Seyda Evdirahman Dürre’yi de sürgünde kaybettim (kaybettik). Hukukumuz çok eskilere dayanır. Urfa’daki evimize gelen babamın eski dostlarından idi. Babam 1964 yılında Ağrı’dan Senato seçimlerine girdiğinde yanılmıyorsam Tutak’ta müftülük yapıyordu. Devlet memuru olmasına rağmen rahmetli babam ile birlikte köyleri dolaşıp seçim çalışmalarında yanından ayrılmamıştı.
Apê Musa bana hep derdi ki “ben babanla birlikte Kürtçülük yaptım. Seninlen de birlikte Kürtçülük yaptık, senin çocuklarınlan birlikte de Kürtçülük yapacağım.” Ömrü yetmedi. Kalleş pusularda kardeşi gibi kontgerillanın kurşunları ile şehit oldu.
Seyda’da konuşmalarında “Kürdistan’ı özgürleştirecek kadar gencim” diyordu. Kürdistan’ın kuzeyini çok arzu etmesine rağmen özgürleştiremeden gitti. Ancak Kürdistan’ın güneyinin sömürgecilerden temizlendiğini, Kürdistan’ın G.Batısı’nın ise sömürgecilerden temizlenmenin yoluna girdiğini görebildi.
Kendisi ile birlikte İstanbul’da yollarımız kesişti. Kürt Özgürlük Mücadelesi onu da diğerleri gibi gençleştirmişti. Büyük oğlunun gerilla saflarına katılması onun için gurur kaynağı idi. Onun ölüm haberini alınca da yıkılmadı. Acısını yüreğine gömdü.
İstanbul Kürt Enstitüsü’nün kurucuları arasında yer alıyor, etkinliklerde yaptığı ateşli konuşmalarla kitleyi çoşturuyordu. 1992 Newroz katliamını protest etmek için HEP Beşiktaş ilçe binasında ben, kendisi, Apê Musa, İsmail Hoca, Faqi Hüseyin Sağnıç, İbrahim Gürbüz, Recep Maraşlı, Bilgesu Eranus, Eşber Yağmurdereli ile birlikte üç gün açlık grevine girmiştik.
Açlık grevi bittikten sonra Cağaloğlu’na gidip TGB (Türkiye Gazeteciler Birliği) önünde basının suskunluğunu protesto etmek için bildiri okuyup, siyah çelenk bırakmıştık. Eylemimiz sona erdikten sonra birlikte sahibi olduğum Yeni Ülke gazetesinin Talas Han’daki merkezine giderken sonradan isminin Kemal Bilget olduğunu öğrendiğimiz bir arkadaş her birimize birer karanfil vermişti. Biraz sonra polisler etrafımızı çevirip ellerinde kırmızı karanfil bulunan teröristleri(!) gözaltına aldılar. O gece bizi Gayrettepe 1.Şube’ye götürdüler. 1.Şube polisleri “nedir bu yaşlıları getirmişsiniz” diye polisleri azarlayınca, geceyi Eminönü polis karakolunun nezarethanesinde geçirip ertesi günde çıkarıldığımız mahkeme tarafından serbest bırakıldık.
1993 yılında ülkemin G.Batısına gidince kendisi ile orada karşılaştık. HİK’in (Kürdistan İslami Hareketi) ön çalışmaları için G.Batıya gelmişti. Birlikte Kürdistan’ın G.Batısını gezmiştik.
Kürt kardeşlerimizle toplantılar yapmış, gorbehişt Dr.Nuri Dersim’in Afrin bölgesindeki İbrahimiye Camii’sindeki mezarını ziyaret etmiştik. Reco’da Kürt mıtrıpları ile birlikte çadırlarının önünde fotoğraf çektirmiştik. Şam’da Selahattin Eyyübi’nin Aziziye’deki türbesinide birlikte ziyaret ettik. Ben fatiha okuyup, B.Selahattin’in sandukasının baş kısmını öptüm. Nur içinde yatsın o fatiha okumak gereğini duymadı. Kendisini eleştirdiğimde bana ”brazi Kürtler için bir şey yapmadı” demişti. Uzun uzadıya tartıştık. Birbirimizi ikna edemedik.
Seyda’nın vefatı üzerine Kürt internet sitelerinde verilen vefat haberinde onun sadece İstanbul Kürt Enstitüsü kurucusu, eski müftü olduğunu yazdılar. Seyda Evdirahman HİK’in kuruluş kongresini hazırlayan, tüzük ve programının yazılmasına katkı sağlayan, kongreyi Kürdistan’ın dağlarında gerçekleştirip, HİK’in ilk başkanı olan kişi idi. Avrupa’ya döndüğünde HİK’in başına sorumlu olarak atanan İran yanlısı bir kişinin komplolarına karşı sonuna kadar mücadele etti.
HİK’te Seyda’nın tasfiye edilmesinden sonra bu atanmışın yüzünü hiç kimse görmedi. HİK’te tasfiyeciliği gerçekleştirenlerde daha sonra birbirlerini tasfiye ettiler. Seyda ayrıca PKDW’nin hazırlık komitesi, Yürütme Konseyi üyesi ve 1995-99 döneminde aktif üyesi idi.
Haber yapan gazetecilere bazı şeyleri hatırlatmak istedim, o kadar!
Seyda’nın sürgünü bitti. Toprağına, sevgili Kürdistan’ına kavuştu. Cenazesine gazetemizde yazıldığına göre BDP Muş İl Başkanı, Malazgirt Belediye başkanı, ailesi ve binlerce Kürdistanlı katılmış. Nur içinde yatsın. Yaralı sürgün yüreğime bir acı daha katarak gitti. Dostlarının, mücadele arkadaşlarının, Kürdistan’ın başı sağ olsun...
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 18 Ekim 1923 tarihinde TBMM’de “İzaley-i Şakavat yasası” çıkarıldı. Yasanın amacı Kürt militanlarını tasfiye etmekti. Yasa 1962 tarihinde yürürlükten kaldırıldı. 15 Ağustos atılımından sonra tekrara raftan indirilerek Köy yasasına bir madde eklenmek sureti ile Köy Koruculuğu oluşturuldu.
* 18 Ekim 1960 tarihinde çıkartılan 105 sayılı İskan yasası ile Sivas Kabakyazı toplama kampında bulunan aralarında A.Rıza Fırat, Faik Bucak ve Kinyas Kartal’ın da bulunduğu 55 Kürt batı vilayetlerine sürgüne gönderildi.
* 18 Ekim 1983 tarihinde HRK gerillalarına sıcak takip yapmak üzere TSK Saddam rejimi ile yapılan anlaşma gereğince ilk defa sınır ötesi operasyon yaptı.
* 20 Ekim 1990 tarihinde imtiyaz sahipliğini Serhat Bucak, Yazıişleri müdürlüğünü ise sırasıyla Özkan Kılıç, Yusuf Cacım’ın yaptığı haftalık “YENİ ÜLKE” gazetesi haftalık olarak İstanbul’da yayınlanmaya başlandı.