Hırsızların sevabına dindar kesildiği, hırsızlıkta suç üstü yakalanan dincilerin, en muktedir kibirleriyle "sevgili mağdur" hallerine büründüğü çağda, Ağrı Dağı eteklerinde yaşayan gencecik Kürt kadının dramatik hikayesini hatırladım.

Yıllar önce anlatmışlardı. Genç kız, ailesi gönül verdiği delikanlıyla evlenmesine izin vermeyince, bir gece onunla el ele kaçıp nikahlanıyor, baba yaptığından pişman, aylar sonra onu görmeye gidiyordu.
Kürt geleneğinde, değerli misafir, et ikramı bahanesiyle, koyun, kuzu, keçi kesilerek onurlandırılıyordu. Genç kadın da, hayvan kestirerek babasını yüceltmek istiyor, ama koyunu, keçisi yok, sahip olduğu inek de ikramlık değildi.
Babasını yüceltme çaresi düşünürken, uygun bir zamanda sahibine, hal ve mesele böyleyken böyle diyerek, masumiyetini açıklama düşüncesiyle, gün boyu evinin eşiğinde dolaşan tavuklarından birini yakalayıp kesiyor, etini kızartıp, akşam pilav lengerinin üstünde babasının önüne koyuyordu. Fakat, henüz sofradayken, dışarda yüksek sesli bağırtılar "hırsız" yaygarası kopuyordu.
Hakaretler sıralayan, tavuğun sahibi kadındı.
Utancından ortalıktan kaybolan genç kadın, daha sonra, ahırda asılı bulunuyordu. Yere düşen onurunu, intihar ederek kurtarmıştı.
Günümüzde, bunlara, yeni keşfedilmiş dinlerinin koca koca "uluları"nı "ecdat mirası" dedikleri, ne idüğü belirsiz, ancak devlet olmadığı gerçek olan devlet kurtarıcılarını seyrediyoruz.
Kalpazanlar sarmış ortalığı. Biri din adına çocuk hırsızı, haraç kesen. Öbürü onun yolunda. Sevap için toplanan paralar, metresin kolunda, bileğinde paha biçilmez armağan. Ötekinin eş değiştirme parası, berikinin yüzme havuzlu villaya taşınma masrafı…
Bir başkası kurtarıcı din kurtarıcısı kisvesinde bekçi durduğu dükkanı soymakla kalmıyor, arazisini de üstüne tapuluyor.
Ama kendi savcısı, polisine yakalanınca, utanmazlık pazarında "sevgili mağdur hırsız" olarak ortalıkta beliriyor, yandaş yeyicilerinin omuzları üstünde yükselmeye devam ediyor…
Dünya keşifler, icatlar harmanı. Hırsızlar, dolandırıcıların yükselişi de, insan oğlu utancında yeni bir sayfa, yepyeni bir keşif, eşi görülmemiş icat.  
Şerefinin üstüne düşmek yerde çürüyerek onur çıplağı olmak evrensel utanç, ama yeni kaşiflerin boynunda, şeref madalyası.
Utancı, başarıya dönüştürmek hünerdi. Bu da başarıldı.
Oysa, Japonya’da hırsızlıkla suçlanan, "harakiri" denilen yöntemle, kalbine hançer saplayarak, utancını temizliyordu. Batı burjuvazisinde, lekeli onurun bedeli, değişik intihar yöntemleriydi. Hırsızlık suçlamasıyla onuru incilen, karşı tarafı, ölümle dans olan düelloya çağırarak hesabını kapatıyordu, eski çağlarda.
Ardından "hırsız" diye bağrılan kişinin, sırıtarak ortalıkta dolaştığı, hele hele "sevgili mağdur hırsız" rolünde taraftar çoğalttığı görülmemiştir, onurun yeşerdiği tarlalarda.
Ama ne yapacaksınız ki, "ecdat" yaşama biçiminde, her şey tersineydi. Osmanlı’nın soylu sınıfı bir yana, feodalitesi de yok, burjuva sınıfı hiç uğramadı. Çağlar değişimini atlayarak geldi. Onursal vuruşma düello ile hiç tanışmadı.
Zaten düzen, yalan, dolan üstünde dönüyor, talanla geçiniyordu. Ordusu bile kaçırılmış çocuklardan oluşuyordu.
Düello yok, ama pusuculuk, entrika ganiydi. Kürtlerin deyimiyle, fark ettirmeden, karşısındakinin gözünden sürme çalacak kadar mahir, çaldığını elinde tutsanız ispatlayamacağınız kadar çürütmeciydiler.
Aynı çürütmecilik, bugün doruklarda…
İş bilen hırsızlar, "atalarımızın sözü" diye "gemisini kurtaran kaptan" övgüsüne mashar oluyorlardı. "Ver öpim abi" diyerek, güç karşısında beş kere temennah eden yalaka ve dalkavuklar da, bir başka "ata sözü"nü havada döndürüyor, "köprüyü geçene kadar, ayıya dayı diyeceksin" diyorlardı.
 Bu düzende, hırsız "sevgili mağdur", yakalanması komplo, dahası darbedir.
Bir de, yer yüzünde, iğne ucu kadar icatları yok deniyor. Doğru değil, bu. Hırsızdan, "sevgili mağdur" yaratmak, icatların Şahıdır. Hırsız sevenlerin, "bana da düşer" gayretiyle, "çaldıysa benim paramı çaldı, sana ne oluyor lan" demesi ise icada tuğ, tüy dikmedir ki, örneklerinin sınırı yoktur.
Mesela, şanlı zaferler için yola çıkan ordu, Kürt köylerini kibritliyor, sonra köylülere, "kendi evimle birlikte, köyümü de kendim yaktım" tutanağı imzalatıyorlardı. Utanç ama, bu da "ecdat" torunlarının hakkı yenmiş, şanlı icatlarından biriydi. Kürt katillerinin kendilerini "meçhul" ilan etmesi, tutuklandıktan sonra suç icadı da…
Bugün yüksekçe bir yere çıkın ve "Kürt köyleri kibritçileri, katiller" diye bağırın, binlerce kişi dönüp, "bana mı seslendin, hemşehrim?" cevabı verecektir.
Ama katiller ve kibritçilerin nadide bir emanet gibi korunması da bir icattır.  
Haydi Kürt katilleri, köy yakan, ocak södüren kibritçiler, ecdadın torunlarını da soyan sevgili mağdur hırsızlar, dinci kalpazanlar, sevap diye diye haraç kesip, rüşvet toplayanlar yalancılar, dolandırıcılar gün, sizin gününüzdür. İcatlarınızla birleşiniz!..