
Daha bıyıklarım bile terlememiş, doyasıya gülüp oynamamış, bir sevgiliyle el-ele tutuşup hayaller kuramamışken karşı karşıya kaldım büyük bir sorumlulukla. Yüz yıllık yük çöktü sıska omuzlarıma bir anda. Ya bunu yüklenecek, ya da “bana ne” diyip etrafımda yaşananlara kayıtsız kalacaktım. Yapılması gerekeni yaptım ben.
Saldırganlar, tecavüzkarlar, babamın tanımlamasıyla çakal ve tilkiler bağ ve bahçemize, köy ve kentlerimize el uzatmaya başladıklarında tereddüt göstermeden silaha sarıldım.
Gidebilirdim Hewlêr’e ben de. Olmadı Kandil’e çıkabilir, Amed veya Brüksel’e kapağı atabilirdim. Zor bir iş değildi bu.
Yapsaydım bunu; evimi, barkımı, köy ve kasabamı terk etseydim böylesi bir günde, bir ömür boyu suçluluk duygusu çeker, bir değirmen taşı gibi boynumda taşımak zorunda kalırdım bu utancı. Kendimi lanetlenmiş, mahelleden dışlanmış biri olarak değerlendirirdim hep.
Yapılması gerekeni yaptım ben. Kaldım ve istilacılara, saldırganlara karşı gönüllü olarak savunma güçlerine katıldım.
Bunu, babam için, cenazemin başında “sakın ağlamayın” diye yakaran anam için, saldırganların eline düşmemesi için hep dualar ettiğim bacım için, sokakta, okulda birlikte olduğum, top koşturduğum akranlarım için, mahallede, caddede karşılaştığım adlarını bilmediğim amca ve teyzelerim için yaptım.
Yokum artık ben. Görev benden sonrakilerde. Yükü kardeşlerimin, arkadaşlarımın sırtına yükleyip gitmek zorunda kaldım.
Kim ne derse desin, kim yaşananları nasıl yorumlarsa yorumlasın, oyunu çözdüm ben. Ölüm benim ve arkadaşlarımın kapısını çalıyorsa, kadın ve kızlarımıza el uzatılıp hanemize tecavüz ediliyorsa şayet, Türk devleti çakal ve itlerini başımıza saldığı içindir. Katillerim babamla, babamın arkadaşlarıyla konuşanlar, Kuzey yakasında suyu kokutup kurtlatma amacıyla yeni tezgahlar kurmaya çalışanlardır. Bu nedenle de aramamak gerekir başka bir adres. Oyun açık ve net: Kuzey’i mıntıka temizliğiyle meşgul edip Rajava’yı İslam adına hareket eden çakal ve itlere teslim etmek.
Hewlêr’de otel lobilerinde devrim gününü, kurtuluş gününü bekleyenler hakkında çok şey söylenebilir. Onlar Rojava’ya sırtlarını döndükleri ilk gün kaybettiler. Ya bizimkiler? Hele de aynı dava için yolda olan Kuzey cephesindekiler? Onlar istenen oranda tavır takınıp eylem içinde oldular mı? Rojava’nın hawarına ne ölçüde tepki verdiler?
Bilinir, ama bir kez daha tekrarlayayım ben. Kürdistan’ın Bakur ve Rojavası, Serxet ile Binxet’i bizimkilerin kontrolünde. Bu sınırı işlevsiz kılamaz mıydık? Zaman zaman meydanlara döktüğümüz yüzbinlerin hepsini değil, belli bir kısmını bir süreliğine sınıra sevketseydik durum değişmez miydi? Serhildan, sivil itiaatsizlik ve devrimci yaratıcılıkla zulmün çarkına çomak sokamaz mıydık? No passaran diyerek her iki yakadan sınıra sökün edip topraklarımıza terör ihraç eden Ankara’ya anlayacağı dilden bir ders veremez miydik? Ya da el birliği ile iki yakanın kaderini birleştiremez miydik?
Benim çocuk aklım yapabilirdik diyor, hem de çok fazlasını. Yokum artık ben. Bunlara cevaplar bulmak geride kalanlara düşüyor. Ben onurumla bir kez öldüm. Adımsa hep yaşayacak. Yeni doğan her çocuk, toprağa düşen her damla yağmur, tomurcuklanan her ağaç ve ekinlerle birlikte boy veren her gelincikle yaşayacağım ben. Adımı alacak yeni doğan bebek, silahımı kuşanacak oynadığım, top koşturduğum gençler.
Şanslıyım ben. Salt bir Meçhul Asker Anıtıyla anılmayacağım. Dağ olmasa da biz de, Yurt Savunması‘nda görev üstlendiğim her hangi bir tepe veya sulama kanalına adım verilecek, belki bir yerlere dikilecek anıtım da.
Peki ya devrimin başına çöreklenmek için başkent başkent dolaşan kaçkınlar? Ne yapacak, nasıl anılacaklar? Ya da kardeşlikten bahsedip hayatta Kürtle karşılaşmamış, bir sorun yaşamamış Afganistan, Yemen ve Tunus’tan devşirdikleri çakal ve itlerini başımıza salanlar?
Sonuna gelindi kardeşlik ninnisinin, katledildiğinde Sakine Paris’te, paramparça edildiğinde İsa Huso Qamişlo’da ve ben koparıldığımda dalımdan.
Mayınlar, tel örgüler, nöbetçi kuleleri yetmedi, şimdi de duvar çekiyorlar aramıza, alay eder, dalga geçer gibi. Ya hep birlikte Venceremos diyecek ve bu duvarla tel örgüleri başlarına çalacak, ya da bu utançla yaşayacağız!
msahin1@web.de