Huzur eylemek istersin. Ahte yoktur. Yürürsün bilinmezliğe. Torbalar dolusu yük taşırsın. Kime sitem eyleyesin ki. Her ışıldayan güne hüzün doğar. Hüznün olmazlığı nafiledir. Bakıp durursun gidene. Arkası yoktur dersin. Kime ne yürümek. Kime ne sabahın tanı. Kime ne gün, kime ne gece. Başını üne eğmişsin bu günü ve yarını kurtarmaya. Her yer cıvıl cıvıl. Kendini ikna etmişsin olmazlığa. Gene öyle bir güne başlamışsın. Hep öyle söylenirdi ekranlarda. Gerçeğe uzaktık. İstenmeyerekte olsa birileri bizi olmaza ikna etmişti.

Hep söylenirdin o tarihe ve yazgıya. O günede. Topraktan uyandın ve toprağa gittin. Gitti işte ve gamlı ve kederli. Tam da bahara ramak kalmıştı. Ha bu gün ha yarın diye kapıları sabahın ışıkları aralıyordu. Çıkmıştın yola. Akşam gelmesin diye. Oysa akşam dönen döngüye gebedir. Senle ya da sessiz, gelmişti, geldi ve gelecek. Bir tuhaflık vardı. Bir bilinmezlik tesiri. Duygular ve hisler hiç olmadığı gibi kıvrılıyordu. Kara kargalarda yoktu yüksekte. Gökyüzü masmavi ve yağmursuz. Tuhaf üşüyordun. Yalvardın güneşe erken dağın ardına evrilsin diye. Toprağa dünmek istiyordun. O gün hiçbir iletişim aracı olmasaydı. Nuh tufanı olsaydı ve bende bir daha uyanmasaydı. O gün bu gündür ışıklar solmuştur.

MÖ 5000 yıllara dayanan bir tarihten bahsediliyor. Her dönem ya kendi başına yaşamış ya da çevresindeki bölgelere özerklik olarak bağlanmış. Farklı imparatorluklar sık sık el değiştirmesine rağmen o kendisinden taviz vermemiş. Sümerler, Hurileri, Mitaniler, Ruslar, Medler, Makedonlar, Romalılar, Bizanslılar, Osmanlılar vb onlarca imparator arasında el değiştiren Mezopotamya ve Kürdistan bölgesinde Dersim hep kendisi için savaşmış. Seferler dur durak bilmemiş. Buna karşı direnişte hep ola gelmiş. Bu direniş ve mücadelede onbinlerce can hakka yürüdü. Dur durak bilmeyen bu mücadele tarihi kimi dönemler sükunet içinde geçsede istilacı güçler her fırsatta sefer başlatmışlar.

Osmanlılar 1453’te büyük bir orduyla Dersim’e sefere çıkar. Dersim yöresinde bulunan Şah İsmail ve Hacı Rüstem güçleri Dersim’de büyük bir direniş başlatır ve işgal orduları tekrar eli boş dönerler. Süreçler işgal ve katliam girişimleriyle devam eder. Gün gene direniş günüydü. Katliamcı iktidar ve onun işbirlikçi güçleri yüzyılın intikamını almak istercesine daha planlı ve sinsi bir girişim başlatırlar. Kürdistan’da genel olarak isyanlar olmuş ve hepsi bir şekilde tasfiye edilmiştir. 1925 Şeyh Said isyanı da yenilgiyle sonuçlanmıştı. Öncesinde 1915-1917 yılları arasında Ermeni katliamı yapılmış ve bir nebzede olsa bölgelerde var olan karşılıklı güven ve bağlılık zedelenmişti. İttihakı terakki zihniyeti Beyaz Türk’ü tarih sahnesine çıkarmanın planını yapmış ve buna engel olabilecek her alanı yerle yeksan etmeyi önüne hedef olarak koymuştu.

Osmanlı’nın kindar ve dindar çocukları kaybettikleri İmparatorluğun intikamını birlikte mücadele ettiği halklardan alır. Daha önce Kürtlerin evlerine gidip onlarla ortak Kongreler yapan Kemal ve ekibi bu sefer onları katletmenin mührünü basmışlardı. Bütün dünya halkları iç savaşlarla boğuşurken İttihatçılar bunu fırsat bilerek yönünü Dersim’e çevirir. Dersim’e yönelik katliam girişimi istendiği gibi gitmiyordu. Dersim halkına direnmenin dışında başka bir yolda kalmamıştı. Doğal bir komutan durumu ortaya çıkan Seyid Rıza bu sürece öncülük ediyordu. İşlerin yolunda gitmediğini gören katliamcılar barış görüşmeleri için çağırdıkları Seyid Rıza ve arkadaşlarını Elazığ’a varmadan tutuklamıştı. Seyid Rıza yaşı küçültülerek oğlu Resik Hüseyin’in ise yaşı büyütülerek idam edildi. Seyid Rıza idam sehpasındayken “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” dedi.

Dersim’in mücadelesi Seyid Rıza şahsında gelişen Kürtlük ile katliamcı zihniyetin mücadelesi olarak devam ediyor. Saralardan Atakan Mahirlere kadar süren Dersimli olma ve o kimliği sürdürme mücadelesi devam ediyor. Faşist soykırımcılara karşı olan bu mücadeleyi büyütmek ve her evin baş köşesine taşımakla Seyid Rizaların direnişinin hakkını verebiliriz.