akan ab-ı hayat, zemzem suyu, ya da tüm dinlerde anlatılan kutsal su. Tüm kutsallıklardan biraz nasibini almış buralar. Yeşil cennetin gözleri kamaştıran incir ağaçları ayrı bir güzellik katıyor buralara. Bahçelerinde birçok meyve ağacı olsa da inciri dillere destandır. 

Birçok Kürt şarkılarında dile gelen Şengal incirinin merkezidir Barê. Bugünlerde bal damlayan koca incirlerinden en çok acı acı şakıyan kuşları faydalanıyor. Dallarında birbirinden güzel kuşların yuva yaptığı incir ağaçları bu durumdan hiç de rahatsız değil. Şengal’in her yerinde dramın izleri görülürken duyulan kuş sesleri kaçırılan, katledilen Êzîdîlere, Êzîdî kadınlara yakılmış bir ağıt gibi… 

Şengal’in kuraklığına yeşiliyle meydan okuyan Barê Köyü, fermanlara da direnişiyle yanıt verdi. Şengal’i enkaza çevirmeye çalışanlara karşı direnişiyle en ön saflarda yer aldı. Her ferman sonrası yemyeşil gülümseyerek hayata, halkına umut oldu. Barê, yeşil bereket, özgürlük ve direnişin sembolü olarak Şengallilere yaşamak için ilham verdi ve evlatlarını bir ana gibi kucaklayıp hayata bağladı. Hemen yanında rengarenk kelebeklerin uçuştuğu kaynaktan içilen bir bardak soğuk su, tüm yorgunluğu  alıyor. Su sihirli bir değnek gibi değdiği her karış toprağı değiştiriyor, yeşertiyor, görenleri hayran bırakıyor. 


Barê‘nin ceylanları!

Bu dağların “ceylanları” da iniyor çeşme başlarına. Barê‘nin incir bahçelerinde karşılaşıyoruz HPG ve YBŞ savaşçılarıyla. DAİŞ çetelerinin saldırısına uğrayan bu bölgede siviller kalamıyorlar. Alanın en stratejik bölgelerine konumlanan savaşçıları çölün ortasındaki bu vahada görmek burayı daha da güzelleştiriyor. Mevzideki yoldaşlarına incir toplamak için gelen bu güzel insanları ağaçların dallarına tırmanırken kadrajlarımıza misafir ediyoruz. Dalları incitmekten çekinircesine usulca uzanan elleri belki de birazdan barut kokusuyla kuruyacak. Savaşın tüm yıkıcılığına karşı yüreğinin zerafetini kaybetmeyen özgürlük savaşçıları tatlı tebessümleriyle bizleri selamlıyorlar. İncir sütüne bulanan ellerini Barê’nin ab-ı hayatında duruluyor bir kadın gerilla. Başında puşisi, üzerinde yılların anılarını biriktirdiği gerilla kıyafetleriyle su kanalının yanında oturuyor.

Fermanın ilk gününden bu yana Şengal’de bulunan gerilla Sema için kuşkusuz Barê’nin farklı bir anlamı var. Alana ilk geldiklerinde etrafları DAİŞ çeteleri tarafından sarılırken, Barê‘nin meyveleriyle onları beslediğini anlatıyor Sema. Sadece ürünleriyle değil, şikeftleriyle de kucak açıyor evlatlarına. Soğuk kış günlerinde koruyor. Köye adım atar atmaz özgürlük savaşçılarıyla gülüşleri, sevgi dolu yüreğiyle Barê‘nin güzelliği bütünleşiyor. Tepelerinde kartal misali gözcülük yapan, caddelerinde nöbet tutan ve ön cephelerde mevzilenen savaşçılar Barê’nin güzelliğine ayrı bir efsun katıyor.


NÛJIYAN ERHAN