Türkiye ve Kürdistan’da bulunan cezaevlerinde açlık grevi 76, Strasbourg açlık grevi 75, Leyla Güven’in açlık grevi 114’üncü gününe girerken, Merkezi Strasbourg’ta bulunan Avrupa Konseyi’nin İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) halen susmayı tercih ediyor.

Cezaevleri konusunda dünyada en yetkili kurum CPT.

İzin almadan, istedikleri yerleri haber vermeksizin ziyaret edebilen tek kurum özelliğine sahip. Başka kimsenin ve kurumun böylesi bir yetkisi yok. Türkiye’deki mevcut yasalar kapsamında milletvekillerinin dahi bu anlamda bir yetkisi bulunmuyor.

Aslında Uluslararası İşkenceyi Önleme Seçmeli Protokolü’ne göre gözaltı merkezleri ve hapishaneleri denetlemek için ulusal bir kurum olması lazım. Ama Türkiye insan hakları kurumlarının tüm çabalarına karşın bu anlamda hiçbir zaman adım atmadı. Avrupa Konseyi ise buna göz yummayı seçmiş gözüküyor. Seçmeli Protokol’e imza atılıyor ama fiilen gerekleri ise şuana kadar gerçekleştirmeyen bir Türkiye karşısında uluslararası düzeyde ortak bir kayıtsızlık söz konusu. Bu işi yapabilecek tek kurum olan CPT, sessiz kalıyor. Son yıllarda daha önce çeşitli girişimlerle cezaevlerine kabul edilen Uluslararası Af Örgütü ve diğer kurumlar Türkiye cezaevlerine kabul edilmedi. Kabul edilen tek kurum CPT iken neden halen CPT, açlık grevleri bu kadar kritik bir aşamaya gelirken sessiz kalıyor?

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner Gazete Duvar’a 21 Temmuz 2017 tarihinde, Büyükada’da insan hakları savunucularına yönelik gerçekleşen operasyonla ilgili verdiği röportajda Avrupa Konseyi’nin İşkenceyi Önleme Komitesi-CPT’ye dair şunları belirtiyordu; “Son yıllarda birçok kez CPT Türkiye’yi ziyaret etti. Onlar işkence konusunda dünyanın en iyi uzmanlarıyla çalışıyor. Örneğin işkence konusunda yaptıkları raporu Kasım 2016’da Türkiye makamlarına sundular ama hükümet bu raporu yayınlamadı.”

Andrew, “Şu anda CPT’nin yayınlanmayan kaç Türkiye raporu var?” sorusuna; “Üç tane rapor var. İmralı raporu, mültecilerin geri gönderme merkezleriyle ilgili raporu ve darbe girişiminden sonraki rapor. Aslında Türkiye’de bir ilerleme olmuştu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar üzerinden tazminatlar verilmeye, CPT raporları zamanında yayınlanmaya başlanmıştı. Maalesef özellikle CPT raporları konusunda 1990’lardaki muameleye dönüldü” diyerek Türkiye’nin işkence ve cezaevleri konusunda 90’lı yıllara döndüğünü ifade ediyor. Söz konusu bilgiler ışığında CPT’nin İmralı Cezaevine en son ziyaretinin 2016 yılında olduğu anlaşılıyor. Peki bu tarihten sonra CPT Türkiye’de cezaevlerini ziyaret etti mi ya da İmralı ziyareti gerçekleşti mi soruları ise yanıt bekliyor!

Türkiye’nin hiçbir uluslararası hukuk ve sözleşmeyi tanımadığı böylesi bir süreçte, CPT’nin sessizliği ve açlık grevlerine karşı kayıtsızlığı ile AKP iktidarının tutumu arasındaki benzerlik nasıl değerlendirilmeli! İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Af Örgütünün yayınlamış olduğu birçok açıklamada izolasyon ve işkence koşullarına dikkat çekilirken, Avrupa Konseyi’nin bir kurumu olan CPT’nin halen Kürt kurumlarıyla ve açlık grevi eylemcileriyle görüşme yapmaması kabul edilebilir mi! Bu anlamda, bugün 100’üncü günleri geride bırakan açlık grevi eylemlerinde yaşanabilecek tüm olumsuz sonuçlarından AKP iktidarı kadar CPT’de sorumludur!