“Şike kanununda gösterdiği sert kararlılık ve direnç, metânetin değil aslında bükülüşün emâresidir. (…)Durmayınız efendim, yola devam; ustalık devri denilen demek bu imiş! (…)Sayın Başbakan, küçük bir hatır meselesi için daha büyük bir hâtırı kaale almamaya karar verdi.”
Yazar, Şike konusunda CHP ve MHP’yi “ikna” eden Başbakan’a, eğer bunu Anayasa konusunda da yaparsa, ancak o zaman “kendisini affederim” dedikten sonra, asıl hüküm cümlesini de şöyle kurdu:
“Aksi takdirde, ‘Bir başbakan vardı’ deyip üzüleceğiz.”
Bunu nasıl yorumlamak gerekir? Zaman gazetesinde Başbakan hakkında böyle yazılar çıkıyorsa, bilinmeli ki, konu Şike konusu falan değildir. Er ya da geç gerçek nedenleri ortaya çıkacak olan bir Erdoğancı-cemaatçi çatışması, Şike Yasası vesilesiyle ortaya çıkmıştır.
Yukarıdaki sözler, Erdoğan açısından yenir yutulur sözler değildir. Asla basite alınamaz. Bu sözlerden sonra Erdoğan’ın eski Erdoğan gibi davranması mümkün değildir. Sonuçlarını ne kadar gizleyecek olurlarsa olsunlar, Cemaat sözcüsü Hüseyin Gülerce’nin dediği gibi, “AKP kendi sandalyesine tekme atmıştır.”
Bu gelişmenin demokrasi mücadelesiyle ilgisi nedir? Her şeyden önce, Kürt Özgürlük hareketi içinde “bölünme, çatlak” yaratmak için amansız bir “medya terörü” yürüten AKP ve cemaat, çok uzun zamandan beri ilk defa bu “saldırıdan”, kendi içindeki durumu ört bas etmek amacıyla “savunmaya” geçmiştir.
AKP-cemaat medyasının Kürt Özgürlük hareketiyle ilgili bütün “bölme, çatlak yaratma” çabaları sahte belgelere, sahte resimlere, masa başı haberlere, polisin “konuşturduğu” “itirafçı” ifadelerine dayanmakta.
Biz ise AKP içi ve AKP-cemaat çatlağını, doğrudan onların kendi ifadelerine, onlara ait medyada yazılanlara dayanarak sergilemekteyiz. Biz gerçeğe, onlar yalana dayanmakta.
Kısaca, bu konuyu ele almak, “asıl gündemi”n dışına çıkmak şöyle dursun, “asıl gündemin” tam merkezinde durmak anlamına geliyor. Şu soruyu sormak gerekir: Demokratik güçler kiminle mücadele ediyor? AKP-Cemaat koalisyonuyla değil mi?
O halde bu koalisyon demokratik güçler ve Kürt Özgürlük hareketinin içinde “olmayan çatlağı” yaratmak için çalışırken, bizim de, “var olan, var olduğu bizzat bu koalisyon ortaklarının ifadeleriyle kanıtlanan çatlağı” kamu oyuna duyurmamız, AKP-cemaat koalisyonunun “gücü, yenilmezliği, alternatifsizliği” yüzünden onun önünde korkuyla geri çekilenleri yüreklendirmemiz, kendi halkına ihanet edenleri uyarmamız ve demokrasi mücadelesinin kazanılacağına dair haklı inancı güçlendirmemiz gerekir.
Önderi ağır tecritte, binlerce üyesi, seçilmişi, genci, kadını hapiste olan, milyonluk trajlı gazetelerin, sayısız TV’lerin hergün, her saat ve dakika ahlaksız yalanlarıyla bombardıman ettiği bir hareketin “bölünmeden, çatlayıp patlamadan” ayakta duruşu ve direnişi karşısında, AKP-Cemaat koalisyonunun –şef yatağa düşünce- içine düştüğü aczi, çalkantıyı karşılaştıran herkes, bugünü bırakalım, gelecek açısından, kimin daha güçlü, kimin daha güçsüz olduğunu kolayca anlayacaktır. Yeter ki, biz ona bu karşılaştırma imkanını verelim. Gazetecinin görevidir bu.
Hepsi de bu kadar. “Çatlak” deyince “acaba bu çatlak içinde hangisi daha iyi?” sorusu akla geliyor elbette. Ama bence, asıl işte bu soru “gündemi” berbat eder. Şu aşamada, henüz “çatlağın” gerçek bölünmeye yol açmadığı, AKP-Cemaat Koalisyonunun halka karşı bütün silahlarıyla saldırıyı sürdürdüğü koşullarda böyle sorular anlamsızdır. “İç analitik değerlendirmelerinde” ele alınsa bile, pratikte bugün için her hangi bir anlamı yoktur. “Al birini, vur ötekine…”
Şimdi bu “çatlağı” gözler önüne seren Şike Yasasıyla ilgili demokratik güçlerin karşısına çıkan şu imkan üzerinde ne kadar durulursa o kadar yeridir: Cezalarda “indirim” sayesinde tutukluluk yoluyla cezalandırmaya karşı mısınız? O nedenle mi kendi elinizle ağırlaştırdığınız Şike suçuyla ilgili yasayı şimdi yeniden değiştiriyor ve cezalarda indirim yaparak tutukluluk mağdurlarını serbest bırakmak istiyorsunuz? Çok güzel. Bravo… Ama dürüst, namuslu, adaletli ve vicdanlı bir iktidar bu işe, şikecilerden, vurgunculardan, hilekarlardan, dolandırıcılardan mı başlar? Adalet işine, tutuklulukları çoktan cezaya dönüşen gazetecilerden, milletvekillerinden, belediye başkanlarından, silahsız, yasal sivil siyasetçilerden değil de, şikecilerden başlayanın bu “ameli” vazgeçtik “hukuk”tan, “şeriat”a da uymaz.
Evet! Yasalar gözden geçirilmelidir. Giderek akıbeti meçhul hale gelen Anayasanın demokratik olacağına inanmamız için, Anayasa’dan önce, onun yolu üstündeki engeller kaldırılmalı; en önce Terörle Mücadele Kanunu denilen “terörist” yasa iptal edilmelidir.
Öyle ya! Şikeciler hapisten çıktığı zaman bu “vatana” hizmetleri ne olur bilmeyiz. Ama binlerce BDP’linin hapisten çıkması bir tek sonuç doğurur: Kürt sorununda barışçı çözümün ve demokratik anayasanın yolu, onların özgürüğü ile açılır.
Hangisi iyi?