Geçtiğimiz Pazar gecesi Paris’in Arnouville bölgesinde bulunan Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin gece tahrip edilerek saldırıya uğradığını öğrendik. Benzer bir saldırı kısa bir süre önce Kürt bir esnafın kafesine dönük yaşanmış, birçok siyasi isim yaşananı Avrupa’da AKP faşizminin uzantıları tarafından gerçekleştirilen bir saldırı olarak değerlendirip Fransız yetkili organlarından gerekli önlemleri almasını talep etmişti. Tüm çağrılara rağmen Fransız otoritelerinden yaşanan saldırılara ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Erdoğan’ın belli aralıklarla Avrupa’da yaşayan Kürdistanlıları hedef gösterdiğini bilmeyen yok. Bu konuda organize suç örgütlerinin Avrupa’da iş gördüğüne dair sayısız olay yaşandı. Paris’in orta yerinde üç kadının katledilmesi ve devamında Kürt siyasetçilerine suikast hazırlığı, kundaklanan Kürt dernekleri ve daha sayılabilecek onlarca olay ve durum diasporada bulunan Kürtlerin nasıl bir durumla karşı karşıya olduğunun göstergesiydi. Sadece Kürtler de değil Kürtlerle dost olanlar da benzer tehditler alıyor. Örneğin geçtiğimiz yıl Fransa’dan Türkiye’ye giden seçim heyetlerinde bulunan Fransızların çocuklarının resimleri gösterilerek, yaşadıkları ev adresleri söylenip tehdit edildiklerini hatırlamakta fayda var. Daha önce Nantes derneğinin kundaklanması, Evry ve çeşitli derneklerin cam, çerçevelerinin indirilmesi ve en son Arnouville’de yaşanan saldırı bu nedenle sıradan bir durum olarak değerlendirilemez.

Elbette Kürt toplumu yaşanan saldırılar konusunda sağduyusunu yitirmemeli. Kürtlerin burada yaşayan Türklerle bir sorunu olmadığının altını çizmekte fayda var. Yaşanan halklar arası bir sorunun ötesinde kaynağını direk AKP iktidarından alan bir saldırı. Bu nedenle özellikle böylesi durumlara karşı Kürt gençlerin sağ duyusunu yitirmeden, provokasyonlardan uzak durması, Kürdistanî kurumları sahiplenmek, mücadele ivmesini yükseltmek bu saldırılara verilecek en anlamlı yanıt olur.

Bu saldırılar konusunda emri veren odaklar kadar sorumlu olan bir diğer otorite de Fransız devleti. Siyasi çıkarlar gereği rafa kaldırılan Paris katliam dosyası, devamında yaşanan saldırılar konusunda sessizliğini bozmayan Fransız otoriteleri, her gün sokak sokak olan kameralarıyla övünürken, adım başı kamera olan alanlardan faillerin kim olduğunu bilmemesi düşünülebilinir mi!

Demokratik Kürt Toplum Merkezi çalışanları ya da üyelerine dair herhangi bir hukuksal süreç söz konusu olduğunda önlerine kameralardan elde edilmiş onlarca fotoğrafı sıralayan otoriteler, neden bugün sessizliğini koruyor? Fransa, kimleri neden koruyor? Çünkü onlarda işin kaynağının Türk otoritelerine kadar dayandığını adları kadar iyi biliyor. Daha önce basına ve kamuoyuna yansıyan birçok bilgi ve açıklamada görüldüğü üzere başta konsolosluk ve elçilik aracılığıyla Kürt toplumuna yönlendirilmiş onlarca insanın varlığı söz konusu iken, geçtiğimiz yıl Türkiye’den ekipler aracılığıyla Avrupa’nın tamamında olduğu gibi Fransa’da da bölge bölge hangi esnafın Kürt olduğu tespit edilmişken, Fransızların sessizliği ancak suça ortak olmaktır.

Fransızların bu sessizliğine alışmayalım ve alıştırılma-yalım. Saldırıların yaşandığı bölgelerde Kürdistanlıların kendi kurumsal yapılarına, yarattıkları değerlere sahip çıkarak, otoritelerin kapısını aşındırması ve hesap sormalı! Çünkü biliyoruz ki ne zaman Fransa Kürtler konusunda sessizleşir ise o iş, Türk devletine dayanıyor demektir!