Kürtlük adına var olanlar ortalıktan kaybolmuştu birden. Henüz yeni gelişmekte olan özgürlük hareketinin binlerce militanı, sempatizanı, taraftarı yakalanıp zindanlara atılmıştı. Ben o zaman PKK'nin sadece adını duymuştum. Ama o korkunç günlerde o üç harfi ağzına almak bile ürkütüyordu. Çünkü o üç harf, çocuk da olsan, korkunç işkencelere sebep oluyordu. Aslında ürküten, ölüm ya da zindanlarda yatmak değildi, çocukluktu. Bir de korkusuyla büyütüldüğümüz düşman, onun vahşi uygulamaları...
Ortaokulu bitirip liseye başladığım zaman zindanlarda direnişin sesi yükselmeye başlamıştı. Direniş ile birlikte insanlığa haykıran bir sesti bu. Bu haykırış, Mazlum Doğan'ın korkunç işkenceler, imha ve inkara karşı eylemi, Dörtlerin Gecesi ve 14 Temmuz Ölüm Orucu ile zirveye ulaşmıştı. Bu direniş ve haykırışın yükselen sesini, dönemin gazetecilerinden Erbil Tuşalp'ın "Bin İnsan, Bin Tanık" kitabından okuyordum.
Aynı dönemde dünyanın bir başka yerinde, Belfast'ta direniş ve insanlığa haykırışlar yükseliyordu zindan duvarlarından. Bobby Sands, 6 arkadaşı ile birlikte İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA) militanları olarak tutuklu bulundukları zindanda faşizme, sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı direnişe geçmişlerdi.
IRA'lı tutsakların cezaevi direnişi uzun bir geçmişe sahipti. İrlandalı cumhuriyetçilerin ilk açlık grevi 1917 yılında başlamıştı. Ve 1980'deki ilk IRA açlık grevine kadar toplam 12 tutsak, ölüm orucunda yaşamını yitirmişti. 1972'de 40 IRA'lı, açlık grevi direnişi ile, bir nevi savaş esirlerinin sahip olduğu bir statüyü kazanıp, siyasi tutsak olarak tanınmalarını sağlamıştı. Ancak İngiliz hükümeti 1976'da, Kuzey İrlanda'da savaş değil de, hukuk ve düzenle ilgili bir sorun olduğu izlenimini yaratmak amacıyla da bu özel statüyü kaldırıp, siyasi tutsakları adli mahkumlarla bir tutmaya başlayınca zindanlarda direniş bayrağı yeniden yükselmeye başladı.
27 Ekim 1980'de başlayan - ve Bobby Sands'in de katıldığı - ilk IRA açlık grevi 53. gününde, siyasi tutsakların 5 talebini kabul eden İngiliz hükümetiyle sağlanan uzlaşı ile sona erdirildi. Fakat hükümet pratikte uzlaşıya uymayınca Bobby Sands öncülüğünde 1 Mart 1981'de IRA'nın ikinci süresiz-dönüşümsüz açlık grevi başlatıldı. Tutsaklar, ölümü göze almıştı. Ve grevcilerin sırasıyla ölüp, hükümet üzerindeki siyasi baskıyı azami düzeye getirmek amacıyla açlık grevine her hafta bir tutsak daha katılacaktı.
Süresiz açlık grevine başlamadan kısa bir süre sonra Avam Kamarası için aday gösterildi ve seçimi kazandı. Halkı tarafından milletvekili seçildi ama cezaevinden salıverilmedi.
Açlık grevinin 66. gününde, 5 Mayıs 1981'de revirde hayatını kaybetti. Açık grevi IRA tarafından 3 Ekim'de resmen sona erdirilmeden önce 9 tutsak daha yaşamını yitirdi. Sands'in Belfast'taki cenaze törenine, o dönem açısından Kuzey İrlanda'nın katolik nüfusunun beşte birini oluşturan yüz bin insan katıldı. 6 Ekim'de İngiliz hükümeti, siyasi tutsakların sivil kıyafet giymesini yeniden kabul etti. IRA'lı tutsaklar hiçbir zaman siyasi tutsak olarak tanınmadıysa da, diğer taleplerin büyük bir kısmı ardından kabul ettirilebildi.
Bobby Sands ve arkadaşları, inandıkları yolda yürüyüp sona ulaştılar. Kazanan, onlar oldu. Yıllar sonra Bobby Sands'in bedeninde sakladığı notlardan derlenen "Hücremde Bir Gün" kitabını okuyunca, bu gerçeği anlamıştım.
Otuz yıl sonra, bu sefer mekan Kuzey İrlanda değil, Kürdistan'dır. Kürdistanlılar, tutsak edilen binlerce evlatlarından birkaçını oylarıyla seçerek irade beyanında bulunmuştu. Sömürgeci rejimin rehin olarak tuttuğu Hatip Dicle, İbrahim Ayhan, Gülser Yıldırım, Kemal Aktaş, Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız'ı Kürtler, oylarıyla milletvekili seçerek meclise göndermek istedi. 2011'de milletvekili seçilmelerine rağmen hala tutsaklar.
Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız, yaptıkları bir açıklamayla çok sayıda arkadaşlarıyla ardılları olduklarını söyledikleri Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek, Akif Yılmazların yollarından özgürlük yürüyüşlerini sürdüreceklerini belirttiler. Yani süresiz-dönüşümsüz açlık grevi. Bir diğer adı ölüm orucu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik uluslararası komplonun yıldönümü olan 15 Şubat'tan bu yana açlık grevlerini sürdürüyorlar.
Otuz yıl önce İrlanda'da halkın oylarıyla seçilmiş bir milletvekilinin başlattığı eylemin aynısını şimdi de biri kadın, iki Kürt milletvekili başlatmış durumda. Halkını savunmak, özgürlük mücadelesi vermek için konum önemli değil. Bobby Sands ile Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız ayrı ülkelerin, ayrı toprakların insanları olabilirler. Dilleri, kültürleri, tarihleri ayrı olabilir. Ama kavgaları birdir. Mücadeleleri birdir. Onlar hem devrimci hem de milletvekili. 
Otuz yıl önce İrlandalı vekil Bobby Sands, dünyanın gözleri önünde verdiği haklı mücadelede canını verdi. Bedenini dirhem dirhem eriterek can verdi. Dünyanın büyük bir kısmı bu ölüme sessiz kaldı. Bugünde ise Kürt vekilleri adım adım bu uğurda yol alıyor. Dünya ise yine sessiz ve sağır.
Yeryüzünün herhangi bir yerinde yaşayan ve kendine devrimci veya demokrat diyen hiç kimse sessiz kalmamalı. Sessizlik ölüm demektir. Haksızlığa, zulme, işkenceye, inkara, köleliğe, faşizme karşı sesini yükseltmek, özgürlükten yana pozisyon belirlemektir. Vicdanlı olmaktır. Vicdansızlara karşı vicdanıyla güne durmaktır.
Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız öncülüğünde başlatılan bu onurlu direnişin yanında yer almamak, insanlığın kara tarihinde yerini almaktır.