LUQMAN GULDIVÊ

"Heyran jaro"ya can veren dengbêj Fadilê Cizîrî, önceki gün yaşama gözlerini yumdu. Hasta yatağında kilam söyleyen ve önceki gün hayatını kaybeden Cizîrî’den geriye son demecinde söylediği, “Şakiro da kimsesizlikten ölmedi mi? Kimse dengbêjlere sahip çıkmıyor” sözleri kaldı. Kürt kültürünün en eski sözlü edebiyatı olan dengbêjliğin Botan bölgesinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Seyîd Fadilê Cizîrî, tıpkı “Dengbêjlerin Şahı” olarak bilinen Şakiro ve diğer birçok dengbêj gibi kimsesiz ve yoksul bir şekilde hayata veda etti.

Dengbêj olarak bugün anılsa da Botan halkının şair olarak isimlendirdiği ender kişilerden biriydi Seyîd Fadilê Cizîrî. Kendi halkının, toplumunun şairiydi. Botan ve Colemêrg halkı payîzok, serêlî ve biharok tarzı kılamları söyleyen dengbêjleri iyi tanır ve büyük değer verir. Bu yüzden de nasıl ki Melayê Cizîrî halk arasında şair olarak isimlendirilir, Seyîd Fadilê Cizîrî de şair olarak kabul edilir. Ne zaman ki Botan halkı bir şairden bahsederse anlaşılması gereken söz konusu kişinin payizokbêj (botan yöresi dengbêji) olduğunu anlayın. Bu yüzden ben de o toprağın insanları gibi Seyîd Fadilê Cizîrî’yi vefatından sonra da şair olarak tanımlıyayım. Gerektiği zaman da payîzokbêj (dengbêj) olarak da isimlendireyim.

  https://www.youtube.com/watch?v=O_ZHrMLqGtI  

Uzun zaman önce Botan şairinin kendine özgür bîllur sesini dinlemiştim. Ancak etkisini tam anlamamıştım. Daha sonra Almanya’nın Bielefed kentinde o zamanki adı Mezopotamya Kültür Merkezi olan bugünkü DKTM’de Cizreli Weliyê Botî’nin onun yaşam öyküsünü ve sanatını anlatınca çok etkilendim. Weliyê Botî’yi Kürt kültürü, folklor ve sözlü edebiyatı ve dengbêjliğe yönlendirenin Fadilê Cizîrî olduğunu öğrendim. Weliyê Botî, Fadilê Cizîrî ismini her andığında ona duyduğu büyük saygı ve hayranlığı farketmemek mümkün değildi. Güney Kürdistan’daki mücadeleye katıldığı süreçte yaşadığı hayal kırıklıkları sonucu bir süre degbejliği, dengbêjlik divanlarından uzak kalmasını büyük bir üzüntüyle anlatırdı Weliyê Botî.

Halka olan bağlılığı onun uzun bir süre halktan uzak kalmasına imkan vermedi. Arkasından eserler, yetiştirdiği öğrenciler ve bir miras bırakmadan bir kenara çekilmeyi kendine yakıştırmadı. Bu yüzden de sanatsal çalışmalarına döndü ve ilk kasedini 80’li yıllarda çıkardı.

Halkın içinde, halkın dengbêji olarak kalmada ısrar etti. Ne modern kayıt odaları, ne de parıltılı sahnelere itibar etmedi. Ancak çıkardığı ilk kasedinde söylediği her stran, payîzok çok kısa sürede dengbêjlerin, stranbêjlerin arasında yayıldı. Fadilê Cizîrî’den etkilenen ve izinde yürümeye çalaşanlardan biri de Weliyê Botî idi ve onun kasedindeki stran, klam, payizok, biharokları halkın içinde seslendirdi.

Weliyê Botî, Fadilê Cizîrî’nin en tanınan Heyran ve Mûmê’nin aşkını anlatan ’Heyran Jaro’  klamanı 2003 yılında orjinaline sadık kalarak bana okudu:

Heyran jaro, ezê ji kulikê te dimirim

hey hê û ezê ji kulikê te mirim

Heyranê mino, minî gotî çavê minî

reş û belek kilê Sibhanî nagirin

Lê heçî yarikê vî zemanî bi zimanê xwe dost in,

bi dilê xwe kafir in

Heçî yarika wî bi dilê wî bê ji mal û milkê dinyayê, ji bav û birakê wî çêtir in, wey jaro de bila

Heyranê’m sax bê, wey bavo dostika wî pê re lê

(Hüzünlü Heyran senin derdinden ölüyorum

Heyran’ım kara gözlerim sühpan

sürmesini tutmuyor

Neyleyim zamane sevgilileri

dilde dost kalbe kafirler

Kim ki sevdiği ile olursa, bu dünya

mal ve mülkünden, baba ve kardeşten daha iyidir.

Ey hüzünlüm Heyran’ım sağ olsun,

dostu da onunla birlikte)

Seydik’in ağıdı

Yine Seydik’in Ağıdı’nı birçok kişiden dinlemişti, ancak Fadilê Cizîrî’nin stili ve yorumuyla söylemeyi tercih etmişti.  Weliyê Botî özellikle Fadilê Cizîrî’nin ismini Fado olarak söylemek istemiyordu. Hiç bir şekilde kendisini ve isminin eksik görmek istemiyordu. Büyük bir saygıyla Fadilê Cizîrî’den söz ederdi. Güney Kürdistan’a gidişi, Güney Kürdistan mücadelesinin yenilgisi ve yaşanan kırılma ile birlikte artık diwanlarda stran söylememeye ahdettiğini uzun uzun anlatırdı.

Ancak Güney Kürdistan’dan geçtiği Rojava’da halkın ve aydınların yoğun talebi ve ısrarı karşısında geri adım atarak orda ilk kasedinin kaydını yapar. Welî o gelişmeyi her seferinde ‘Allaha şükürler olsun” girişiyle konuşmasına başlar ve bunu Fadilê Cizîrî’nin dönüşü ya da yeniden doğuşu olarak anlatırdı.

Eğer o dönmeseydi Welî kime hayran kalacak, kimin kilam, payizok, heyranok ve biharoklarını seslendirecekti! Allah’a şükürler olsun ki Fadilê Cizîrî inadından vazgeçti, tekrar klamları söyledi ve ben de o sayede Welî’den Lawija Seydik’i dinledim:

Dilikê mi li ber felekê ax

Dilikê mi ´evdalê Xwedê li ber felekê

Wele hunê hespa bînin, zîna dînin ser kêlekê

Hey xudêwo Seydikê mi zava ye

Hunê bibin bajarê vê Binxetê

Hey de rabe Seydiko seydvano,

dengbêjo, piçûko, tifalo, bilûrvano

Şal û şapik wey bavo ji ber bû, zava berano lo

(Yüreğim feleğin pençesinde

Ben ‘Allah’ın garibanı’nın yüreği feleğin çarkında

Atları getirip eyerleri atacaksınız üzerlerine

Ey Allah’ım Seydik’im damat tır

Onu Binxet (Rojava) şehirlerine götüreceksiniz

Kalk artık Seydiko, kalk avcım, dengbêjim,

küçüğüm, masumum, kavalcım

Şal ve Şapık’ı üzerinden düştü (öldü)

vay babam, koç damattı)

Aşk acısı talandır: “Xemik Talan e”

‘Xemik Talan e’ ya da ‘aşk acısı talandır’ şarkısında sözcüklere çok farklı anlamlar yükleyen sesin sahibi arkasından bir iz bırakmadan bu dünyadan göç etmemeliydi. Çıkardığı kasetle de sadece sesini değil billur sesini ve benzeri bulunamayan bir yorumu da baştan başa Botan’da ve Kürdistan’a yankılandırdı. Kürt halkı onun değerini biliyordu, acaba biz onun değerini biliyor muyduk? Bu yüzden de ‘Xemik Talan e’ diyelim:

Wey were mala mino hoy

Wele hinga ez dimirim, du gura kavilê mi fesilan

Wele du mela, du feqa darbesta mi ´evdalê Xwedê bi destê xwe neqişan wey Şemik talan e ezo lo lo

(O zaman ölüyordum, iki kurt kefenimi biçti

iki imam, iki medrese öğrencisi tabutumu kendi elleriyle nakşettiler...Aşk acısı talandır)

Dengbêjlere ilham oldu

Seyîd Fadilê Cizîrî’nin neden şaşaalı stüdyo, sahne ve divanlara itibar etmediği konusunda bir fikir sahibi oldum.

2003 yılında Maxmûr’da görüştüğüm Mihemed Sadîq Tahirê Ripinî Fadilê Cizîrî’den övgüyle bahsediyordu ve tüm repertuavarını seslendiriyordu. Yine dengbêj Evdoyê Goyî de onun iyi bir takipçisi olmak için yoğun çaba serfediyordu. Sadece o da değil Salih Xalitê Hilalî, Mehdiyê Evdilqadirê Ripinî, Nezîr Eliyê Mijînî gibi isimler de Fadilê Cizîrî’den oldukça etkilenen isimler.

2017 Ocak’ında DİHA ajasında Zozan Fendik imzasıyla çıkan haberde Fadilê Cizîrî’nin hastalığından haberdar oldum. Parkinson hastalığı nedeniyle yatalak olan Fadilê Cizîrî’nin beslediği ve başucuna koyduğu kekliklerin sesiyle dünyayla bağını koparmamakta ısrar ediyordu. Fadilê Cizîrî’nin desteğimize, yardımımıza ihtiyacı vardı, ama maalesef yine bir şarimizi, dengbêjimizi yalnız bıraktık. El uzatmadık ve ağır süreçte tek başına kaldı. Fadilê Cizîrî önceki gün hayata gözlerini yumdu. Ancak sesi Botan’ın Kürdistan’ın dağları ve ovalarında yankılanmaya devam edecek:

Heyran jaro

Malan barkirî ji berê deryayê

Ay lê malan barkirî ji berê deryayê

Hey de bila kula Xwedê bikeve mala sabûnpêjê

Hey, Sipêrtê

Heyran Jaro hay ax ax

(Hayran olduğum Zavallı

Evlerini taşıdılar deryaya doğru

Ay kız, evlerini taşıdılar deryaya doğru

Ha de Allah’tan yara düşsün

o sabun yapıcıların evine

Ey Spêrtêli

Heyran zavallı hay ah ah)

Seydik’in öyküsü

Seydik 14 yaşında bir gençtir, babası ile birlikte ava çıkar. Seydik yeni evlenmiştir. Adetlere göre yeni evliler üç gün ava çıkmaz. Ancak üçüncü gün babasına haber vermeden Seydik ava çıkar. Bir dağ keçisi öldürür, postunu çıkarıp üzerine geçirir. Giydiği post ile dağ keçilerinin arasına karışır. Dağ keçilerini sevdiği için onlarla bir süre dolaşır. Babası da ava çıkmıştır ve Seydik’in evde olduğunu biliyor. Babasını farkeden dağ keçileri kaçar. Baba da bir dağ keçisinin kaldığını görünce yayına oku yerleştirir (kimi versiyonlarda tüfekle avlanıyor) ve iri dağ keçisini vurur. Seydik için söylenen klam aslında bir ağıttır. Daha çok da babasının ağzından günümüzde de bu ağıt şöyle seslendirilir:

Xanîkê Seydikê mine li pişt mizgeftê

Xanîkê delalê dilê mi cevdalê Xwedê li pişt mizgeftê

Wele dotmama delal tê de rûniştiye weke horîkê ve cinetê

Wele sed pîroz û bimbarik bê, çiqa cilê bûkaniyê li bejna te tê

Wele bavê te kore bê ev çi deval e, li derbê te tê

Hey de rabe Seydiko seydvano, dengbêjo,

piçûko, tifalo, bilûrvano

Şal û şapik wey bavo ji ber bû zava berano lo

Xanîkê Seydikê mine li pişta cuwê

Xanîkê delalê dilê mi ´evdalê Xwedê li pişta cuwê

Wele îro sê roj e, Seydikê’m zava ye

Wey xudêwo hunê bibine ser şiwê

Delalê dilê mi birîndar e, hunê bibin bajarê vê Zaxoyê

Hey de rabe Seydiko seydvano, dengbêjo,

piçûko, tifalo, bilûrvano

Şal û şapik wey bavo ji ber bû, zava berano lo

(Seydik’imin evin caminin arkasında

Ben Allah’ın zavallısının Seydiki’nin evi caminin arkasında

Amcanın kızı evde oturmuş cennet hurisi gibi

Yüz kere hayırlı olsun gelinlik giysileri ne kadar da yakışmış

Baban kördür, yarana derman nedir

Ey Seydikim, ey avcım, dengbêjim,

küçüğüm, masumum, kavalcım

Şal ve Şapıkı düştü (öldü) koç damadın

Seydik’min evi derenin arkasında

Ben Allah’ın zavallısının Seydiki’nin evi derenin arkasında

Seydik’im üç günlük damattır

Ey Allah’ım Onu yola ulaştırın

Yiğidim yaralıdır, onu Zaxo şehrine götüreceksiniz

Uyan Ey Seydikim, ey avcım, dengbêjim,

küçüğüm, masumum, kavalcım

Şal ve Şapıkı düştü (öldü) koç damadın)

https://www.youtube.com/watch?v=VUhLlJU_nvk