Türkiye’de 'milli ve yerli' olmayan sermaye giderek artıyor.

Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının çoğu yabancı sermayeli, hiçbiri ise 'milli' değil. Sanayide yabancılaşma 17 yıllık AKP iktidarı boyunca giderek derinleşti. Cumhuriyet’ten Ozan Gündoğdu, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarına mercek tutarak günümüze gelidi.

TEKEL, TÜPRAŞ, Şeker fabrikaları…

Sanayi kuruluşlarının tepesine yani ilk 10’a ve ilk 20’ye odaklanıldığında sermayenin yabancılaşması göze çarpıyor. 2002’de üretimden satışlara göre en büyük 10 sanayi kuruluşunun 7’si ilk 20 sanayi kuruluşunun ise 13’ü tamamen 'yerli' sermayeliydi. İlk 10’daki sanayi kuruluşları Elektrik Üretim AŞ, Türkiye Şeker Fabrikaları ve TEKEL yıllar içinde özelleştirildi. TEKEL sigara fabrikaları 2006’da British American Tobacco’ya devredildi. İçki fabrikaları ise önce Mey içki’ye daha sonra da 2004’te İngiliz Diageo şirketinin eline geçti. Türkiye Şeker Fabrikaları’nın çoğu Cargill’e ve başkaca özel şirketlere satıldı. Elektrik Üretim AŞ ise santralları Cengiz, Limak, Bereket, Çelikler gibi şirketlere satıldığı için ilk 10’daki yerini koruyamadı. Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu olan TÜPRAŞ ise 2002’de yüzde 65 oranında milli, yüzde 100 oranında yerli sermayeliyken 2004’te Tataristan merkezli Tatneft’e satıldı. Daha sonra satış Ankara 10. İdare mahkemesi tarafından iptal edilince TÜPRAŞ’ın kamunun elindeki yüzde 65’lik hissesi KOÇ-Shell ortaklığına satıldı.

Sanayi’de ilk 10 'milli' değil

Böylece 2002’den 2018’e gelindiğinde sanayinin tepesinde milli sermayeli kuruluş kalmadı. Bugün en büyük sanayi kuruluşlarının hiçbiri milli sermayeli değil.

2002’de ilk 10 kuruluşun;

  • 7’si yüzde 100 yerli sermayeli
  • 3’ü yüzde 100 yerli ve milli sermayeli

İlk 20 kuruluşun;

  • 13’ü yüzde 100 yerli sermayeli
  • 4’ü %100 yerli ve milli

2018’de ilk 10 kuruluşun;

  • 5’i yerli sermayeli
  • Hiçbiri yüzde 100 yerli ve milli sermayeli değil

İlk 20 kuruluşun;

  • 11’i yerli sermayeli
  • Hiçbiri yüzde 100 yerli ve milli sermayeli değil.

Yanlışın faturası ağır

Geçen yılı artan maliyetler, düşen üretim, üretim açığının ithalatla kapatılması ve fahiş gıda zamlarıyla geçiren tarım sektörü, 2020’ye de sorunlarla girdi.

TMMOB Ziraat Mühendisler Odası (ZMO) Başkanı Özden Güngör’ün özetlediği 2019 tarım karnesine ilişkin sonuçlar şöyle:

  • Tarımsal üretim için gerekli girdi maliyetleri 2019’da yüzde 35-120 arttı. Son bir yılda süt yemi yüzde 35 zamlandı. Çiftçi 2018’de canlı danasının 1 kilo ortalama satış fiyatı ile 13.2 kilo besi yemi alırken 2019’da 10-11 kilo alabildi. Elektrik yüzde 100, zirai ilaç yüzde 70-120 aralığında zamlandı.
  • Tarımdaki toplam nakdi krediler 2019 Ocak’ta 102.7 milyar TL iken kasımda 108.3 milyar TL’ye çıktı. Batık kredi miktarı da ocak-kasım aralığında 3.9 milyar TL’den 5.1 milyar TL’ye yükseldi.
  • 2002’de Çiftçi Kayıt Sistemi’ne üye 2.8 milyon çiftçi varken, bu sayı 2019’da 2.1 milyona düştü. Yani son 17 yılda 700 bin kişi üretimden vazgeçti. Son 17 yılda 26.5 milyon hektar olan tarım arazileri 23 milyon hektara indi.
  • Gıda fiyatları 2019’un ilk 11 aylık döneminde yüzde 36.3, son bir yıllık dönemde ise yüzde 39 arttı. Ancak fahiş zamların yaşandığı kuru soğan, patates, biber gibi bazı ürünlerin fiyatları, dönemsel olarak yüzde 100’ü aştı. Yıl genelinde sebze fiyatları, et fiyatlarıyla yarıştı.

KOBİ’lerde kayıp büyük

TEPAV verilerine göre, son bir yılda küçük ve orta boy işletmelerde çalışan sigortalı işçi sayısı 441 bin kişi azaldı ve 11 milyon 417 bine düştü.

Ekonomik krizin emekçiler üzerindeki olumsuz etkileri, açıklanan her yeni veriyle daha iyi ortaya çıkıyor. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) yeni “İstihdam İzleme Bülteni”ne göre, Eylül 2019 itibarıyla son 1 yılda sigortalı işçi sayısı (4a) yüzde 2.5’lik (368 bin 293 kişi) azalışla 14 milyon 440 bin 956 kişiye indi. Yine esnaf ve çiftçi (4b) sayısı yüzde 1 (27 bin 524 kişi) azalışla 2 milyon 783 bin 328 kişiye inerken, kamu çalışanı (4c) sayısı yüzde 1.8k (53 bin 723 kişi) artışla 3 milyon 55 bin 436 kişiye çıktı.

4a’lılar kapsamında en dikkat çekici düşüş ise küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ) görüldü. Bu tür işletmelerde çalışan sayısı son 1 yılda yüzde 3.7 (440 bin 983 kişi) düşüşle 11 milyon 417 bin 99 kişi oldu. KOBİ türü işletme sayısı da yüzde 1.3 (24 bin 290 işletme) azalışla 1 milyon 857 bin 462 adede indi.

Öte yandan, son 1 yılda 4a’lı çalışan sayısı en fazla azalan sektör yüzde 34.2 (405 bin 299 kişi) ile 778 bin 829 çalışana gerileyen bina inşaatı sektörü oldu.

Türkiye son sırada

Avrupa’da kişi başına düşen araç sayısına bakıldığında Türkiye son sırada yer alıyor. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde 2016’da 100 kişiye 50.5 otomobil düşerken aynı sene Türkiye’de yüz kişiye 14.2 otomobil düşüyor.

Türkiye gibi aday ülkelerden Kuzey Makedonya’da 100 kişiye 19 araç düşüyor. AB ülkelerinde kişi başına da en düşük oran ise yüzde 26.1 ile Romanya’da. Bu ülkeyi yüzde 33.8 ile Macaristan takip ediyor. Kişi başına düşen araç sayısında yüzde 66.2 ile Lüksemburg ilk sırada yer alıyor. Bu ülkeyi İtalya (yüzde 62.5), Malta (yüzde 60.5) ve Finlandiya (yüzde 60.4) takip ediyor.

Türkiye dünya ekonomi sıralamasında Avrupa’da beşinci büyük ülke olmasına rağmen gerek nüfusun büyüklüğü gerekse kişi başına düşen milli gelirden dolayı bu sıralamada son sırada yer alıyor. Ancak asıl önemli faktör otomotivde uygulanan çok yüksek özel tüketim vergisi. Ayrıca yine Türkiye’deki yüksek akaryakıt fiyatları da başka önemli bir faktör olarak dikkat çekiyor.

 
 

Yeni yıl  zamla başladı

Türkiye yeni yılın ilk saatlerine zamla uyandı. Özel şirketlerin işlettiği Osmangazi köprüsü ve 3. köprüye yüzde 14 zam yapıldı.

Yeni tarifeye göre Osmangazi Köprüsü’nden geçen bir otomobilin geçiş ücreti 118 liraya 3. Köprü’den (Yavuz Sultan Selim Köprüsü) geçiş ücreti ise 22 liraya yükseldi. Araç büyüdükçe geçiş ücretleri de artıyor.

Yeni vergilerin ve zamların yılı

  • Konaklama vergisi: Yeni yılda tatile çıkacaklardan artık Konaklama Vergisi alınacak. Konaklama Vergisi geceleme başına 31 Aralık 2020 tarihine kadar yüzde 1 olarak alınacak. Daha sonra bu oran yüzde 2'ye çıkacak. Konaklama Vergisi'ni vatandaş ödeyecek.
  • Dijital hizmet vergisi: Yeni yılın diğer yeni vergisi Dijital Hizmet Vergisi oranı yüzde 7,5 olacak. Dijital Hizmet Vergisi’nin mükellefi dijital platformlarda hizmet sunan şirketler olsa da vergi tüketicilere yansıtılacak.
  • Motorlu taşıtlar vergisi: Yeni tarifeye göre yurttaşlar 2019’da ödedikleri verginin yüzde 12 fazlasını ödeyecek. Vergi ocak ve temmuzda vergi dairelerine yatırılacak.
  • Pasaport harcı: Tüm pasaport harçlarına yüzde 22,58 zam yapıldı. 1 yıllık pasaport harcı 248,4 liradan 304,5 liraya çıkarıldı.
  • Ehliyet harcı: Yeni ehliyet çıkaracak olanlar ve ehliyetini yenilemek isteyenler yüzde 22,5’lik zamma katlanacak. 2019’da 196 lira olan harç bedeli bu yıl 240 liraya çıkarıldı.
  • Trafik cezaları: Yeni yılda tüm trafik cezalarına yüzde 22,58 zam yapıldı.
  • Doğalgaz dağıtım bedeli: Dağıtım şirketleri tarafından uygulanacak abone bağlantı bedeli 656 lira 70 kuruşa çıktı. Bağlantı bedeli 2019 yılında 594 lira olarak belirlenmişti.

Yolcu beklemek paralı

İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri İsmail Şanlı, güvenlik komisyonunda alınan karar gereğince, terminalde pankart kaldırarak yolcu bekleme uygulamasının sonlandırıldığı açıkladı. Yeni uygulamaya göre yolcu karşılayacaklar için yeni bir alan oluşturulacak. Bu alana geleceklerden 31 Mart’tan sonra ücret alınacak.

 
 

Kaçak elektrik yoksulluğun sonucu

Kuzey Kürdistan’da elektrik dağıtım şirketleri jandarma eşliğinde enerji kaybının önüne geçmek için baskınlar düzenliyor. Bu baskınları “insanlık dışı” olarak nitelendiren Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Diyarbakır Şube Başkanı Mehmet Orak, "kaçak elektrik" kullanımının yoksulluktan ve işsizlikten dolayı olduğunu belirterek, çözümün ihtiyacı olan insanlara enerjinin bedelsiz olarak verilmesi olduğunu dile getirdi.

Bölge illerinde elektrikte kaybın önüne geçmek için Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) ve Van Gölü Elektrik Dağıtım A.Ş. (VEDAŞ) ekipleri jandarmayla beraber bir süredir baskınlar düzenliyor. Kimi yerde ise bu operasyonlar drone yardımıyla yapıldı. Bu baskınlardan biri 5 Aralık’ta Hakkari’nin Gever ilçesine bağlı Dilekli köyüne gerçekleştirildi. Saat 05.30 sıralarında yüzü maskeli jandarmayla birlikte yapılan baskında 45 yaşındaki Fahriye Gürbüz kalp krizi geçirerek olay yerinde yaşamını yitirmişti. Geçtiğimiz günlerde ise Amed’in Sur ilçesine bağlı Büyükkadıköy’de trafo sökülerek yurttaşlara ‘borcunuz var, borcunuzu ödedikten sonra trafo takılacak’ denildi. Yine birçok yerde elektrik sayaçları direklere alındı. ‘Kaçak elektrik kullanımı’ iddiasıyla binlerce insana para cezaları kesildi. Diğer yandan ise elektrik borcunu ödemeyen çiftçilerin sulama zamanı elektrikleri kesildi. Aynı zamanda birçok çiftçinin hesaplarına da bloke konuldu.

Yaptıkları insanlık dışı

Konuyla ilgili yaşananları Evrensel’e anlatan EMO Diyarbakır Şube Başkanı Mehmet Orak, enerjinin temel bir hak ve ihtiyaç olduğu bir noktada DEDAŞ’ın veya başka özel firmaların yaptığı ve yapacağı uygulamaları insanlık dışı bir uygulama olarak gördüklerini belirtti. Temel ihtiyaç olan enerjinin bir tehdit aracı olarak kullanmanın ‘ahlaksızlık’ olarak nitelendiren Orak, “Meslek odaları olarak her daim enerjinin özelleştirilmesini doğru bulmadığımızı söyledik. Bu konuda da hukuki süreçleri yürüttük. Danıştay’da iptal edilmesine yönelikte davalarımızı açtık. Fakat herkesin bildiği gibi enerji özelleştirmeleri o zamanlardaki Bakanlar Kurulu eliyle yapıldı. Hukuki anlamda özelleştiremeyeceği alanlarda da dönem dönem hukuk dışına çıkabiliyorlar. Dünyanın en önemli metası haline gelen enerji türlerini, iktidar özelleştirmesin diye büyük bir çaba sarf ettik. Maalesef bu konuda iktidar kendi gücüyle enerji şirketlerini özelleştirdi. Bugün de sonuçlarını yaşıyoruz” dedi.

Bu sonuçların aslında enerjinin özelleştirilmesiyle ilgili olduğunu söyleyen Orak, “Biz her zaman şunu söyleriz; enerji kamu eliyle dağıtılmalıdır. Kâr hırsıyla gözü dönen şirketler ve yandaşlar maalesef halkı düşünmezler. Her dönem kendi kârını düşünürler. Kâr hırsının olduğu yerde de böyle pervasızca durumlar oluyor. Bu konunun takipçisi olacağız” diye konuştu.

Kaybın yüzde 12’si hatlardan

‘Enerji hırsızlığı yapılıyor’ denmesinin bilinçli olarak Kuzey Kürdistan’a dair algı yaratma çabası olduğunu dile getiren Orak, bu söylemlerin günün siyasetinden bağımsız olmadığını belirtti. 2015’te başlayan çatışmalı süreçte halkın tamamının ‘terörist’ ilan edildiğinin altını çizen Orak, şöyle devam etti: “Yaratmaya çalıştıkları algının altyapısını hazırlamaya çalışıyorlar. Enerji kayıpları sadece söylenen oran ile hesaplanamaz. DEDAŞ’ın en son açıkladığı 2018 sonu verilerinde yüzde 54.9 oranında olduğunu söyledi. Bunun içerisinde dağıtımdan dolayı kaynaklanan yüzde 12’lik hat kayıpları var. Hatların bakımının yapılmamasından, kullanılan iletkenin cinsinden dolayı kayıplar oluşuyor. Fakat buna rağmen bunu tamamen vatandaşın sırtına yüklüyorlar. Dağıtım firmalarının zarar ettiği bir durum yok. Burada bir aracı şeklinde çalışıyorlar. Enerjinin kayıplarını da yine halkın cüzdanından veya hazineden tekrardan sübvanse ediyorlar.”

Yoksulluk, işsizlik varsa

Bu noktada ‘hırsızlık’ denmesinin vicdansızlık olduğunu söyleyen Orak, şöyle konuştu: “Bu durum buradaki hem siyasal  hem ekonomik ortamdan bağımsız değildir. Burada yoksulluk, işsizlik varsa hükümetin politikalarının sonucudur. Burada yaşayan insanlara iş, aş sağlamazsanız ve yandaş firmalarınıza bütün imkanlarınızı sağlarsanız bu durumlar olacaktır. Yoksulluğun olduğu bir yerde enerjinin, suyun yoksul insanlara sosyal devlet gereğince ücretsiz bir şekilde dağıtılması gerektiğini düşünüyoruz. Enerjinin bu kadar pahalı olduğu bir dönem. Ortalama 4 cent’e gelen 1 kW elektriği 16-17 cent’e sattığınız zaman bunun yansımaları da olacaktır.”

Bedelsiz enerji verilmeli

4 kişilik bir ailenin aylık elektrik tüketimi 230-250 kW arasında olduğunu belirten Orak, “Bunların tespitinin hükümetin yapması gerekir. Yaptıktan sonra bu kW’ye denk gelen bedelin alınmaması gerekir. Bu noktada tekrardan ilgili kurumlara sesleniyoruz. İhtiyaç sahibi olan insanlara bedelsiz enerji verilmesini istiyoruz. 8-9 aylık süreç içerisinde Cumhurbaşkanlığı tarafından bir kararname yayımlandı. İhtiyacı olanlara 80-100 lira arasında yardım yapıldığını söyleniyor. Ancak kime, nasıl veriliyor bir bilgimiz yok. Bu da bir muamma. Bu konuda bir yardım yapılıyorsa kamuoyuna açık ve net şekilde paylaşılması gerekir. Bu bölgedeki insanları hırsızlıkla itham edenleri kınıyoruz ve böyle haberler üretenlerin de bu halktan özür dilemesini istiyoruz” dedi.