Türkiye’de günde ortalama beş işçi yaşamını yitirmekte. İş cinayetleri istatistiklerine baktığımızda, son on yıl boyunca işçi ölümlerinin düzenli olarak arttığını görmekteyiz. SOMA, Ermenek gibi toplu ölümlerle ancak kamuoyunun gündeminde baş köşeye oturabilen bu cinayetler, diğer durumda haber niteliği bile taşımıyor! Neredeyse artık bu kayıplar doğal görülmekte, ‘işin fıtratı’ndan sayılmakta… Hakim medyanın hükümet yanlısı olanının, olmayanının sermayenin çıkarları söz konusu olduğunda nasıl benzer bir habercilik anlayışına sahip olduklarını, işçi cinayetlerine olan duyarsız tavırlarında görmek mümkün.
İşçi cinayetlerinin giderek artması, SOMA’da tarihte eşine az rastlanır toplu madenci ölümünün yaşanması, işçi ölümleri kadar işçilerin yaralanma, sakat kalma rakamlarındaki dramatik artışlar, on yılı aşan bir süredir uygulanan ekonomi politikalarının beklenen sonucudur. Bugün Türkiye’de ekonomi alanında uygulanan model, neoliberalizm diye adlandırılan, kapitalizmin bugünkü versiyonudur. Bu model son kırk yıl boyunca tüm dünyaya dayatılan bir modeldir ve gelişmiş kapitalist ülkelerden en yoksul ülkelere kadar yaygın bir uygulama alanı da bulmuştur.
Eşitsizlikler üzerinden baktığımızda, dünyanın içinde bulunduğu durum hiç iç açıcı değil. Her alanda eşitsizliklerin giderek arttığını, gelir uçurumunun inanılmaz boyutlara ulaştığını izliyoruz. Bu eşitsizliğin sürdürülebilmesi giderek artan şiddet ve baskı rejimlerine muhtaç! Savaşların sürekliliği, iç güvenlik anlayışının hakim devlet modeli için belirleyici olması, bütçelerden güvenlik harcamalarına ayrılan payların her yıl artması eşitsizliklerin sürdürülebilmesine yönelik otoriteryen bir rejim için gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.
Tüm bu gidişata dur diyebilecek toplumsal muhalefet hareketlerinin, sınıf mücadelelerinin zayıf kalması, iş yaşamının yeniden örgütlenmesiyle alakalı gelişti. Emeğin yeni dünyası örgütsüz çalışma biçimleri üzerinde şekillenirken, ortaklaşmış mücadele alanları çalışma yaşamının dışında kendisine yer aramaya başladı. Seattle’dan bugüne ortaya çıkan mücadele formlarında bunu izlemek mümkün.
Neoliberal politikalarda birinci Türkiye
Dünyadaki bu gelişmelerden Türkiye de nasibini fazlasıyla aldı. Bu fazlalık kısmı kuşkusuz AKP Hükümetlerinin neoliberal politikaları uygulama konusunda birinciliği kimseye kaptırmama hevesidir. İktidarını güçlendirecek bir araç olarak küresel sermayeyle olan mükemmel uyumu ekonomi politikalarının merkezine oturturken, işin dozunu o kadar kaçırdı ki, bizzat burjuva iktisatçıları tarafından, neoliberal ideolojiye kendisini fazlasıyla kaptıranlar tarafından bile eleştirilmeye başlandı. 2002 ile 2007 yılları arasında uygulanan ekonomi politikalarına baktığımızda, bu teslimiyetçi yeniden yapılanmanın çeşitli uygulamalarını görmeniz mümkün. Faiz dışı azla ile biçimlenen bütçe, özelleştirmeler, yabancı sermayenin ihtiyaçlarına uygun düzenlemeler, vergilerin dolaylı vergiler ağırlıklı olarak yapılandırılması, vergi cennetine benzer uygulamaların yaygınlaşması, bankacılık ve sermaye piyasalarına yönelik operasyonlar, sosyal politikaların hayırseverlik diye tanımlanan yardıma muhtaçlık eksenine çekilmesi, teşviklerin yeniden düzenlenmesi, inşaat sektörünün ön plana taşınması bu dönemin belirgin özellikleri.
Ekonomik alt yapının bu şekilde biçimlenmesi özellikle 2011 sonrası iktidarın sürdürülebilmesi için gerekli zemini sağladı, hala da sağlıyor. Bu zemin her şeyden önce emek mücadelesi açısından, ciddi bir muhalefet hareketinin yoksunluğuna yol açıyor. Bu ekonomi politikasına karşı muhalefet hareketinin en güçlü dayanağını oluşturacak olan emekçilerin direnişleri ve mücadeleleri ön palanda olması gerekirken, muhalefeti oluşturan dinamikler yoğunluğunu siyasal alanda bulmakta.
AKP’nin neoliberal ekonomi politikalarına katkısı muhafazakar toplumsal yapının güçlendirilmesidir diyebiliriz. Muhafazakar bir ekonomi anlayışıyla muhafazakarlık dozu iyice artan bir toplumsal yeniden yapılanma aslında topluma ait olan hakların sermaye ve iktidar lehine nasıl gasp edilebilirliğini bize gösteriyor. Toplumun muhafazakarlaşmasına en önemli katkı toplumun mütedeyyin olarak nitelenen kesimlerinin duyarlılıklarının politikleştirilerek toplumsal karşıtlıklarda belirleyici olmasını sağlamak AKP için vazgeçilmez bir taktik. Bu taktik bir taşla birden çok meselenin halledilmesinde çok önemli bir işlev görebilmekte.
Sermayenin hedefinde işciler
Muhafazakar ekonomi anlayışının temel sorunu işgücü üretim ve sosyal maliyetlerinden kurtulmaktır. İşgücünün bu maliyetleri insanca yaşamak için gerekli olan ücrettir, eğitim sağlık sosyal güvenlik hakkıdır, güvenceli çalışmadır, ailesinin refahıdır, geleceğidir. Bu maliyeti karşılamak için sermayenin ihtiyaç duyacağı kaynaklar yeterince gelişmemiş ise, maliyetlerden kurtulmaya yönelik ilk hamle işçilerin ücretlerinin düşürülmesi, kamu eliyle sağlanan sosyal hakların budanması, işçi güvenliğinin yok sayılması olacaktır. Bunları hayata geçirebilecek gücü AKP küresel sermayeden aldığı fon desteği kadar, içeride yürütülen İslami motifli siyaset anlayışından da aldı. İşçinin hakkı da adı da kalmadı…
Sınıfın bu denli saldırı altında örgütlü bir mücadele ortaya koyamamasında güvencesiz çalışmanın, fabrika toplumun dağılması sonucu ortaya çıkan çalışma yaşamının merkezsizleşmesi, toplumsal emeğin farklı kimlikleriyle görünürlüğüne kültürel ve demokratik barışıklığın olmaması, ekonomi ve siyaset arasındaki bağı liberal dünya görüşünün arzuladığı biçimde zayıflatmıştır. Tüm bunların günlük hayata yansımalarından biri olarak işçi cinayetlerini görebiliriz.
Toplumsal emek ortaktır
Bu cinayetlerin müsebbibi bellidir. Bugün Kürt sorunundan kadın sorununa, ekolojik mücadeleden inanç özgürlüğü mücadelesine kadar tüm eşitlik ve özgürlük mücadeleleri ortaklaşmak zorunluluğunu her geçen gün daha fazla hissediyor. Bu mücadelelerin ortaklaşma- sında en güçlü belirleyen ise bu mücadelelerin toplumsal emeğin ortak mücadelesi olduğu anlayışının gelişmesi olacaktır. İşçi cinayetleri bu anlamıyla ortaklaşmayı zorunlu hale getiren önemli bir göstergedir. Ölen Kürt’tür, kadındır, çocuktur, doğadır, Alevidir, Müslümandır, velhasıl yoksul emekçidir…