Bir ülkenin kanayan yarası olan mültecinin tanımı 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne göre şöyle: "Irkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi." Buna göre mülteciler, sığındıkları ülkede yasal olarak ikame eden diğer yabancılara sağlanan eşit haklara sahiptir. Aynı zamanda sığındıkları ülkelerin yasalarına uyma zorunlulukları da bulunuyor. Savaşın giderek günlük hayatımıza daha da nüfus ettiği şu günlerde mülteci hakları konusu da ülkelerin gündemini meşgul etmeye devam ediyor.
Almanya’da geçen haftanın en önemli gündemlerinden biri de mültecilerle ilgili alınan kararlar ve yaşanan sorunlar oldu. Özellikle Ortadoğu’daki kirli savaşın patlak vermesinin ardından, mülteci sayısı daha da artan Almanya, bu sorunu nasıl çözeceğini hala kara kara düşünüyor. Zira yıllardır mülteci yasasını sıkılaştırmak için yaptığı tartışmalar, geçen hafta nüvelerini verdi. Son tahlilde Sırbistan, Makedonya ve Bosna Hersek ‘güvenli’ ülkeler statüsüne alındı ve bu ülkelerden gelen mülteciler artık daha kolay bir şekilde ülkelerine gönderilecek.
Mülteci örgütleri ise bu karara oldukça tepkili. Çünkü; İçişleri Bakanı Thomas de Maizière Federal Parlamento’da yaptığı açıklamada bu üç Balkan ülkesinden yapılan başvuruların yüzde bir gibi bir oranda ancak kabul edilebileceğini, bu ülkelerde yaşayanların insanlık dışı muamele ile karşı karşıya olmadıklarını belirtti. Bu tanımlamalara Roman halkı da dahil edildi. Pro Asyl yasa tartışılmaya başlandığında, sökonusu ülkelerde insan hakları ihlaline karşın birçok rapor olduğunu, özellikle Romanlara karşı işlenen nefret şuçlarının tehlikeli boyutlara vardığını belirtmişti.
Yasa tasarısı Federal Parlamentoda tartışıldığında, Maizière’in sözlerine Yeşiller ve SPD’den benzer tepkiler geldi; bu ülkelerde yaşayan homoseksüeller ve azınlıklar aşırı şekilde ayrımcılığa tabi tutuluyor ve saldırılar karşısında yeterince koruma sağlanmıyor. Aynı şekilde Romanlara karşı yürütülen dışlayıcı politika, onlar için hayati tehlike taşıyabilir. Durum böyle iken, yeteri derecede çoğunluk sağlandığı için yasa onaylandı. Kabul edilen bu kararlara çifte vatandaşlık hakkı da dahil…
Bir taraftan mecliste bunlar tartışılırken, diğer taraftan yine ülkenin gündeminde Berlin'in Kreuzberg semtindeki Gerhard Hauptmann Okulu’nu yaklaşık 2 yıldır işgal eden mülteciler yer aldı. Okul için boşaltma kararı çıkarıldı. 200 dolayında mültecinin kaldığı okulda yeterince duş ve tuvaletin olmaması, gayri insanı koşullarda yaşayan mültecilerin durumunu daha da ağırlaştırıyordu. Bundan dolayı çıkan olaylar da cabası. Bütün bu koşullara rağmen, binayı boşaltmamak için büyük bir direniş gösteren mülteciler nihayetinde binada kalmayı başardı.
Mültecilerle okulda kalmalarını sağlayacak bir anlaşma imzalandı. Okul binasında birçok ülkeden mülteci kalırken, bunlardan önemli bir kısmını Romanlar oluşturuyor. Varılan anlaşma çerçevesinde, bir kısmı farklı alanlara aktarılan mültecilerden, yalnızca 40 civarındaki mültecinin terkedilen okulda kalması öngörülüyor. Binaya bundan sonra mülteci alınması ise sözkonusu olmayacak. Bu durumda şöyle bir soru zihnimizi meşgul edebilir: Hangi insan evladı kendi topraklarını bırakarak böyle izbe şartlarda yaşamayı içine sindirebilir ki? Yanıtı zaten ortada...
Durumları her geçen gün kötüye giden mülteciler için mecliste çıkarılan yasa, alınması planlanan Suriyeli mültecilere daha fazla yer açmak olarak gerekçelendiriliyor. Çünkü Gauck’un Suriyeli mültecilere karşı daha çok dayanışma gerektiği açıklamasına paralel olarak, 10 bin mülteci daha alınması planlanıyor. Fakat bu rakam, Türkiye ve Lübnan’ın aldığı mülteci sayısının oldukça gerisinde. Bu ülkelerde mültecilerin durumu da içler acısı. Mesela, Antep’te Suriyeli mültecileri istemediklerini söyleyen bir grup eylem yaptı. Suç oranının her geçen gün arttığı, kiralardan, besin maddelerine kadar günlük yaşam ihtiyaçlarının mülteciler yüzünden her geçen gün artığı kaydedildi.
Savaşa öyle ya da böyle destek sunan ülkelerin mültecilerin entegrasyonu ve barınma sorunu için o kadar da istikrarlı davranmadığı ayan beyan ortada. Bu Avrupa içinde geçerli. Avrupa bir taraftan mülteci alacağı yönünde açıklamalar yapsa da, diğer taraftan başından nasıl atacağının çözümlerini de buluyor. Basına yansıyan, Türkiye’ye vize kolaylığı sağlaması haberinin altında da bu kurtulma planı yatıyor. Anlaşmaya göre Avrupa’ya Türkiye üzerinden kaçak gelen mülteciler, Türkiye’ye iade edilecek, ülkelerine gidinceye kadar Türkiye’de barınacak. 3 yıl boyunca bu şartlar sağlanırsa Avrupa’ya vize şartı kalkacak. Her ülke kendi refahını düşünürken, savaşa destek veren ülkelerin teğet geçtiği mültecilere oluyor asıl olan. Gerisi teferruat.
Sertleşen mülteci yasası ve Avrupa’nın vicdanı
Almanya Gündemi