Şahin KUÇİN*

Şeyh Said ayaklanması, başta cumhuriyet rejimi ve Türkiye Solu’nun önemli bir kesimi, olmak üzere birçok aydın, bilim insanı ve ezen ulus milliyetçisi akademisyen tarafından sürekli çarpıtılmış, farklı biçimde işlenmiş ve gerçeklikten kopartılmaya çalışılmıştır.

Türkiye Solu’nun Şeyh Said ayaklanmasına yaklaşımı, sömürgeci politikaya hizmet eder bir konumda gerçekleşmiş ve ayaklanma, ‘gerici’, ‘yobaz’ olarak damgalamıştır. Sürekli olarak ayaklanmada İngiliz parmağı olduğunu ileri sürerek, bu savdan hareketle de “emperyalizmin hizmetinde bir ayaklanma” olarak değerlendirip, öfkeli bir biçimde mahkum etmeye çalışmıştır.

Sadece Türkiye Solu değil, Kürt veya Kürt dostu birçok devrimci-demokrat, aydın da meseleye böyle yaklaşmıştır. O zamanki TKP’nin gazetesi Orak-Çekiç “Vurun Şeyh Said eşkıyasına” diye başlık atmıştır. Türkiye Solu “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” nakaratını sürekli tekrarlamasına rağmen, nedense pratikte gereklerini yerine getirmemiştir. 68 Kuşağı’nın devrimci öğrenci liderleri de bu meseleye son derece yanlış ve eksik yaklaşmış, kendilerini bu konuda aydınlatma ve aşma becerisini ne yazık ki göstermemişlerdir. Bu konuda tek istisna İbrahim Kaypakkaya’dır. Kaypakkaya meseleyi çok ileri boyutlarda ele almış, farklı ve son derece doğru bir perspektifle yaklaşmıştır. Değerli bilim insanı ve Kürtlerin kendi geleceklerini belirleme hakkının yılmaz savunucusu İsmail Beşikçi Hoca bile o günün koşullarında meseleye yanlış ve eksik yaklaşmış, bilinç eksikliğinden dolayı Şeyh Said ayaklanmasını gerici-yobaz ve feodal bir ayaklanma olarak damgalamıştır. (Bakınız, Doğu Anadolu’nun Düzeni, E yayınları 1970). Sonrasında ise İsmail Hoca tam da bir bilim insanına yaraşır bir olgunluk ve dürüstlükle yanılgısını anlamış, hatasını düzeltmiş ve bu konuda özeleştiri yapmıştır. Kitaplarının daha sonraki baskılarına bu konudaki özeleştiri ve düzeltmeleri de ayrıca eklemiştir. 

İbrahim Kaypakkaya bu konuya şovenizme hiç taviz vermeden yaklaşmış, ayaklanmanın ulusal niteliğine parmak basmış ve her koşulda milli demokratik bir muhtevaya sahip olduğunu vurgulamıştır. Ayaklanmanın milli demokratik muhtevasını anlamak ve Kaypakkaya’nın devrimci tezlerini kavramak için, “Türkiye’de Milli Mesele” adlı Aralık 1971 tarihinde yazdığı uzunca broşürü ve özellikle bu yazının 8. bölümündeki “Kürt Milli Hareketi” adlı kısmı okumak gerekir. Kaypakkaya’ya göre: “Kürt isyanlarının yeni Türk devleti tarafından vahşice bastırılmasını ve peşinden yapılan kitle katliamlarını feodalizme karşı yönelmiş ‘ilerici’, ‘devrimci’ bir hareket diye alkışlayanlar, sadece ve sadece iflah olmaz hakim ulus milliyetçileridir.(bkz. Seçme Yazılar, s. 199). “İngiliz Emperyalizminin, Şeyh Said hareketinde parmağı olduğunu iddia ederek Türk hükümetinin, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını çiğnemesini, kitle katliamlarına girişmesini vs. haklı ve ilerici göstermeye çalışanlar, bir kere daha tekrarlayalım, iflah olmaz Türk şovenistleridir... Bir milletin kendi kaderini tayin hakkı, emperyalizme alet oldukları veya olabilecekleri iddiasıyla kısıtlanamaz veya ortadan kaldırılamaz. Böyle bir iddiayla ‘bir milletin ezilmesi ve gadre uğraması’ savunulamaz. Kaldı ki, sözkonusu dönemde bizzat Türk hükümeti, İngiliz ve Fransız emperyalistleriyle işbirliği halindedir.” (İbrahim Kaypakkaya Seçme Yazılar, Ocak yayınları, Şubat 1992,Istanbul s. 200-201)

Kürtlerin hafızasında önemli bir yeri olan 1925 Şeyh Said ayaklanmasının hazırlığı 1920’li yılların başına kadar uzanır. 1923 yılında kurulan Kürdistan İstiklal Cemiyeti(Azadî)’nin yöneticileri arasında Albay Cibranlı Halit Bey, tanınmış Kürt subay Bitlisli İhsan Nuri, Süleymaniyeli Mülazım İsmail Hakkı Saveyiş, Kadri Cemil Paşazade, Dr Fuat, Haci Ahti gibi daha pek çok tanınmış şahsiyet bulunuyordu. Cemiyet üyelerinin dostluğunu kazanmak istedikleri şahsiyetlerden biride, bölgede büyük, nüfusu olan, halk arasında sevilen, saygın ve itibarlı olan Şeyh Said’dir.

1923 sonunda Bitlis milletvekili ve Kürt hareketinin önemli kişilerinden Yusuf Ziya, Hınıs’ta Şeyh Said ile bir görüşme gerçekleştirir. Görüşmede Kürt ayaklanmasının örgütlenmesi ve alınacak tedbirler noktasında antlaşmaya varılır.

1924 yılında Yusuf Ziya, Erzurum’da Cibranlı Halit bey ile yaptığı görüşmede. Türkiye dışında kalan, Şeyh Mahmud ve İsmail ağa Simko gibi önemli Kürt liderleri ile görüşülmesi başta olmak üzere, Varto, Tekman, Hınıs ve diğer birçok yerdeki aşiret reislerini bilgilendirme konuları karara bağlanır.

15 Kasım 1924’de Şeyh Said’in oğlu Ali Rıza İstanbul’da tanınmış Kürt şahsiyetlerinden Said Abdülkadir ile bir görüşme gerçekleştirir. Görüşmede Said Abdülkadir şayet bir Kürt ayaklanması olacaksa bu harekete mutlaka dini bir görünüm verilmesini ve bu vesile ile daha geniş kitlelerin ayaklanmaya destek vereceği tavsiyesinde bulunur

5 Şubat 1925’te Şeyh Said 100 kişilik silahlı adamı ile beraber Piran’da bulunan kardeşi Abdürrahim’in misafiri olur. Aynı gece, subay Hüsnü efendi komutasındaki 15 Jandarma ile birlikte Abdürrahim Efendi’nin evine gelir ve Şeyh Said’den Bahri adlı şahsın evinde kalan, cinayetten hükümlü 10 Kürdün verilmesini ister. Buna Şeyh Said müsaade etmez ve çatışma çıkar. Çatışmada askerlerden bir kısmı öldürülür, sağ kalanlar ise esir alınır. Olayın daha fazla büyümesini istemeyen Şeyh Said Genç’e gider.

8 Şubat’da Piran’da gerçekleşen bu çatışmayı haber alan Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Tahir, 10 Şubat’da Lice Postanesi’ne el koyar ve 11 Şubat’da 200 silahlı adamı ve el koyduğu evrak, para ile beraber Genç’de bulunan Şeyh Said’in yanına gelir. Aslında 1926 ilkbaharında yapılması planlanan ayaklanma bu iki olay ile hazırlıksız bir şekilde başlamak zorunda kalır. Kısa sürede 14 vilayeti kapsayarak geniş bir alana yayılan ayaklanma, şiddetli bir biçimde ve zalimce bastırılır. Ayaklanmanın başarısız olmasının nedenlerini söyle sıralayabiliriz: Ayaklanmanın erkenden başlaması, hükumet güçlerinin sayı ve silah üstünlüğü, aşiretler arasında bir birliğin olmaması, Muş, Siverek, Siirt ve daha birçok yerdeki aşiretlerin ayaklanmaya karşı Ankara’ya olan sevgi ve sadakatlerini beyan eden telgrafları ve Dersim aşiretlerinin ayaklanmanın başarıya ulaşamayıp ezilmesi durumunda yarı bağımsız olan statülerini kaybetme korkusu nedeni ile tarafsız kalmaları.

Ayaklanmanın başlangıcında büyük rol oynayan Bağımsız Kürdistan Cemiyeti’nin önderlik konusunda yeterli olamaması ve en önemlisi de Cibranlı Halit Bey ve diğer nitelikli Kürt aydınlarının yakalanması nedeni ile siyasi ve askeri örgütlülükten yoksun kalınması sonucunda ayaklanma kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

29 Haziran’da Şeyh Said ile birlikte 47 kişi hakkında Diyarbakır İstiklal Mahkemesi tarafından idam kararları verilir. Mahkeme Başkanı Mazhar Müfit’in sanıklara yönelik yaptığı konuşma şöyledir:

Kiminiz şahsi menfaatleriniz, kiminiz ecnebi kışkırtması ve siyasi hırslarını rehber ederek fakat hepiniz bir noktaya yani Bağımsız Kürdistan teşkiline doğru yürüdünüz. İdama çarptırılan Kürt liderlerin son sözleri de yine Kürdistan’ın bağımsızlığı üzerine idi.

ŞEYH SAİD: “Dünya yaşantımın sonu geldi. Ulusum için kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeterki torunlarımız bizi düşmanlarımız karşısında mahçup bırakmasınlar.”

HINISLI HALİT BEY: “Karşınızda yalnız değilim. Arkamda İran, Mezopotamya ve Türkiye’de bulunan muazzam bir Kürt ulusu bulunmaktadır. Bugün beni asıyorsunuz fakat şüphemiz yoktur ki yarın torunlarımız sizi yok edeceklerdir.”

DR. FUAT: “Vatanım için yiğitçe kurban olmayı daima düşündüm. Asılmakta olduğumuz bu topraklara bağımsızlık bayrağı mutlaka dikilecektir.”

ŞAİR MOLLA ABDÜRRAHİM: “Sefiller sizi... Sizi ayağımızın altında çok alçak ve küçük görüyorum. Biliniz ki Kürt bir ağaç değildir, ölür fakat eğilmez.”

Yukarıda da görüldüğü gibi daha önceleri padişahlara ve Jön Türklere karşı savaşmış olan Kürtlerin ulusal kurtuluş devrimleri çağında. ulusal zulümden kurtulmak istemelerinden daha doğal ne olabilirki. Kürtlerin ulusal düşünceler adına İslamiyet’e saygı göstermesinin nedeni, ülkedeki Müslüman kitlelerin peşine takıldığı şeyhlerin etkinliğinden yararlanmak ve sınıfsal ayrışmanın netleşmediği koşullarda kitlelerin dinsel görünüm altındaki Harekete daha yığınsal katılacağı gerçeğini bilmelerindendir. Sınıfsal bir devrim değil, ulusal kurtuluştur söz konusu olan ve dindarların da bu mücadelede yer almaları doğal ve istenen bir durumdur.

Bu minvalde, o dönemde düzenlenen Doğu halklarına yönelik Komüntern 4. Kongresi’ndeki tezlerden birisi de gayet ilgi çekicidir ve yukarıdaki tespitimizin doğruluğuna teyit niteliğindedir: “Müslüman ülkelerde ulusal hareket ilk dönemde kendi ideolojisini, İslam dininin politik sloganlarında buluyor ve bu büyük devlet memurları ve diplomatlar için geniş kitlelerin hurafesi ve cahilliğini istismar etmeye imkan veriyor. Ancak milli kurtuluş hareketlerinin iç gelişimi ilerledikçe islam dini ve politik sloganlarının yerine somut siyasi talepler geçiyor”.

Aynı şekilde, Diyarbakır İstiklâl Mahkemesi Başkanı, idam kararını okurken sanıkların yüzüne söylediği şu sözler gayet açıklayıcıdır: “Aranızda bazıları hükümetin idari yolsuzluklarını isyan bahanesi yaptılar. Diğerleri de hilafetin müdafaasını sebep gösterdiler fakat hepiniz bir noktada birleştiniz: Bağımsız bir Kürdistan yaratmak için”.

Görüldüğü üzere, Mahkeme Başkanı bile ayaklanmanın nedenleri üzerine gerçekçi açıklamalar yapmak zorunda kalıyor. Kemalist fikir üreticilerinin ayaklanmayı itibarsızlaştırma ve küçük düşürme, ülke ve dünya kamuoyunu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri, ‘gericilik’, ‘vahşilik’ ve ‘dini fanatizm’ gibi tanımlamalar kullanmaları. Şeyh Said hareketinin milli karakterini ve özgürlükçü yanını saklamaya ve karartmaya yönelik sinsi bir taktik, bir yanıltmacadır.

Sonuç itibari ile ayaklanmayı hazırlayanların Şeyhler olmadığı aşikârdır. Başta Cibranlı Albay Halit Bey, Gazeteci Kemal Fevzi, Dr. Fuat gibi tanınmış Kürt entelektüelleri öncülüğündeki Bağımsız Kürdistan Cemiyeti-Azadî ayaklanmanın öncülüğünü yapmıştır. Tarihi gerçeklerden bihaber ve tarih analizinden yoksun olanların argümanlarının aksine, ayaklanmanın temel amacı, milli kurtuluştur ve Kürdistan’ın özgürlüğüne kavuşturulmasıdır.

* Avusturya Demokratik Alevi

Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı