Her isyan halklaştığı oranda, bağrında büyütür başka isyanları. Kürtlerin isyan tarihi boyunca kuşkusuz kadındır yine en çok bedel ödeyen, her türlü baskı ve zulüm ile tanışan. Tüm direnişler boyunca kimi tecavüze uğrar, kimi kayalıklardan atar kendini sağ ele geçmemek için, kimi eşini yitirir, kimi oğlunu ya da kardeşini… Kimi ise onurluca dikilir zulmün karşısında. Kürdün binyıllık isyanı tadında...
İşte böyle onurlu bir isyanın adı olmuştur Derdê Mîro (Beylerin Derdiyesi) ya da diğer adı ile Derdiyê Xanim. Çewlîk’in Kanîreş İlçesi Oğnut Köyü’nde dünyaya gelir. Babası Oğnut beylerindendir. Derdê Mîro, henüz genç yaşta Çabakçur beylerinden Şêx Ali Bey ile evlendirilir. Mîr lakabı buradan gelmedir. Dört çocuğu olur Derdiyê Xanim’ın. Eşini genç yaşta kaybeder ve tek başına büyütür çocuklarını. Mağrurdur, gururludur. Varlıklı olmasına rağmen mütevazidir.
1925 Şêx Seîd İsyanı sürecinde isyancılara destek sunar. Bir dönem silah dahi kuşanır Derdê Mîro. Onlara erzak ve cephane taşır, evinde besler, yaralılara bakar, gün olur sırtında taşır yaralıları. O amansız ve korkunun kol gezdiği koşullarda birçok insanın cesaret edemediği sorumluluklar alır. Ezik değildir, otoriter bir yapısı vardır. Asidir Derdê Mîro. Bu özellikleri ile toplumun saygınlığı ve güvenini kazanır. İsyan hareketi kanlı bir şekilde bastırıldığında, katledilenler arasında kendi yakınları da vardır. Şêx Seîd ile birlikte idam edilenlerden Salihê Telha Bey’in yeğenidir aynı zamanda.
Kürtlük bilinci gelişkin olan Derdê Mîro, kendi gibi cesur evlatlar yetiştirmiştir. Üç oğlu vardır, üçü de isyancıdır. Amed’de Şêx Seîd ve dava arkadaşları idam edildikten sonra, Elezîz ve daha birçok yerde İstiklal Mahkemeleri kurulmuş. Aksakallı, genç demeden isyancılar idam sehpalarında sallandırılmış, köyler yakılmış, binlerce masum insan katledilmiştir. Derdê Mîro’nun da üç isyancı oğlu yakalanıp Elezîz’e getirilir. Çocuklarının mahkemesinde hazır olabilmek için kendi de Çewlîk’ten Elezîz’e gelir. Mahkeme idam kararını vermiştir aslında. Yine de mahkeme hakimi, Faik, Said ve İbrahim adındaki bu üç evladının idam kararları okunmadan, Derdê Mîro’ya bir oğlunun serbest bırakılabileceğini, bunu kendisinin seçmesini ister. Derdê Mîro karar veremez. Annedir, oğulları arasında ayrım yapamaz. Küçük oğlu İbrahim altı aylık evli bir gençtir. Biri bekar ve diğeri nişanlıdır. Derdê Mîro’nun küçük oğluna daha çok acıdığını gören hakim, üçüne de idam kararı verdiğini açıklar. İdamlar infaz edilirken, bilinçli olarak önce İbrahim’i idam ederler, sonra diğerlerini. İdam edilenler arasında yakın akraba çevresinde birçok kişi daha vardır. İdamları tek tek, hiç göz yaşı dökmeden, suskunlukla izler Derdê Mîro. Daha sonra üç oğlunu idam sehpasından kendi elleriyle indirir, o zayıf bedeniyle. Tüm parasını harcayarak yine kendi elleriyle evlatlarını kefenler ve  defneder. Tüm bunları yaşadığında, ne ağlar, ne de tek bir söz dökülür ağzından. Derdê Mîro, öfkesi ve acısına içine gömer.
Derdê Mîro’nun yaşadıkları, hızla duyulur yörede. Derdê Mîro Çewlîk’teki köyüne dönene kadar çok yerde konaklar. Yaşadığı acıdan dolayı günlerce yemek yiyemez, yolda iyice güçten düşer. Attan düşer, her iki ayağı kırılır. O hasta, acılı ve yaşlı bedeni ile onca yolu at sırtında geçer. Çok insan tanık olur onun bu suskunluğuna, acısına. Memleketine vardığında ise köylüler, bu durumuna hayıflanır, onun evlatlarının arkasından ağlamamasını yadırgarlar. Anlam veremezler. Nasıl bir ana, üç evladını darağacına çekilirken böyle suskun izleyebilir ki? Nasıl bir ana hiç gözyaşı dökmeden, evlatlarını kendi elleriyle darağacından indirir ki? Kimi bu acıya dayanamadığını, aklını kaybettiğini düşünür. Derdê Mîro ise, dönüp onlara anadili Kürtçenin Kirmanckî lehçesiyle şu cevabı verir: “Gerek ço ver dişmenid qehr xo belî mekir!” (Düşmanın önünde kahrını belli etmemek gerekir)
Evet Derdê Mîro öldüğü güne kadar susar; ne ağladığını görürler ne de güldüğünü... Son yıllarını hasta yatağında, büyük acılar içinde tek başına geçirir.
Henüz hayattayken duyulan hikayesi, o vefat ettikten sonra daha fazla yayılır yörede. Bir sembol olur, devletin zulmüne karşı dirayetli olmanın adı olur adeta. O günden beri Çewlîk’te özellikle Çabakçur Ovası’nda çocukları devlet tarafından vurulan, darağaçlarına çekilen anaların, işkencelerde katledilen annelerin idolü olur Derdê Mîro... 
Öyle ki yaşamını yitiren gerillaların anneler için kullanılır olur bu isim. Kendi eliyle çocuğunu defneden, tabutunu omuzlayan, paramparça olmuş bedenlerini toplayan ve tüm bu dile gelmez acıları yaşarken dahi gözünden tek damla gözyaşı dökmeyen kendi tabiri ile ‘düşmanın önünde üzüntüsünü belli etmeyen’ analar için kullanılır ismi. “Bakın Derdê Mîro’nun yüreği var onda” diye örnek gösterilir. Bir direniş, düşmana karşı bir duruşun adı olarak yaşar binlerce yürekli ananın isyanında.
Kimdi peki Derdê Mîro? O, mitinglerde ön saflarda olan anaydı; cezaevi kapılarında bıkmadan usanmadan her gün kayıpların izinden gidendi. O, paramparça olmuş bedenleri Colemêrg’de, Gabar’da, Tendurek’te, Koyê Spî’de paramparça yüreği ile toplayandı, O her gün kan revan içinde çocukları panzerler arkasında sürüklenirken dahi beyaz tülbentini sınır boylarında yere serendi... O tek başına bir başkaldırıydı kimi zaman.  O güçlü olmanın, dirayetli olmanın adıydı.