Yeni bir süreçteyiz. Tarafların sürece verdikleri isimler ve tanımlamalar çok farklı. Bu farklılık tarafların sürece farklı baktıklarını ve süreçten farklı beklentilerinin olduğunun göstergesidir. Bu farklılık hem çok doğal hem de düşündürücü, çünkü süreç görüldüğü kadarı ile tek merkezde hazırlanıyor ve uygulanıyor. Sürecin hazırlanma merkezi tek olduğuna göre, tanımlama ve beklentilerin de uyum içinde olması gerekirdi. Bu uyumsuzluk düşündürücü hem de sürecin gidişatının sinyallerini taşıyor. Ya gerçek anlamda bir uyum vardır ve dışarıya yansıması, manipüle edilmiştir, ya da büyük oranda bir uyum yoktur bunun doğal yansımasıdır. Her iki durumda da, bu üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir nokta.

Süreçten beklenti ve tanımlamaların farklılığı, tarafların kendi içinde de farklı algılamalara neden. Her iki tarafta sevinç çığlıkları atan ve yas tutan grupların oluşması da bunun sonucu. Her ne kadar Öcalan ve Erdoğan süreci, çeşitli vesileler ile kamuya yaptıkları açıklamalar ile transparant yürütükleri izlenimi verseler de, birçok şeyi henüz bilmiyoruz. Bilenler var tabii ki. Ancak bilenlere rağmen sürecin hazırlandığı gibi gideceği garantisini, Ortadoğu gibi çok değişken ve multi faktörlü bir coğrafyada kimse veremez.
Özellikle Kürt tarafında, yas olayı daha derin, daha acı ve daha kırılgan. Oysa Türk tarafında Kemali’in cumhuriyeti elden gidiyor diye yas tutanlar saldırgan ve oldukça agressif. Kürt tarafında ki acının derinliği ve kırılganlığın Kürt toplumunun kitlesel olarak travmatize edilmesinden kaynaklı korkuların eşlik ettiği bir tedirginlik durumudur. Travmaların tekrar canlanması, Şeyh Sait’in başına gelenlerin büyük bir hüzün ile hatırlanması, Lozan’da yaşananların travması, Dersim soykırımı, Öcalan’ın uluslararası iğrenç bir ittifak ile yakalanıp TC’ye teslim edilmesi, çok değil daha 1999’daki geri çekilme dönemi, korku, kuşku ve güvensizliği katlıyor. Şeyh Sait’i, Dersim katliamını, Lozan’ı yaşamamış olanların da aynı korku ve kuşkuları yaşaması, bir önceki nesilden aldıkları (ebeveynlerinden) tanımlanamayan korkuların, tedirginliğin ve hüznün atak yapmasıdır. Kürtlerin kendilerini çevreleyen ülkelere ve dünya devletlerine olan mutlak güvensizliğinin tarihsel maddi temelleri vardır.
Sevinmek için çok erken ancak üzülmek ve yas tutmak için de çok erken diyebileceğimiz yeni bir sürece hep beraber girdik. Henüz ortada birçok şey gizemli iken sevinmek ne kadar erken ise, sürece kuşku ve güvensiz bakmak ve her şey bitti diye yas tuttmak da o kadar erken. Süreci sevinçle karşılayanlar sürecin motoru ise, sürece kuşku ve güvensiz bakanlarda sürecin sağlıklı ve güvenli yürümesinin teminatıdır. Her iki tarafı da aşağılamak ya da küçümsemek yerine, iki tarafında enerjisinden sinerji yaratmak süreci bizzat yönetenlerin önemli görevlerinden biri olmalı.
Yeni süreci isimlendirme konusunda, en uygun tanımlamayı, gazetemizin yazarlarından Haluk Gerger “negatif barış” ya da “soğuk barış” diye yaptı. Bu köşedeki yazılarımı okuyanlar bilirler ki, ben her zaman “daha çok diploması, daha az ölüm” demektir diye, doğal haklarımızı kazanmanın ölümü getirmeyen biçimlerini savunmuşumdur. 21’inci yüzyılda anadilmizi kullanmak için, kendi kendimizi yönetmek için, insanlarımızın ve çocuklarımızın vahşice öldürülmeleri kabul edilir bir durum değildir. İşte içinde bulunduğumuz süreç, mücadelenin bundan sonra silahsız yürütüleceğinin startını veriyor. Bunu sevinçle karşılamamak mümkün değil. Sanıyorum sayın Gerger sürecin hassasiyetini düşünürek, barış kelimesini temel alıp, “negatif” ve “soğuk” sıfatları ile tanımlamış. Bana göre süreç nasıl ve hangi amaçlar ile hazırlanırsa hazırlansın, Kürtlerin hak arama savaşı devam edecek ve bu savaş silahsız olacak. Dolayısı ile bu sürece “Soğuk savaş dönemi” diyebiliriz.
Ancak bunu açıklanması ayrı ve uzun bir yazı konusu. Kısaca özetlersem, burada çok ince bir ayrıntı var. Sosyolojik bir durum tespiti yapılacak olursa, Kürt Özgürlük Hareketinin bileşenleri içinde en modern, en güçlü, en çok sevilen ve kabul edilen, en temiz, en güvenilir en sağlam kurumu gerilla hareketidir. Yeni süreçte bu kurum devre dışı bırakılırsa ki bırakılacak, Kürtler açısından bu sürece adaptasyon da bir şok durumu yaşanabilir. Çok hızlı bir biçimde demokratik siyaseti yürütecek diğer kurumlar, aynı güce ve yapıya ulaştırılamaz ise bu toplumsal şok durumunun yarattığı sonuçlar Kürtler için tahmin ettiğimizden daha negatif olabilir. Ayrıca çok daha önemlisi demokratik siyasetin sınırlarını yasalar ve devlet belirleyecek. Çok güçlü de olmak yetmiyor, kurumların bu yasaları değiştirebilecek toplumsal ve politik güce sahip olması ve toplumsal karşılığının olması gerekir.
Son ve kısa bir açıklamada, “akil insanlar” grubu ile ilgili. Grubun yapısı, işleyişi ve amacı ile ilgili oldukça fazla eleştiler var. Bu süreçte Kürtler’i ikna etmek için akil insanlara ihtiyaç da yok, gerek de yok. Aslında Türkleri de ikna etmek için akil insanlara gerek yok. Çok değerli bir dostumun tespiti ile sonlandırırsam “Vicdanlı insanlara” ihtiyaç var.