Atakan Mahir anısına…

Vurulur bir mevsim tam ortasından sen giderken. Burulur bir yürek tebessümlerinin altında gizlenmeye çalışırken. Zaman can çekişir yokluğundan. Bir mevsim kaybolur ve yeni bir yol çizer kendisine… Sen giderken bunların farkında olmayan yoldaşım; Oysa biz tüm döngülerin ortasında duruyorduk. Zaman can çekişircesine sessizliğe çığlıklarını gönderirken kış bir sobanın etrafında yalnızlığına çömelerek ısınmaya çalışıyordu. Ve soruyordu; ‘Nerede O’? Kısa bir unutma durumunu mu yaşıyordu acaba, çünkü hepimizden daha iyi biliyordu nerede olduğunu.   

Tek bir yol gidiyordu Dersim’e gerilla patikasından. Dersim yolcusuydu. Bilenler, tanıyanlar hemen anlamıştı bunu. Dağlar ‘O’nun dilinden konuşuyordu. Ritmik bir şekilde doğa ruhunda geziyordu. Tüm yollar sana mı akıyordu? Heybetin karşısında dağlar da mı seni seyre dalıyordu? Irmaklar coşkun çılgınlıklarda sana mı akıyordu? Tarih bunların hepsine tanıklık etti bizden önce. Üzerinde yürüdüğün ve damla damla ter akıttığın o patikalar en az kendisi kadar tanıyordu seni. Sonra varıyordun uzun bir yorgunluğun ardından Dersim’e. Vardığında soğuk bir su alıyordun Munzur’dan ve Ali Boğazı’nda bir gerilla çayı demleniyordu yorgunluğun için sanki tüm zamanlar demleniyormuş gibi. Tarih kokan bu yerlerde tarih yazmanın yeminini içmiştin bir de. Dersim katliamının çocukları için çoktan amansız bir zaman ve intikam savaşçısı olmuştun.

Tanımıştın tanıklık etmesen de geçmişine. Yaşamasan da birebir yüreğinde tüm yoğunluğuyla hissetmiştin yaşanan acıları. Orada söz vermiştin kendine ve Dersim’e ‘layık bir evladı olacağım ve özgürlüğünüz için her biçimde savaşacağım’. İlk ayak seslerini duyduğunda anlamıştı ve bırakmayacaktı kolay kolay seni bağrından. Artık memleketli olmanın bir anlamı kalıyor muydu bilemem ama sen çoktan Dersimli olmuştun.

Gitme vakti gelmişti. Ama izin vermiyorlardı dağlar geri dönmeyeceğini bildiklerinde. Sen diyordun ‘her bahar ağaçların senin için tomurcuklandığını bileceksin ve gideceksin, bu mümkün müdür?’ diye. Ama Dersim çok iyi tanıyordu seni ve geri döneceğini biliyordu. Nisan’da yağmur gibi taze yağacağını Munzur’a. Temmuz yakıcılığında buz yürekleri eriteceğini. Kasım’da yaprak dökülürken senin ter damlaları dökeceğini ve Ocak’ın gerilla yüreğinde ısınacağını… Ondandır ki Dersim senin mevsiminde geleceğe sımsıkı sarılmış. Dersim pirleri kelamının arkasında dimdik durmuş. Günyüzü görmemiş bebeler senin mevsiminde doğmuş. Geçmişin intikamını almak için yürüdüğün o dağlarda böyle efsaneleştiğini tarih bilecek. Öyleyse ‘nereye gidiyorsun’ demeye gerek var mı? Gideceğin tek yer anahtarı kalbinde olan dağlar olur.

Dersim katliamında Dersim Pirlerinden bir Pir’in (kilite kao) ‘Dağların anahtarını kaybettim’ demesi tesadüf müydü? Bir gün gelip o coğrafyalarda gerillalık yapılacağını ve kilit cümlenin bir gün gelip seni bulacağını kim tahmin edebilirdi? Boşuna kaybettim dememişti Dersim Pir’i. Bir gün mutlaka o anahtarın gelip bulunacağını ve geçmişin intikamının alınacağını biliyordu. Dersim, Dersim’in tüm insanları, dağları, ırmakları, vadileri sizlere emanetti. Bir tek gerillaya açılıyordu bu yollar. Çünkü biliyordu, dağların dilini bilmeyenlerin patikalarında bir adım bile atamayacağını… Bu nedenle yoldaşım, güneş nasıl ki her gün niçin doğduğunu biliyorsa bir tomurcukta kim için açtığını biliyordur. Senin mevsiminde ısrarı bundandır. Çünkü coğrafyamıza kader olarak çizilen bu kuşatmanın yönünü onlara çevireceğini görüyorlardı.

Tüm mevsimlerin hakikatlerinin ve özelliklerinin sende varlığa kavuştuğuna sonuna dek inanıyorlardı. Çünkü Dersim için mutlak anlamda en çok ihtiyaç olan şey Umut’tu. Sahte umutlar değil hakiki ve yaşanılacak umutlar hayal kurdururdu. Bu umut ise gerillaydı. Bu nedenle de Dersim sımsıkı bağlanmıştı sana, gidişine izin vermiyordu geleceğini bilmedikçe. Tek kurtuluşunun gerillanın zafer yürüyüşündeki kararlığı olduğunu anlamıştı. Fakat bilmelisin ki gitsen bile senin mevsimin yaşanıyor o coğrafyada. Mevsimler olmadan yaşamayacağımıza göre senin mevsimindeyiz hala. Bunu unutmamanı isteriz çünkü ardından gelenler bunu hiç unutmayacak! Bunu neden bu kadar vurguladığımı olurda anlamazsın bilmelisin ki senin mevsimin olmayan diğer tüm mevsimler öldürücüdür, bitiricidir. Ama senin mevsiminde olmak her daim akışta olmak, zinde olmaktır. Asla diz çökmek değil, başkaldırmaktır!