Kan güzü, aşk yüzü, azadi yüzü, cenk yüzü, direniş yüzü… Hepsi eder Kobanê güzü… Tanrım ne muhteşem direniyorlar Kobanê'de! Gökyüzünde Kurdî bir yağmur, ağaçlar sarı-turuncu yapraklar döküyor. Hiç de hüzün yok havada, kadınlı-erkekli bir direniş halayı var. Alnından öpüyorlar güneşin, ne ateşten korkuyorlar ne de kızgın demirden. Oysa ne güneş var, ne yağmur, bomba ve mermi yağıyor gökyüzünden.
Nart ülkesi gibi direniyor Kobanê; Tanrı'yla aralarındaki sözleşmeyi ihlal ettikleri suçlamasıyla gazaba uğratılacağı söylenen Nartlar, o dağ kavmi; mızraklarını, ok ve yaylarını göğe çevirip Tanrı'ya haykırıyorlar; "Teslim olmayacağız sana, hangi dehşet gazapla-kahhar azapla gelirsen gel" deyip toprak rengi atların sırtında dağlara yol alıyorlar.: "Helak olsak da özgür öleceğiz! Senin merhametinin kölesi olacağımıza, gazabının özgür ölüleri olmaya hazırız!" diyorlar.
Ama bu ne Nart Destanı ne de Tanrı'yla savaş; bu, Tanrı'nın gazabını giyindiğini iddia eden kara cellatlara, tarihin karanlık çatlaklarından fırlayıp gelmiş soysuzlara, modernite mezbelesinde boy verip tutunamamış pespaye çetelere ve dahi ne kadar insanlık artığı lümpen ve berduş güruhu varsa ona karşı dağ soylu kavmin evlatlarının büyük ve kutsal onur savaşı, Kobanê Destanı!
Adını haykırdıkları 'Rahman ve rahim olan Allah'ı kirlete kirlete saldırıyorlar. Direnenlerin ak kanatlı, ak alınlı güleç yüzlü çocuklarına karşı, karanlığın, çirkinliğin, cehaletin kara yüzleri, karalara bürünerek geliyorlar. Tıpkı içleri gibi yeryüzünü de karartmaya yeminliler. Sürülmüş kıtalar, cinayet şebekeleri, katil sürüleri ellerinde en modern silahlar ile iplerini tutan modernite sahiplerinin en vahşi, en alçak katliam şekillerini şehvetle yerine getirmek için saldırıyorlar. Tarihin bütün soysuzları adına asil olan, kadim olan ne varsa itlaf etmek için geliyorlar. Gölgeyi gerçek yerine, aydınlığı karanlık yerine çevirmek için vuruyorlar. En ilkel ve vahşi cinayet biçimleriyle, en modern ölüm makinelerini birleştirdikleri bir ölüm ağı kurmuşlar. Korku ve cinayeti birleştirip bir soykırım heyulası yaratmak istiyorlar.
Ama bilmiyorlar işte! Cenk edenler var bu kadim topraklarda. Kalbinde bin çiçekli bahçe yaratacak kadar melek; düşmanını paramparça edecek kadar öfke, bunları birleştirip direniş diyalektiği kuranlar var. Asalet ve hakikatı döktükleri kanda sentezleyenler var! Bakın şu tarih meydanına, bakın şu pırlanta harflerle tarih sayfalarına yazılan direniş kahramanlarına, direniş günlerine…
Hangi gazaba boyun eğecekler, hangi korku yanaşabilir bu gülüşünden cesaret fışkıran çocuklara… Bu hamaset değil, siyaset hiç değil, hele edebiyat hiç değil!
İşte orada tam gerçek; orta yerde hakikat! Önlerinde akıp giden tarih sahnesinden alnı aktımalı, seglavi atlarıyla geçen Derwêş'i ve onikileri selamlıyorlar, Adûlê'nin tililileri eşliğinde. Bakın orada dağ soylu yiğitler, ovada ne destanlar yazıyor.
Herkesin fellik fellik kaçtığı soysuz çetesinin karşısında göğsünü nasıl siper ediyor bu alnı öpülesi yiğit kızlar, erkekler. Bedenleriyle hisarlar yaratıp en olmadık yerde bir direniş kalesi inşa ediyorlar. Haydi gel! Bir şarkı söyle söylebilirsen, bir şiir yaz bu destan üzerine yazabilirsen! Haydi gel seyreyle cenk meydanında nasıl vuruşa vuruşa tarih yazıldığını. Direnen canlarla nasıl hikayeler çatıldığını!
Bırakın birileri kan falı baksın, irin bağlamış yürekleriyle ''Düştü, düşecek'' diye. Düşmeyenlerin sonsuz destanı sürmekte insanlık onurunun ak güllerini yüreklerinde taşıyanların içinde. ''Kobanê ne yana düşer usta'' diye soranlara öfkesinden soluyarak, kahrından çatlayarak cevap vermemekte. Siz o ciwan-mert kalplerinizde direniş falını açtınız bile; ''Kobanê düşmedi, düşmeyecek'' diye!
Şimdi bana bir şehir anlat, bir şehirden bahset; yaşarken şehir ünvanı alan, insanlığın onurunun, direnişinin, kahramanlığının sembolü olan bir şehir. Bana bir şehirden bahset; cenk hikayelerinin anbean zuhur ettiği, üzerinden direniş tüten, upuzun bir direniş senfonisini, teatral bir cenk efsanesini canıyla/kanıyla yazan…
Hepimizin göğüs kafesine sığacak kadar küçük, hepimizin insanlığını içine alacak kadar büyük kalp olan. Bizim sol yanımızda atan, bizim orta yerinde yaşadığımızı hissettiğmiz bir şehir. Bana bir şehir anlat; en uzun şehir direnişi ilan edilen, kapılarında vahşi barbarların, ağzı salyalı canilerin karşı tepelerinde analarının, kardeşlerinin, çocuklarının, kardeşlerinin beklediği o ''rengin'' şehir. Dört bir yanı sarılmış direniş bahçesi. Her yanın yakılıp, yıkılmış olsa da sen; direnişimizin yekpare sembolü, çöl ortasında cesaret çınarı, yolunu kaybedenlere direniş fenerisin.
Toprağının her karışına can karışıyor, kan bulaşıyor. Bütün efsanelere baktım, destanları okudum, hikayeleri dinledim, masalları gezdim. Bir eşin yok. Hem kadim tarihte hem çağdaş zeminde. Bir sen misin kendini böyle yazdıran tarihe! Aşk olsun sana Kobanê, aşk olsun! Bu kan güzünde, bu direniş güzünde, Medler'den bugüne destanların en güzelini yazdın. Nartların kavgasını tamamladın. Aşk olsun sana Kobanê! Kurdî bir direniş çılgınlığısın insanlığın dilinde. Aşk olsun sana destanların en güzeli!