Batı literatüründe daha çok Ön Asya olarak nitelenen kavimler kapısı Anadolu ve Mezopotamya ile kavimler köprüsü Kürdistan, İran ve Kafkasya’ya ilişkin seyahatnameler, bugün büyük bir külliyat oluşturacak ölçüdedir. Salt Kürdistan’a ve Kürt toplumuna ilişkin seyahatname yazı ve kitapları, bugün yüzlerle ifade edilmektedir.
Mehmet BAYRAK
Tarihte yazının icadından önce insanlar, duygu ve düşüncelerini öncelikle “resimli anlatım” diyebileceğimiz kaya ve mağara resimleriyle sergilemişler. Yazının icadından sonra ise, bunun yerini yazılı şiirsel anlatım almaya başlamış.
Resimli anlatım konusunda Anadolu-Mezopotamya hattı önemli bir geleneğe sahip olduğu gibi, yazılı anlatıma geçildikten sonra da bilinen en eski şiirsel / destansal tarih ve seyahatnâme diyebileceğimiz destanların yazarı Homeros, bu topraklardan (İzmir) çıktığı gibi; yine Milat’tan önceki en eski seyahat-tarihi diyebileceğimiz eserin sahibi Herodot da bu coğrafyadan (Bodrum) çıkmış. Bu geleneği eklenenlerden biri de Ksenophon. Yine milattan önce doğup milattan sonra ölen ve bilinen en eski coğrafyacılardan kabul edilen Strabon Amasya’lı olup, Ön Asya’ya ilişkin meşhur kitabı yine seyahatlerinden kaynaklı bir tarihi - coğrafya eseridir.
Daha da önemlisi, Anadolu yakasında yaratılan bu eserlerle Mezopotamya’da düzenlenen benzeri eserler arasında, özellikle Süryani filozof ve mütercimler üzerinden bir akışkanlık ve etkileşim vardır. 17. yüzyılda yaşamış Kürt filozof- şairi Ehmedê Xanî’nin eserlerinde bile bu etkiyi görmek mümkündür. Çünkü Xanî’nin ünlü eseri Mem û Zîn, aynı zamanda bir filozofik seyahatname niteliğindedir.
Anadolu-Mezopotamya hattında ortaya çıkan bu eserlerin devamı daha sonra Batı dünyasında boy vermeye başladı. Ancak, Doğu dünyası bilinen dini dogmalar nedeniyle iç-devrimini gerçekleştiremediği için, özellikle 16. yüzyılda reformunu ve rönesansını gerçekleştiren Batı, büyük bir atağa geçmiş ve her alanda etkili bir güç olmuştu. Batı, Haçlı Seferleri dolayısıyla ünlü Kürt devlet adamı Selahaddin Eyyubi karşısındaki yenilgiden yaklaşık üçyüz yıl sonra bu kez farklı bir yönelişle Doğu’ya açılıyordu. İtalyan Marko Polo gibi sınırlı gezginlerin yerini, bu tarihten sonra sayıları giderek artan ve nihayet 19. yüzyılda bir patlamaya dönüşen bir “seyyahlar ve araştırmacılar ordusu” almıştı.
Dolayısıyla Batı literatüründe daha çok Ön Asya olarak nitelenen kavimler kapısı Anadolu ve Mezopotamya ile kavimler köprüsü Kürdistan, İran ve Kafkasya’ya ilişkin seyahatnameler, bugün büyük bir külliyat oluşturacak ölçüdedir. Salt Kürdistan’a ve Kürt toplumuna ilişkin seyahatname yazı ve kitapları, bugün yüzlerle ifade edilmektedir. Bu seyahatnâmelerin önemli bir bölümüne görsel tarih malzemesi olarak gravür, fotoğraf ve kartpostallar da eşlik ettiği için, bu ürünler Kürt coğrafyası, tarihi, sanat tarihi, sosyolojisi, etnolojisi, kültürü yani bir bütün olarak Kürt toplumunu kavramak açısından büyük bir öneme sahiptir.
Bir toplumdaki bireylerin ilişkilerini belirleyen asıl etkenler, toplum düzenini biçimlendiren üretim ilişkileri ile o toplumun inançsal-kültürel yapılanmasıdır. Başka bir deyişle, toplumsal ortamla birey ilişkileri arasında diyalektik bir birlik vardır. Bundan dolayıdır ki, geçmişte cinsiyet ayrımı olmaksızın “tanrılar diyarı”na dönüşen Mezopotamya ve Anadolu’da, hayatın tüm alanlarına ve özelliklerine ilişkin erkek tanrılar yanında kadın tanrıçalar da vardı.
Kürt toplumu Milat’tan önce ve sonra hatta günümüze kadar genellikle hayvancılıkla ve tarımla geçiniyor. Hayvancılık, çoğunlukla ortak mülkiyeti ve ortak üretimi de beraberinde getirdiği için; bu üretim ilişkisi zorunlu olarak kadını çalışma yaşamının içine çekiyor ve toplumsal yaşamın bu gerçekliğine uymayan katı kurallarını törpülüyordu.
Nitekim, İslamiyetin kurumsal etkisine girmeden önce Kürt toplumunda kadınların da tıpkı erkekler gibi, ekonomik ilişkilerin yanı sıra politikada, dinde ve askerlikte görev aldıklarını görüyoruz. Kürt toplumunda onlarca yıl aşiretlerini yöneten kadın sayısı az değildir ve bu durum seyahatnâmelerle toplum yapısı ve kadın araştırmalarına da yansımıştır.
19. yüzyılda Mîrliklerin çözülmesinden ve Kürt halkının Osmanlı’ya başkaldırmasından sonra, insanların yeniden savaş ve politika sahnesine çıktığı görülüyor. Bundan dolayıdır ki, Batılı seyahatnâmelerde; Kürt kadınının ustalıklı at biniciliğinden ve savaşçılığından övgüyle söz edilir. Kürt erkeği, biraz da ekzoterik bir yaklaşımla hemen her zaman silahlı olarak betimlenirken, Kürt kadınının yabancı gezginlerin yanında bile rahat hareket ettiği vurgulanır.
Kuşkusuz, geçmişte Batılı gezginlerce de tespit edilip resmedildiği üzere; ancak üretim ilişkilerine ve içinde bulunulan etnik ve etik özelliklere göre değişiklik gösteren göreceli bir kadın özgürlüğünden söz edilebilir. Yoksa, uzun bir süre dinsel ve toplumsal bir kuşatma içinde kalan Kürt kadınının, asıl kadın ordulaşması ve özgürlük mücadelesiyle kuşatmayı yardığı unutulmamalıdır.
İşte bu çalışma; bir bakıma seyahatnâmelerden giderek insanları görsel ve yazınsal geçmişleriyle buluşturmayı ve Kürt halkıyla birlikte ülkeleri Kürdistan’ın görsel tarihini gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya; Batılı gezgin, araştırmacı, ressam ve fotoğrafçıların görsel ürünleri eşlik etmektedir.
İnanıyoruz ki, Kürdoloji biliminin Batılılar’dan sonra Kürt insanının eliyle yeniden şekillendirildiği bir dönemde bu çalışma, hem bir bütün olarak Doğu bilimlerine hem de Türkiye kültürüne anlamlı bir katkı sunacaktır...
Resimli anlatımda Anadolu-Mezopotamya hattı önemli bir geleneğe sahip olduğu gibi, yazılı anlatıma geçildikten sonra da bilinen en eski şiirsel / destansal tarih ve seyahatnâme yazarı Homeros, İzmir’de çıktığı gibi; yine Milat’tan önceki en eski seyahat-tarihi eserin sahibi Herodot da bu Bodrum’da çıkmıştır.
NOT:
4. sayfadan 14. sayfaya kadar olan yazılar Mehmet Bayrak tarafından kaleme alınmıştır.