
Özgürleştirilen Minbic'ten gelen birkaç kare fotoğraf bile, DAİŞ'in özellikle de kadınlar ve çocuklar bakımından anlamının ne olduğunu bir kez daha hatırlattı. Minbicli kadınların ilk yaptığı, DAİŞ çeteleri tarafından giymek zorunda bırakıldıkları kara çarşafları ateşe vermek oldu. Çünkü o burkalar onlar için esaretin, köleleştirilmenin ifadesiydi. Kadınlar, işgal altındaki günler boyunca unuttukları gülmeyi hatırladılar. Fotoğraflardaki kadınlar öyle canlıydı ki, kilometrelerce ötede bulunan biz kadınları da heyecanlandırdı.
2014 yılının 3 Ağustos günü Şengal'in işgali ve Êzîdî Kürtlerin soykırımı ile başlayan DAİŞ vahşeti, sadece sınır ötesinden duyulan bir çığlık ya da bu soykırımdan şans eseri kurtulmuş insanların anlatısı değil artık. DAİŞ, Türkiye'de yaşayan halklar bakımından da gerçek bir düşman. Bunun ilk kanıtı, 33 devrimcinin öldürüldüğü Suruç katliamı oldu. Ardından 100 barış severin katledildiği Ankara 10 Ekim katliamı geldi. Ankara'yı, Sultanahmet, Taksim ve Atatürk Hava Limanı katliamları takip etti.
Brüksel, Paris ve Orlando'da da katliamlar gerçekleştiren DAİŞ'i dünya üzerinde durdurabilen tek güç ise; çok açık ki Rojava devrimi oldu. Ve bunun bedeli de çok ağır oldu. Sadece Kürdistan'tan değil, dünyanın pek çok yerinden binlerce genç, yüzünü devrimin topraklarına döndüler, bedenleri, emekleri ve cesaretleri ile devrimin harcı oldular.
7 Haziran'dan bu yana bir savaş, bir darbe girişimi ve OHAL gördüğümüz Türkiye'de Minbic'in özgürleştirilmesini kutlayıp, moral tazelerken, Minbic'in özgürlüğü için kendi hayatlarını veren iki genç kadını anmadan olmaz. Sevda Çağdaş ve Eylem Ataş'ı kastediyorum.
Sevda Çağdaş Rojava'daki adıyla Raperin Dicle, 26 Haziran'da Minbic operasyonunda ölümsüzleşti. MLKP Rojava Örgütü'nün yaptığı açıklamaya göre, bir yıl önce Rojava'ya giderek MLKP saflarına katılmıştı. Eylem Ataş Rojava'daki adıyla Cemre Heval ise, 28 Haziran'da ölümsüzleşti. Eylem Ataş da Adana'dan Rojava'ya giderek, Birleşik Özgürlük Güçleri'ne katılmış ve devrimin savunulmasında görev almıştı.
Eylem'i tanıma olanağı bulamadım. Ancak geridi kalan fotoğrafları, yaşam dolu genç bir kadını anlatıyor. Diyarbakır Surlarının üzerinde kolları açık bir şekilde çekilmiş fotoğrafı, sanki dünyayı kucaklamış duygusunu veriyor bana her baktığımda. Gözünün feri hiç sönmeyecekmiş gibi gülümsüyor tüm fotoğraflarında.
Sevda'yı ise tanıyordum. Yoldaşımdı, arkadaşımdı. En son bir buçuk yıl kadar önce görüşmüştük. Bana yine Rojava'yı sormuştu. Dilim döndüğünce anlatmıştım. Her muhabbetin sonunda olduğu gibi son muhabbetimiz de "Ya senin yardımcıya ihtiyacın yok mu? Beni de götürsene" sözleriyle bana takılması ile son bulmuştu.
Sonra ortalıktan kayboldu Sevda. Rojava devriminin hayatıma girmesi ile birlikte bir anda ortalıktan kaybolan Emre gibi, Nejat gibi, Sinan, Oğuz gibi.
Sakindi, sessizdi. Elinde silahıyla çekilmiş fotoğrafında güldüğü gibi hep gülümserdi. 7-8 Ekim Kobane serhildanı sırasında kontraların açtığı ateş sonucu göğsünden ağır yaralanmıştı. Günlük hayatına da dahil olan bir insanı kaybetmenin eşiğine gelmenin ne demek olduğunu o zaman anlamıştık. Sonrasında zaten kaybetmenin ne demek olduğunu deneyimlemiştik.
Hayata tutunmuştu Sevda. Ufacık tefecik bir kadındı. İyileştikten sonra Amed'de gördüğümde sarılmaya korkmuştum, bir şey olacak diye. Yine sıcacık gülümsemiş, küçücük bedeni ile o sarıp sarmalamıştı beni.
Sevda, devrimin topraklarında Qamişlo'daki şehitlikte sonsuzluğa uğurlandı. Eylem ise hala topraksız. Ailesi ve yoldaşları Eylem'i, doğum büyüdüğü Adana'da sonsuzluğa uğurlamak istiyor. Ancak Türk devleti, Eylem'in cenazesinin geçişine izin vermediği için, bir aile evladını gömme ve bir mezara sahip olma hakkından mahrum bırakılıyor. Eylem'in ailesi ve yoldaşları vazgeçmiş değil, Eylem'i kendi topraklarına kavuşturmakta kararlı.
Başta kadınlar olarak İstanbul'dan Hakkari'ye kadar bu topraklarda yaşayan bizler, Sevda ve Eylem ile Rojava'da ölümsüzleşen tüm canlara borçluyuz. Bu bir vefa borcu. Minbic'in özgürleşmesini kutladığımız bu günlerde, Eylem'i toprağına buluşturmak, O'na yaraşır bir törenle sonsuzluğa uğurlamak, bu vefa borcunu ödeminin küçük bir adımı olabilir.
ARZU DEMİR