Louvois’nın mektubu Pignerol’a getirilecek tutuklunun çok önemli biri olduğunu ortaya koyuyordu. Ülkenin en güçlü ikinci adamı olan Louvois’nın basit bir mahkum nakli için bir ay önceden bir valiye mektup yazması hiç de olağan bir durum değildi. Louvois’nın istekleri de bunu destekliyordu. Vali Saint-Mars’a verilen kesin talimatta Dauger’in tutulacağı zindanın dışarıdan dinlenememesi için aralarında mesafe olan birden fazla kapı yapılmasını istemişti. Louvois ayrıca mahkumu sadece valinin kendisinin günde bir kez göreceğinin ve temel ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini yazmıştı.
Louvois şunları söylüyordu: „Yeni mahpusunuza bir dua kitabı verebilirsiniz. Eğer başka kitaplar isterse onları da verin. Fouquet’le aynı yerde olmamak koşuluyla. Pazarları ve bayram günlerinde Fouquet’e tanıdığın hakları ona da tanıyabilirsin. Bu anlarda kaçmaması ya da birisiyle konuşmaması için gerekli önlemleri almalısın. Eğer ölümcül herhangi bir hastalığa yakalanmadığı sürece, istiyorsa, onu yılda 3-4 kez ziyaret edecek bir papaza izin verebilirsin.“
Halen Fransız arşivlerinde bulunan bu mektubu inceleyen tarihçiler ilginç bir gerçekle karşılaştı. Mektupta iki farklı el yazısı vardı. Metinde Eustache Dauger ismi başka biri tarafından mektuba sonradan eklenmişti.
Mahkum, Dunkirk garnizonunun komutanı Alexandre de Vauroy tarafından Calais’te teslim alınarak Pignerol’e getirildi. Vauroy mahkumu teslim alırken ona ne olursa olsun mahkumun yüzündeki kadife maskenin açılmasına izin vermeyecekti.
İşte o gün ilk kez ortaya çıkan ve 1703’te Bastille’de ölen o maskeli adam 300 yıldan beri hakkında efsaneler üretilen, Voltaire, Pagnol, Jung, Dumas gibi yazar ve düşünürlerin eserlerine konu olan „Demir Maskeli Adam“dı. Dünya tarihinin en gizemli mahkumu...
9 Kasım 1671 de Saint-Mars, Savaş Bakanı Louvois’a gönderdiği mektupta maskeli mahkumdan bahsederek „Onu M. Fouquet in kaldığı yerin üstünde bulunan kemerli iki odaya kapatacağım; bunlar sizin kendi sınadığınız ve demir çubuklarla kapatılmış pencereleri olan odalar..Odalar, delikler açarak içeriyi gözetleyebileceğim bir biçimde yapılıyor. Emrettiğiniz gibi, hizmetçiden ona neler söylediğini ve ne yaptığını da öğreneceğim“ der.
Maskeli tutuklunun varlığına dair ilk açık ve somut kanıt Bastille’de 1690-1706 yılları arasında görev yapan Etienne du Junca adlı teğmenin günlükleridir. Junca’nin günlüğünde 18 Eylül 1698 tarihinde saat 3 sıralarında Bastille’in yeni idarecisi Saint-Mars’ın yanında yüzü siyah kadife bir maskeyle kapatılmış bir mahkumla birlikte geldiğini yazıyordu. 1669’da Pignerol’e gönderilen maskeli mahkum tam 29 yıldır zindandaydı.
Paris’e doğru gidilirken, St. Mars Villeneuve yakınındaki şatosunda kısa bir süre konaklamış ve „Demir Maskeli Adam“ oradaki birkaç kişi tarafından tabii ki maskeli olarak görülmüştü, uzun boyluydu, düzgün beyaz saçları vardı. St. Mars mahkumuyla beraber yemek yerken, servisi yapan uşaklar, masanın üzerinde mahkuma yöneltilmiş iki tabancanın bulunduğunu görmüşlerdi.
Junca’nın verdiği bilgilere göre maskeli mahkum uyumlu biriydi, şikayet etmiyordu ama ona son derece iyi de davranılıyordu. Yüzü maskeli bir şekilde pazar günleri ya da dini bayramlarda ayinlere katılmasına izin verilen mahkum bunun dışında hep üç kilitli kapının ardındaki hücresinde tutulurdu.
Junca günlüğünde 19 Kasım 1703’te adını bilmediği maskeli mahkumun zindanda öldüğünü yazdı. Mahkumun gömülürken dahi yüzü açılmadı. Bütün eşyaları yakıldı. Kaldığı zindanın tüm duvarları, zemini ve tavanı kazınarak yeniden sıvandı. Ve ölüm kayıtlarına ismi Machiolly olarak geçti.
Maskeli mahkum Pignerol’de o kadar ünlü biri değildi. Hakkında ufak tefek söylentiler çıkmıştı. Maskeli mahkumun asıl ünü Bastille’ye getirildikten sonra arttı. Herkes onun kim olduğunu merak ediyordu. Yavaş yavaş tarihin üzerinde en çok tartışılan mitlerinden biri oluşmaya başlıyordu.
Mahkumun ölmesinden sonra bu söylentiler iyice arttı. Onla birlikte kaldığını söyleyen mahkumlar mektuplarında ona ilişkin hikayeler anlattı. Mahkumun kraliyet ailesinin üyesi olduğu bizzat XIV. Louis’in kardeşiyle evli olan Prenses Palatin tarafından iddia edildi. Böylece iki yüzyıl sürecek hikayenin ayakları oluşmaya başladı.
Voltaire’ye göre mahkumun taktığı maske demirdendi. Yüzüne iyice yerleştirilen maskenin alt çeneyi kavrayan kesimi ağız hareketlerine paralel olarak hareket ediyor ve böylece mahkumun maske takılı halde yemek yemesi sağlanıyordu. Mahkumun yüzündeki maskeyi çıkarmaya çalışması ya da maskesinin çıkarılması halinde onu vurması emredilen iki asker sürekli başında bekliyordu.
Peki kimdi o?
Maskeli mahkumun ölümünden sonra 1715 yılında ilk kez Fransız yazarları onun kimliğini tartışmaya başladı. Neden ona maske taktırılıyordu?
Bu konudaki rivayetlerin en ünlüsü maskeli mahkumun kral Louis XIV’ün ikiz kardeşi olduğudur. Doğum sırasında tahtın varisi konusunda bir karışıklık yaşanmaması için ikiz kardeşlerden biri ayrı büyütülür. Ancak büyüyen çocuk gerçek kimliğini fark ettiği zaman yüzü maskeyle kapatılarak zindanlara atılır.
Voltaire de 1770’lerde maskeli mahkumun Louis XIV’ün kardeşi olduğunu ama ikizi olmayabileceğini yazdı. Ünlü yazar mahkumun bu nedenle yüzünün kapatıldığını ve cezaevlerinde üst düzey muamele gördüğünü anlattı. Yazar hatta maskeli mahkumun bir keresinde gümüş bir tabağın üzerine bir yazı yazarak dışarı fırlattığını bunu bulan bir kişinin yakalandığını ancak okuma yazma bilmediğinin anlaşılması üzerine serbest bırakıldığını söyledi.
Maskeli adamın kimliği halen de gizemini koruyor. Eustache Dauger kimliği konusunda hiçbir tanıtıcı ize ulaşılamadı. Ama birşey hariç; Kral’ın Muhafızları’ndan bir teğmen dikkat çekiyordu; teğmenin ailesinin adı Cavoye idi ve Picardy yöresi Kraliyet tarafından aileye verildikten sonra bu adı kullanmaya başlamışlardı. Teğmenin doğum tarihleri vardı ama ölümü belirsizdi, kendisi ve kendisiyle ilgili herşey 1668’den sonra kaybolmuştu. Altı kardeştiler ve dördü savaşlarda ölmüştü. Beşinci kardeş Louis Cavoye yani söz konusu muhafız teğmeni, Kral’ın çok yakınıydı ve bir Marki düzeyinde muamele görüyordu. Ama Louis başını derde sokmuş ve saray entrikalarına gırtlağına kadar gömülmüştü. Özellikle de, Kral’ın metresi Madam de Montespan’ın yönettiği Kara Büyü ayinlerinde baş roldeydi, şeytana tapıyorlar ve bebekleri kurban ettikleri söyleniyordu. Ve derken Louis Cavoye ortadan yokoldu; Eustache Dauger o muydu? „Demir Maskeli Adam“ - Dauger ve Cavoye aynı kişi miydiler? İz burada bitiyor ve ardında minik bir ipucu bırakıyor. Daha eski çağlarda Kara Büyü ile uğraşanlar yakalandıklarında yüzleri kapatılır ve kimse ile konuşmalarına izin verilmezdi.
Diğer ihtimal ise İtalyan bir prens olan Antonio Ercole Matthioli olmasıdır. Venedik ve Fransa arasındaki görüşmelerde yer alan Matthioli’nin iki taraflı çalışması nedeniyle taraflar savaş durumuna gelmek üzereydi. Matthioli 1679’da yakalandı ve yakalanma kararı üzerinde „Bu adamın ne olacağını hiçkimse bilmemeli“ yazıyordu. Mathioli de bu nedenle maskelendi.
Maskeli mahkumun kim olduğunu daha yüzyıllarca tartışacağa benziyoruz. Belki artık bugün yeni romanlara konu olmasa da her dönemde konuşulacak, anlatılacak gizemi bir hikaye olarak tarihe geçmiş durumda.
SERDAR EROÐLU: Tarihin en gizemli mahkumu