Savaş her yaşandığında iğrençliği de tırmanır. Politik temayülü dışında varıyla yoğuyla insanın ölüme ve belirisizliğe kaptırıldığı bir yöndür. Her savaş yıkıcıdır ve bakiyesi yokluk üzerine kuruludur. Ve hiçbir savaş acısının bir diğer tarafa üstünlüğü de yoktur.
Ama Kürt savaşının kavranma, evrensel düzlemdeki biçimi ve bu savaşa dair ki düşünüşümüzde bir vahimlik var. Var, çünkü Kürt savaşıda Kürt sorunu gibi egemenlerinin elinden parça parça sıyrılarak varıllaşıyor.
Bu açıdan Kürt savaşının taşrada geçen modern dışı, yasasız, mekansız, gündemden uzak, dere, mağara ve köylerde geçen ağır tarihi bilançosu artık modern zamanın içinde. Ve içkinlik taşınmasıyla beraber hepimizin de bu savaşın niteliği karşısında afallamamızda kaçınılmaz.
Kürt hareketine dek yaşanan isyan süreçlerinin büyük ortak politikaya evrilmemesinin en yakıcı tarafı savaş faturasının sadece hikayenin ait olduğu yerde kalmasıyla sınırlıydı. Ve bu dört egemenin politik başarısıydı. Ama Suriye savaşı Pandora’nın Kutusu misali Kürt savaşında egemen ve ezilenin kaderini fena halde yıktı geçti.Zira Kürdistan, Polonya-Varşova, Berlin-Prag ayarında savaşlardan geçmiş, sokakları en az onlar kadar yorgun ve yıkıktı zaten. Ne var ki Kürt savaşı taşrada sürüyordu. Devletler kendi yönlendirmesiyle savaş istediği gibi yansıtabiliyordu.
Gericiler, firariler, caniler, din düşmanları, millet düşmanı ve dış mihrak mitosu dört parçalı Kürt savaşının taşra ayağında kullanılan uzun vadeli propogandalar oldu ve bütün Kürt realitesinin modern ölçeğe girişini engeleyen unsurlar olarakta sosyo kültürel barajlar kurdu.Bu barajlamanın en nihai noktası Kürtlerin yerel ya da geneldeki statüsüzlüğü oldu. Toplumsal süreğenlik içinde egemenlerinin en rahat kartıda buydu. Zira ortada ne toplumsal bir engel, ucu bucağından evrensel bir dokunulmazlıkları vardı Kürtlerin.
Ancak son savaşın ağır yıkımına rağmen taraflara dayattığı pek çok gerçekte var. Hem egemen olanın savaşı minimalize etme manipülasyonu, hem de tüm Kürtlerin politik, tarihi varlıklarını sahiplenmedeki yaklaşımlarına kaçınılmaz seçim dayatılmaktadır.
Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız (ki kendisini tenzih ederek) Cizre’de intihar ve akıl sağlığını yitirme vakalarının artmaya başladığını açıkladı. Bu sav aslında Kürt savaşındaki kayıt dışılığın ve tahribatının politik ortam ve algılara nasıl yerleştiğinin yukarıdaki izahına örnektir.
Oysaki 90’lı yıllarda akıl sağlığını, sadece batman merkezli kadın intiharları ve sokaklara düşen kadın ve çocukların sayısını araştırma ve anlamaya dair engelleri yıksaydık, bugün sokak sokak süren savaşın nedenselliğide daha erken çözülürdü. Bu savaş her iki toplumun yaşamında öncesi ve sonrasıyla özelde de kırk yıldır ev ev, sokak sokak insan insana yıkıp dökmeye delirtme, yoksullaştırmaya ve kaybettirmeye devam ediyor.Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz, HADEP’in iki yöneticisiydi. sağ gittikleri karakoldan dönemediler. Ne saç telleri, ne cüzdanları hatta saatlerinin durdurulduğu an bile çıkarılmadı ortaya protestolar, yürüyüşler, politik izahatlar onların ölümünü bile doğrulatamadı...doğrulatamadı, çünkü savaşının gerçek bir savaş olduğunu yeterince idrak edecek kadar savaşa yakın değildik.
Şimdi Sur, Cizre ve Silopi’de niye niye diye soruyoruz... niyesi yok.. yok... neredeyse bir asırdır bu iş oluyor ve biz sadece olmuşu duyup oluşuyorduk. Oysa şimdi herşey açık yakın ve göz önünde herşey sadece modern zaman ve icatları sayesinde ekranlarımızda.
Hurşit Külter...bir politikacı..nasıl ve niçin ordaydı tam tamına bilemiyoruz. Ama sağ alındı, sağ aldılar ve sessizce bekliyorlar!Bekliyorlar ki hepimiz tıpkı hergün dünyanın sayısız mahalinde olduğu gibi sağ olanın yokluğuna alışalım.Alışalım ki... akıbetsizliğimizi unutalım.
Şimdi ekranımızda görüyoruz, Hurşit Külter nerede?
Tıpkı Arjantin’deki, İtalya’daki, Silopi’deki nice genç adamlar gibi, nerde resimleri bile zamana tutunmayan akibetsizlerimiz!