Şeyh Said ve arkadaşları bu uğursuz günde (29 Haziran) vahşice darağaçlarına çekildiler. Onlar darağaçlarına çekilip katl edilirlerken, Kemalist sistemin vazifedarları, onların aile ve yakınları, Kürt hainleri Amed’in Dağkapı semtinde toplanmış, çığlıklar atarak ‘idam idam’ diye bağrışmışlardı. 29 Haziran Kürt halkı için bir kırılma, Kemalist sistemin kendi zulüm ve asimilasyon sistemini korkuyla oturtmak için ise bulunmaz bir zafer olmuştu. Kemalizm Erzurum’da Müslümanlık adına, Kürt şeyh ve mollalarını Kongre adı altında toplamış, Türkiye’nin Kürtlerin ve Türklerin vatanı olduğu sözünü vermişti. Sivas’ta Kürt Alevi dedelerini ve Ocak sahiplerini Kongre adı altında bir araya getirmiş aynı sözleri onlara da vermişti.
Ne acıdır ki Kürtler kendi atasözleri olarak Osmanlı’da oyun bitmez sözünü unutmuşlardı. Mustafa Kemal’in bir Osmanlı subayı olduğunu hiç hatırlamıyorlardı. Onlara göre düşmanlardan kurtarılacak bu vatan parçası, bir adil Cumhuriyet olacak ve herkes kendi dini mezhebi milli kimliği ile özgürce yaşayacaktı. Gavur Fransızlar, İngilizler ve Yunanlılar Kürtlerin mukavemeti ile karşılaşmıştı. Urfa Şanlı Urfa, Antep, Gazi Antep, Maraş, Kahraman Maraş olmuştu. Ama kardeşlik bir türlü gelmemişti. Osmanlı’da bitmeyen oyunlar, Kemalizmde komplolar biçiminde sürüyordu.
Milletler, dinler ve mezhepler bahçesi olan Kürdistan ve Anadolu’da yaşayan topluluklar, inkilaplar adı altında zulüm cenderesine alınmış, toplumlar yeni bir ulus biçiminde kendi din, mezhep ve milli kimliklerinden zorla uzaklaştırılıyorlardı. Bu zulüm cenderesi içine sokulan toplum nefes almak için çabalıyordu. Hergün dinlerinden ve etnik kimliklerinden dolayı insanlar zulüm yaşamaktaydılar. Kürtlük yasak, Çerkezlik yasak, Alevilik yasak, Müslümanlık yasak, Şafilik yasak, Tekke yasak, Medrese yasak ve Zaviye yasaktı. Bu koşullarda meydana gelen bir kıyam olmuştu. Daha serhildanın altyapısı hazırlanmadan, Piran’da bir provokasyon geliştirilmiş ve harekete erken doğum yaptırılmıştı. Hareketin bütün rehberleri idam edilmiş Kürt ve Kürdistan adına olan ne varsa yok edilmişti.
Büyüklerimiz bu hadiseyi anlatırlarken, insanlarımızın nasılda samanlıklara doldurulup yakıldıklarını, ana rahmindeki çocukların nasılda süngülendiklerini anlatıyorlardı. Devletin yanında yer alan işbirlikçilerin milletin malına nasıl el koyduklarını bizlere aktarıyorlardı. Daha sonraki süreçlerde, külah takıp şalvar giydikleri için nasıl da çarşı içinde tartaklandıklarını, aşağılandıklarını, ceza verdikleri halde şalvar ve takkeden vazgeçmediklerinin kahramanca olduğunu söylüyorlardı. Kemalist devlet zorla çıkartamadığı külahı ayağından çıkartamadığı şalvarı çıkartmaya devam etti. Kürt toplumu ve dürüst Müslümanlar külahla, şalvarla meşgul edilerek, imanları ve milli kimlikleri ellerinden alındı.
Bugünkü Türkiye’de yaşayan müslümanların kahır ekseriyetinin, takkesi, şalvarı vardır fakat, inancı, dini ve ahlakı iğdiş edilmiştir. Halbuki inançlar bir değerler bütünüdür. AKP şahsında Kemalist sistemde iktidarlaşan, siyasal İslam, dürüst müslümanların Kemalizme entegrasyonunu büyük oranda tamamlamıştır. Kemalizmin yeşil versiyonu, kırmızı versiyonundan daha fazla kemalistleşmiştir. Kemalizmin Kürde öfkesi dur durak bilmeden 21. asırda da yoluna devam etmektedir. Yeşil Kemalizm Şeyh Said davasınıda, çarpıtmayı sürdürmektedir. Şeyh Said’in davası bir din ve İslam davası imiş, Kürt davası değilmiş. Peki İslam davası, Türk’e, Arap’a, Fars’a hak verir, ama aynı hakları Kürde vermez mi? 22 Arap’a, 2 Fars’a ve Türk’e altı devleti helal ve mübah görür de Kürde dilini, vatanını ve siyasal statüsünü haram mı sayar. İslam adına, İslam ve din karşıtlığı tam da budur. Beraber namaz kıldığı, secdeye vardığı, hac yaptığı kardeşim dediği bir milleti yok edenlerin kardeşliği nasıldır? Kemalist sistemin sofrasında oturup, maaş almak, ona askerlik yapmak, onlarla beraber yürümek ve sadece dil ile, Şeyh Said’i savunmak onun torunu olduğunu dile getirmek, ne kadar ahlakidir, ne kadar vicdanidir.
Oysa Şeyh Said’i idama çekenler ve onu seyretmeye gelenler, şu sözlerin onun mübarek dilinden döküldüğüne şahitlik etmişlerdi: Dünya hayatımın sonu geldi, vatanım, milletim ve dinim için kurban ediliyorum. Torunlarım intikamımı sizden alacaklardır.” Bugün kendilerine Müslümanım ve Kürdüm diyenler, Şeyh Said’in katilleri ile aynı sofraya oturmakta,aynı yatağa girmektedirler. Şeyh Said’in mezar yerini bile sormaya cesaret edemeyenler, bireysel ve ailesel çıkarlarının dışında tek bir kelam dahi etmeyenler, ak sakallı Şeyh’in intikamını alanlara, hakaretler ederek kendilerine köşe kapmak ve para kazanmak peşindeler.
Sen rahat uyu Şeyhim, artık bu mücadele hakla batılı birbirinden tamamen ayırmıştır. Gerçek müslümanlarla, münafıkları, din tüccarlarını ve din satıcılarını birbirinden ayırmıştır. Senin adını satarak yaşamlarını sürdürenlerle, senin adın ve intikamın için çalışanları ortaya koymuştur. Kürdistan ve Kürt milletini satarak, ticaret yapanlarla, Kürdistan ve Kürt milleti için mücadele edenleri netleştirmiştir. Ruhunuz şad olsun, ak sakallı Rehberlerimiz, torunlarınız adım adım amaçlarınıza ulaşmak için mücadele etmektedirler. Dünya bugün sizin davanızı ve gerçek torunlarınızı konuşmaktadır. Sizin geçek torunlarınız zafere şafak kadar yakınlar.