- 8 gün gözaltında tutulan SES Eşbaşkanı Selma Atabey, gözaltı gerekçelerinin “pandemi politikalarına muhalefet” olduğunu söyledi.
Gözaltına alınıp 8 gün sonra bırakılan SES’liler ile ilgili gizlilik kararı bulunan dosyada, gizli tanık beyanları dışında sendikal faaliyetleri, üye ve yöneticilerinin sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlar, basın açıklamaları, basına verdikleri demeçler ve iktidarın bir yılı aşkın süredir sürdürdüğü salgına politikalarına muhalefet etmek gibi suçlamalar yer alıyor.
Ankara merkezli Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) yönelik başlatılan soruşturma kapsamında 25 Mayıs’ta aralarında SES Eşbaşkanı Selma Atabey’in de bulunduğu 8 SES üye ve yöneticisi evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmış, 1 Haziran’da çıkarıldıkları Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından serbest bırakılmıştı. “Ulaş” isimli bir gizli tanığın verdiği beyanlar doğrultusunda “örgüt kurmak ve yönetmek” iddiasıyla suçlanan SES Eşbaşkanı Selma Atabey, SES önceki dönem Eşbaşkanı Gönül Erden, SES önceki dönem Genel Başkanı Bedriye Yorgun, önceki dönem SES MYK üyeleri Fikret Çalağan ve Belkıs Yurtsever ile “örgüte üye olmak”la suçlanan SES Ankara Şube önceki dönem Eşbaşkanı Runa Temelli, SES Ankara Şube Yöneticisi Erdal Turan ve Ramazan Taş, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
8 gün gözaltında tutulanlar arasında bulunan SES Eşbaşkanı Selma Atabey, yaşadıkları süreci JinNews’ten Öznur Değer’e anlattı.
Senaryosu çizilmiş bir operasyon
Bunun önceden planlanmış, senaryosu çizilmiş bir operasyon olduğuna işaret eden Atabey, hedef olarak da 7 arkadaşıyla beraber gözaltına alındıklarını, gözaltı gerekçesinin belirtilmediğini söyledi. Atabey, “Kobanê sürecinde de sağlık emekçileri olarak bu haksızlık ve hukuksuzlukla mücadele etmek zorunda kaldık. Bölgede yaşanan sokağa çıkma yasakları süreçlerinde de sağlık hakkı ihlali olmasından dolayı ve biz sağlık emekçilerinin bu noktada itirazı olduğu için bu haksızlık ve hukuksuzluğa maruz kaldık” dedi.
Salgın politikasına muhalefet
Salgın sürecinde Sağlık Bakanlığı’nın şeffaf olmadığını ve iktidarın salgını doğru yürütemediğinin altını çizen Atabey, sağlık emekçileri olarak bir yılı aşkın süredir nasıl yürütülmesi gerektiğini örnekleriyle izah ettiklerini hatırlattı. Atabey, “Bu operasyonun alt yapısında Kovid vardı. Çünkü bizim bir buçuk yıllık bir muhalefetimiz vardı. Eksiklikleri, aksaklıkları ve yanlış politikaları sonucunda insanların öldüğünü ifade ettiğimiz için veya açıklamadıkları vefat sayılarını kendi alanlarımızdan tespit edip kamuoyu ile paylaştığımız için operasyon gerçekleşti. Gözaltına alınmamızın hemen akabinde yandaş medya bizimle ilgili haberler paylaştı. Ters kelepçelenerek gözaltına alındığım fotoğraflarım medyaya servis edildi. Danışıklı dövüş gibi bir senaryo çizilmişti ve bu senaryo kendi içinde tıkır tıkır işliyordu ama biz bu işin rollerini üstlenen insanlar olarak da bihaber yaşadık 8 gün boyunca” şeklinde konuştu.
Polise ifade vermediler
Gözaltında tutuldukları süre zarfında ilkesel olarak Emniyet’te ifade vermeyi reddettiklerini kaydeden Atabey, savcının da buna tepki olarak ifadelerini almadan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ettiğini ifade etti. Atabey, “İddianameyi hazırlayan, ne ile suçlandığımızı bilmesi gereken ve bizi sorgulaması gereken kişi savcılık olmasına rağmen bizimle görüşmeyi kabul etmeyerek tutuklanmamızı talep etti. Savcılık Emniyet’te ifade vermediğimiz için bir tutum geliştirdi” dedi.
Her açıklama suç delili!
Çok ağır ithamlarla hem kendilerinin hem de sendikalarının hedef gösterildiğini dile getiren Atabey, “sözde bir gizli tanık ifadesi” üzerinden yürütülen bir soruşturma olduğunu kaydetti. Gizli tanığın söylediklerinin iddianameye konu olduğunu, ancak bunu destekleyen hiçbir delil bulunmadığını vurgulayan Atabey, şöyle devam etti: “En önemli iddialar bir buçuk yıldır Kovid’e dönük sağlık emekçileri ve sendika olarak yürüttüğümüz çalışmalar, yaptığımız röportajlar ve açıklamalardı. Toplum sağlığını gözeterek yaptığımız her açıklama suç delili olarak karşımıza çıktı. Sosyal medya hesaplarımızdan günlük olarak yaptığımız paylaşımlar bile suç delili olarak önümüze kondu. Bu kadar komik bir dosya ile karşı karşıya kaldık. 8 arkadaş ülkede hukukun yok denecek kadar az olduğunun tanığıyız.”
Mücadeleye devam
Özellikle son 5 yıldır iktidarın yanında olmayanların ‘terörist’ olarak suçlandığını belirten Atabey, şunları dile getirdi: ”Şu anda toplumun yüzde 85’i ‘terörist’ ve biz de onlardan biriyiz. Emek, barış ve demokrasi mücadelemizi 25 yıldır sürdürüyoruz. Değerlerimizden ve ilkelerimizden asla taviz vermedik, bundan sonra da ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar emeğimize sahip çıkacağız, bu ülkenin demokrasisi için çalışacağız. Sağlık emekçilerinin demokratik hakları, özlük hakları ve mali hakları için çalışacağız. Toplum sağlığını önemseyen bir yerden sağlık ve yaşam hakkını savunmaya devam edeceğiz.” ANKARA