15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle artan baskı sürecinde kadınlar, en çok hedef haline gelen kesimlerin başında geldi. DBP’ye ait belediyelere kayyum atanmasıyla birlikte eşbaşkanlığın feshedilmesi, kadın merkezlerinin kapatılması, kadına yönelik şiddetin giderek artması ve kadın derneklerinin mühürlenmesi, kadın iradesine dönük saldırı olarak ortaya çıkan uygulamalar oldu.

Barış İçin Kadın Girişimi aktivisti Nimet Tanrıkulu, kadın iradesine yönelik saldırıları değerlendirdi. Yaşamın her alanında kadınların sesinin kısılmaya çalışıldığını belirten Tanrıkulu, 15 Temmuz sonrası ise bunun daha da arttığını söyledi. 

Her şekilde direnmeliyiz

Tanrıkulu, kadınlar olarak yaşanan tüm baskı süreçlerine itiraz edilmesi gerektiğini ifade ederek şunları aktardı: "Biz hayatın içinde çok küçük de olsa o itiraz sesimizi yükseldikçe büyüyeceğimize genişleyeceğimize inanıyorum. Biz sesleri çoğaltmadığımız zaman daha acımasızca davranacaklar. Biliyoruz bunun adı aslında faşizmdir. Faşizm direnişle yok edilir. Her şekilde direnmemiz gerekir. Bir sivil itaatsizlik hareketi oluşturmamız gerekir. Birçok şey ile baş etmenin başı sivil itaatsizlik. Sokaktan geri durmamak gerekir. Yazmak gerekir.” 

'Yarın geç olabilir'

Kadınların yeni yöntemlerle alanlara ve sokaklara çıkması gerektiğini söyleyen Tanrıkulu, var olan sesin yetersiz olduğunun altını çizdi. Tanrıkulu, bundan sonra diğer kadın örgütleri ile birlikte hareket etmeye devam edeceklerini söyledi.

Tanrıkulu şu çağrıda bulundu: "Biz toplumda yaşayan bütün kadınlara ‘yarın çok geç olabilir’ diyoruz. Zulme karşı ses çıkarmadığımızda kadınların hayatları çok farklı noktalara gidecek. Birlikte mücadele ve seslerimizi çoğaltalım.” 


 DİHABER / İSTANBUL