
Türkiye’de tek adam üzerinden yürüyen sistem çürüyor; yasamayı ve yargıyı kendisine ayak bağı, demokrasiyi de sadece ne pahasına olursa olsun en fazla oyu alıp iktidara gelmek olarak gören bu anlayış yalnız devleti değil toplumu da kirletiyor, bitiriyor...
Bunun en son örneğini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) HDP eski eşbaşkanı sayın Selahattin Demirtaş’ın lehine verdiği karar sonrası yaşananlarla bir kez daha tecrübe etmiş olduk.
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan “Karar bizi bağlamaz, karşı hamle yapar işi bitiririz!” diyerek yargıya gereğini yapın talimatını vermiş ve Türkiye’de “evrensel hukukun” değil “majestelerinin hukuku”nun geçerli olduğunu bütün dünyaya bir kez daha göstermiştir.
Hemen arkasından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2’inci Ceza Dairesi yerel mahkemenin daha önce Demirtaş hakkında verdiği 4 yıl 8 aylık mahkumiyet kararını onayarak Türkiye’de yargı kararlarının talimatla alındığını artık kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ispat etti.
Aslına bakarsanız insanlar böyle bir gelişmeyi bekliyorlardı. Türkiye’de birçok insan hukuken hiç bir karşılığı olmayan; terör örgütü propagandası yapmak, örgüt üyesi olmamakla beraber örgütün amaçları doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak gibi nereye isterseniz oraya çekebileceğiniz maddelerden ya cezaevlerinde yatıyorlar, ya da yargılanıyorlar.
Hukuk, Türkiye’de artık birey-toplum-devlet ilişkilerinde ortak iyilik ve ortak menfaati gözeten bir kurum olmaktan çoktan çıktı. Hukuk artık Türkiye’de iktidara tutunmak için her yolu mubah gören bir zümrenin sopası haline gelmiş durumdadır.
Başta Erdoğan olmak üzere devletin bütün bileşenleri Sayın Selahattin Demirtaş’ı Cezaevinde tutmak için muazzam bir çaba harcıyorlar. Öyle ki kimin ne dediğiyle bile hiç ilgili değiller; iç hukuk zaten paçavra oldu; evrensel hukuk ise iktidar sahiplerini hiç ilgilendirmiyor.
Halbuki “Karar bizi bağlamaz karşı hamle yapar işi bitiririz” diyen Erdoğan’ın bizzat kendisi daha önce hapis cezasında çarptırıldığında AİHM’e başvurmuştu. Aynı Erdoğan kendisine siyasi yasak getirildiğinde yine koşa koşa AİHM’in yolunu tutmuştu.
Erdoğan ve çevresinin başı sıkıştığında AİHM’e koştuğuna dair sayısız örnek sıralayabiliriz; fakat şimdi başta Erdoğan olmak üzere aynı adamlar AİHM kararları bizi bağlamaz diyorlar. İşlerine gelince AİHM’in yolunu tutuyorlar; işlerine gelmeyince AİHM’i ‘terörprestlikle’ suçluyorlar.
İşin özü şu; bu kadar bağırıp çağıran, herkesi asıp kesmekle tehdit eden iktidar Sayın Demirtaş ve onun temsil ettiği siyasal hareketten çok korkuyor; bütün bu telaş tam da bunun ifadesi olmaktadır.
İktidar Demirtaş’ın Türkiye toplumunda yarattığı karşılığın farkında ve bu onları çok telaşlandırıyor. Fakat korkunun ecele faydası yok; iktidar böyle davrandıkça toplumunda Demirtaş sevgisi daha da artacaktır.
Böyle yaparak Demirtaş’ı itibarsızlaştırdıklarını zannedenler; tam tersine onu bütün toplumun gözünde daha da değerli hale getiriyorlar.
Seyit Rıza’nın “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu; fakat ben de sizin önünüzde diz çökmeyeceğim bu da size dert olsun” tavrı Sayın Demirtaş tarafından günümüzde de devam ettirilmektedir.
Cezanın onanmasından hemen sonra Demirtaş “İktidarın emrindeki yargının verdiği cezayı da tehditlerini de tanımıyorum; beni ve arkadaşlarımı sadece bedenen içerde tutmayı başarıyorsunuz!” diyerek iktidarı ahlaken ve siyaseten yenilgiye uğratmıştır.
Yıllar önce Pirimiz Seyit Rıza zalimlerin önünde diz çökmeyerek; zalimleri ahlaken ve moral olarak yenilgiye uğratmıştı; aynı şeyi şimdi sayın Demirtaş’ın tavrında yeniden yaşıyoruz. O kadar zalimliğe rağmen iktidar cephesi bir türlü istediği sonucu alamıyor.
Sayın Demirtaş’ın da üyesi olduğu HDP otuz bine yakın tutukluya rağmen; hem seçmen sayısını, hem programını, hem de toplumsal etkisini büyütmeye devam ediyor.
Direnenler kazanacak!