
Cameron'a vazgeçmek için bir sebep gerekiyor
Genel olarak David Cameron ve burjuvazinin çıkarı bu dönem Avrupa Birliği içinde kalmaktan geçiyor. Tabii David Cameron'ın AB içinde kalma önerisini yapmadan önce AB’yle yaptığı görüşmelerin bir başarı olduğunu göstermesi ve böylece referandum öncesi seçmenlere "AB içinde kalmalıyız" çağrısını yapabilmek için bir sebep yaratması gerekiyor.
AB ile 4 konuda pazarlık yapılıyor
Avrupa Birliği içinde kalıp-kalmama konusunda yapılacak referandum en kısa zamanda yapılacak (2017 Haziran'ında yapılması öngörülüyor) ve bu yüzden görüşmelerin şimdiden gerçekleşmesi ve sonuçlanması gerekiyor. Görüşmelerin ana başlığını 4 madde oluşturuyor. Bunlar ekonomik yönetim, rekabetçilik, göçmenlik ve bağımsızlık. Bu dört başlığı özetle şöyle açıklayabiliriz;
Ekonomik yönetim: AB’nin tek para biriminin Euro olmadığının kabul edilmesi ve Euro bölgesi dışında kalan ülkelerin maddi yönden zarar görmeyeceklerinin güvence altına alınması.
Rekabetçilik: Aşırı regülasyonların getirdiği yükün hafifletilmesi ve ortak piyasanın genişletilmesi konularında hedefler belirlenmesi.
Göçmenlik: AB göçmenlerine yapılan yardımlara kısıtlamalar getirilmesi ve bununla birlikte 4 yıldan kısa süre İngiltere’de ikamet eden göçmenlerin parasal yardım almasının önüne geçilmesi.
Bağımsızlık: İngiltere’ye AB’nin siyasi entegrasyonlarının dışında kalması için izin verilmesi ve dolayısıyla AB yasalarını engellemek için ulusal parlamentolara daha büyük yetkiler verilmesi isteniyor.
İşsiz göçmenlerin sınır dışı edilmesi isteniyor
Bunların yanında, göçmenler için getirilmesi istenen kısıtlamalardan bazıları ise şöyle:
* Göçmenlerin Birleşik Krallık dışında bulunan çocukları için parasal yardım almasının durdurulması.
* Ülkeye gelen göçmenlerin 6 ay içinde iş bulamaması halinde sınır dışı edilmeleri.
* Göçmenlerin, AB vatandaşı olmayan aile bireylerini ülkeye getirme haklarında kısıtlamalara gidilmesi.
Britanya göçmen değil işçi istiyor
Avrupa’da yabancılara karşı düşmanlığın yaygın olduğu dönemde en çok konuşulan ve tartışılan madde göçmenlikle ilgili. Britanya, göçmenliği engelleyerek ve kendi ihtiyacına uygun işçi seçme yetkisini elinde bulundurmak istiyor. Böylece sermaye için dolaşım serbest iken işçiler için seyahat özgürlüğü sadece sermayenin ihtiyacı kadar serbest ve özgür olacak.
Cameron'ın vaadi seçim endeksliydi
Avrupa Birliği konusundaki referanduma gitme kararı David Cameron’ın seçim vaadiydi ve hakkını vermek gerekirse bunu yürürlüğe koydu. Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) gibi gerici ve faşist partilerin yükselişe geçtiği bir dönemde referandum sözü vermek seçimi kazanma taktiklerinden biriydi. Cameron için AB konusunda yapılacak referandum kendinin temsil ettiği burjuva kesimler tarafından 'ihanet' olarak görülecek bir adım. Ama şu an olan Cameron'ın biraz karizmayı çizdirmemek adına biraz da ülkesi için çetin pazarlıklar yapan 'halk kahramanı' olarak görünme isteğinin dışında birşey değil.
Pazarlıklar en çok göçmenleri vuracak
AB ile yapılacak pazarlıkların sonunda en çok zarar görecek kesim ise İngiltere ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşayan göçmenler olacaktır. Bu görüşmelerin akabinde yabancı düşmanlığı artacak ve en temel haklar gasp edilecek gibi görünüyor.
'Nazi dönemi'ni andırıyor
"Hitler" ve "Naziler" denince aklımıza ilk gelen şey "gaz odaları" ve "insan kıyımları" oluyor.
Nazi Almanyası'nın ilk dönemlerinde ne olduğunu araştırsanız insanların dışlandıklarını, ötekileştirildiği ve bölüp-yönetildiklerini görebilirsiniz.
Cameron’ın ve aslında Avrupa Birliği ülkelerinin genelinin söylemlerine bakıldığında "Nazi dönemi"ne benzer gelişmelerin yaşandığını görmemiz mümkün.
Nedir o benzerlikler?
Ülkede ırkçılığı kışkırtmak için önce siyasetçiler önyargıların gelişmesi için söylem de bulundular, 'onlara' karşı 'biz' mantığı parlemento tartışmalarıyla yükseldi.
Kendisi dışında olan diğerlerine karşı nefret söylemleri bununla beraber başladı. Önce temel haklara saldırıldı sonra evler yakıldı ve insanlar öldürüldü. Daha sonra sıradan insanların göz yumdukları yıkıcı bir gelişme yaşandı. "Ötekiler" ya da "diğerleri" gittikten sonra saldırılar işçilere, ilericilere ve demokratlara kadar geldi ve binlerce insan bu süreçte hayatını kaybetti. Bertolt Brecht’ın dediği gibi "Sıra bana geldiğinde, etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!"
David Cameron’ın yaptığını o döneme kıyaslamak zor olsa da buna benzer bir etki bırakacak gibi görünüyor.
Göçmenler en kolay hedef
Göçmen toplum, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın her yerde en kolay saldırabilinecek kesimi temsil ediyor. Bu anlamda 'halk kahramanı' olma duygularını Cameron bugün en çok göçmen kesimler üzerinden yapıyor demek yanlış olmaz. Son 6 yıldır şiddetle uygulanan tasarruf politikalarının temel yaşam haklarının kötüleştirilmesi yanında ekonominin istenilen düzeni gelmemesinin sebebi ancak böyle kapatılır olsa gerek.
Tesadüfün böylesi!
Britanya Maliye Bakanı George Osborne’nun teknoloji devi Google başta olmak üzere büyük şirketler ile yaptığı komik sayılabilecek vergi anlaşmalarının tam da AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’la göçmenler üzerinden pazarlığa girişilmesine denk gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Dünya çapında yaşanan vergi adaletsizliği en son Google şirketine yapılan büyük indirimlerle daha da belirgin hale geldi.
Google'a vergi indirimi yapılıyor
Zira Google ve İngiltere hükümetinin bu ayın başında yaptığı 130 milyon poundluk anlaşmanın "yasaların uygulanması yerine pazarlıkların ürünü" olduğu aşikar. Google ve İngiltere arasında imzalanan vergi anlaşması, muhalefetteki İşçi Partisi tarafından da eleştiriliyor. İşçi Partisi anlaşmaya "al gülüm ver gülüm anlaşması" adını verirken, Londra'nın muhafazakar Belediye Başkanı Boris Johnson da ödenen miktarı "devede kulak" olarak nitelendirdi. Avrupa Komisyonu da İskoçya Ulusal Partisi'nin anlaşmanın yasaya uygun olmadığı yönündeki şikayetlerini dikkate aldığını belirtmiş ve konuyu incelediklerini duyurmuştu.
İşçilerin hakları gasp ediliyor
Görüldüğü üzere Britanya’nın AB’yle yaptığı görüşmelerde dünya çapında kurum vergilerinde yaşanan adaletsizliğin önüne geçmek için öncü olmak gibi bir derdi yok. Buna karşın yaşam mücadelesi veren işçilerin en temel haklarını elinden alabilmek için bütün uğraşlar veriliyor. Burjuvazinin asıl söylediği: Sermaye sınırları geçmekte özgür olsun ama işçiler ikinci bir emre kadar sınırda beklesin.
* İngiltere'nin başkenti Londra'da faaliyet gösteren Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi'nin (DAY-MER) Yönetim Kurulu Üyesi