Siz bakmayın, Mehmet Akif Ersoy’un, "hür yaşadım, hür yaşarım" narasına.
Hırsızlar, talancılar oligarşisi Osmanlı ecdatsa eğer, ta onlardan beri hep onun, bunun eteği altında sığıntı yaşadılar.
Fransa İmparatorluğu ilk sığınaktı. Britanya İmparatorluğu sonra geldi. Nihayetinde, Almaya’nın kolları arasında da can verdiler.
Osmanlı, ölürken Genelkurmay Başkanı, ordu ve cephe komutanları Alman’dı. Sarıkamış’ta donan askerlerin libası, Suriye’den kaçanların geride bıraktıkları postallar Alman malıydı.
Ve birileri gözlerimizin içine bakarak, "yedi düvelle savaşarak, büyük savaştan hür çıktık" yalanını söylüyordu.
Oysa, "yedi düvelle savaş" hayalhane zincirinin bir halkasıydı. Yoktu, böyle bir şey. Yunanlıları alkışlar ve çiçeklerle karşılamış, Karadeniz’de, dal kımıldamamış, Britanya gemileri adeta törensellikle, Payitaht İstanbul limanında demirlemişti.
Rusların Kürt kini, oradan mı geliyor bilmem ama, istila günlerinde bir tek Kürtler direndiler. Silahı olmayanlar, taş, sopa, dirgen, orak ve baltalarla, Ruslara "çek git" dediler.
Sonradan uydurulan masallara, çakma direnişlere aldırmayın, siz. Antep önlerinde, "vurun kardeşler, namus günüdür" diye haykıran efsanevi direnişçi, Maraşlı bir Kürt aşiretinin lideri Karayılan’dı.
TC’nin tapusu da, ekinde Anayasa taslağı da bulunan yedi düvel armağanıdır.
"Hür yaşadım, hür yaşarım" demek kolay, ama hürriyetin anlamını bilenler içindir, bu söz. "Gulu gulu" yapan yalaka, yalamalar için değil. Başkasının hürriyetine saygı ile hür yaşanır, çünkü.
İstanbul’da, kamuya açık alanda (parkta) Kürtçe konuşup şarkı söyleyen Metin kardeşleri hapse koyan, kuşatılmış Cizre’nin "hewar" sesine koşan liseli çocukları diri diri yakan, Kürtleri rehine görenler "hür yaşama" sözü yakışmaz. Onların ağzında kelimeler kirlenir, sadece.
Ayrıca hangi hürriyet, ayı kardeş? Hapishaneler yazarlar, sözünü söyleyen bilim adamları, her kademede Kürtlerle dolu. Daha dün, Necmiye Alpay ve Aslı Erdoğan’ın ağızlarından kurtuldu sevincini, Ahmet Şık’ı rehin alarak boğdular.
"Hür yaşayan" Türk halkına bakın siz, Adalet bakanı, 175 tane yeni hapishane inşa edileceğini müjdeliyor.
Hürlük, devletin bağımsızlığı mı? Ama, o da ne, Kore savaşına ölecek asker gönderme rüşvetiyle, NATO girip Amerika’ya sığındınız. Dönemin Cumhurbaşkanı Bayar, gelen yeşil dolarları gördükçe seviniyor, "küçük Amerika olacağız" diyordu. General Sunay da, daha sonra "Amerika, askerlerimizin donuna kadar veriyor" diye seviniyordu.
Aldığını hak etmek için, 1955’de bir masumu (Hayati Karaşahin) Komünist diye astılar. Amerikan askerleri geliyor diye, genelevleri yerlilere kapattınız. Karşı çıkan gençleri (Vedat Demircioğlu) pencereden atarak katlettiniz. "Yeniden kurtuluş" diyen Denizleri astınız.
Onun, bunun eteği altına sığınıp çıkarlarına bekçilik ederek, besleneler için, soğuk savaş yılları altın çağıydı. Ancak, gelinen günde, "bir haller"e büründüler. Birilerinin kulağına üfürmenin rüzgarına kapılıp, Osmanlı talancı ruhu izinde emperyalist havalara girdiler. NATO sırlarını da alıp Rusya’ya sığındılar.
Sığıntı halleriyle, çaktırmadan Suriye’ye yayılacak, çaktırmadan işgal edeceklerdi.
Yeni bir taklacılık dönemiydi, bu. Bu amaçla, yerdeki kanlı ve kirli tükrüklerini yalayıp yutarak, Rusya ve İran’ın yanına sıçradılar. Bir gün öncesine kadar "katil" dedikleri Esad’a, fırfırlı fırıldak maharetiyle sahip çıktılar. Hayatına "garantör" oldular.
"Senin ne işin var, Suriye topraklarında?" uyarılarına aldırışsızdılar. Doğrudan yapamadığını başaracak, dost görüntüsüyle işgalci olacaktı. Tutuklanıp aşağılanmaktan kolu, kanadı kırık, her yanı yara, bere içinde, morali ise yerde sürünen ordunun başında düm düz gidiyordu, fırıldak.
NATO ortaklığı, anlaşmalarla zımbalanmış Amerika dostluğu yoktu, artık. Rusya’nın kolları arasında ballı, börekli günler vardı.
Himayede, işgal vaziyetleri müemmendi. Kardeş IŞİD’le bayrak teslim töreni şeklinde gidiyordu, işgal. Ta ki, eli El Baba uzanana kadar…
IŞİD o zaman dişlerini gösterdi. Asıl işi talan ve hırsızlık olan ÖSO çeteleri zoru görünce kaçmaya başladılar.
Putin’in "buyur burdan al" izniyle işgale girişenler, bu aşamada Amerika’yı yeniden keşfettiler.
Hatta, şirretlikle üste çıkıp "bizi yalnız bıraktılar" dediler.
Oysa Amerika, ta başında, "onlar sınırdan sarkınca, olanlardan haberimiz oldu" demişti.
Emperyal atakları oyun, kesmeye hazırlandığı insanları da koyun sananlar, şimdi zorda. Amerika ve NATO’yu bile hatırladılar. Durun bakalım, neler olacak!...