Bir gecede onlarca insan tam olarak ne olduğu belli olmayan bir duruma gerekçe gösterilerek öldürülüyor. Çoğunun boğazı kesiliyor. Boğaz kesme sahnesi arkaik arka plana dayanmıyor, referansını şunun şurasında birkaç yıllık kötücül vizyonuyla bildiğimiz kaba saba işgalci ve yağmacı bir zihniyetten alıyor. Sonra bir “kurban” miti yaratılıyor, kurbanlar sunaklara zorla götürülüyor ve “devlet” için çılgın alkışlarla adanıyorlar. Her yer kan gölü.
Bir gecede onlarca TV, radyo kapatılıyor. Bu kan gölünün absürtlüğünü anlatmasın, eleştirmesin, göstermesin, itaatkar bir dille susulsun isteniyor. Aklımızın kabul etmeyeceği büyük kurban ayinleri düzenleniyor. Ayak seslerinden tanıyoruz; ellerinde körelmiş bıçaklar, hedefe koydukları ne kadar insan, kurum, toplum varsa, azgın bir iştahla ilerliyorlar. Bunları anlatacak, yazacak pek kimse yok artık. Olduğunu varsaydıklarımız ise bu günlerde giyilmesi gereken sessizlik elbisesi içinde, her ay banka hesaplarını yokluyorlar.
Büyük kırılmadan birkaç zaman öncesi. Hepi topu yaşadığımız sancı bu. Bitecek. Elbette bitecek. Ama bitmemesi için çırpınanların nasıl bir hayal gücüyle hareket ettiklerine büyük ve süslü cümlelerin arkasına sığınarak değil, aşikar olanın basitliği ve anlaşılırlığı ile bakalım.
“Kaybolmayan şeyler vardır. Onlardan biri de şiddettir. Şiddet kılıktan kılığa giren bir oyuncu. Toplumsal durumlara bağlı olarak suretini değiştiriyor.”
Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han, günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkat çeken bir isim. Şiddetin Topolojisi, yazarın bu yılın ortalarında çıkardığı 16. kitabı. Son kitabının şiddeti irdelemesi, yaşadığımız yüzyılın ana damarının şiddet üzerine beslenmesi ile doğrudan alakalı. Şiddetin her türüne kanıksatılmış halklar yaratılıyor. Şaşırmayan, tepki vermeyen ve ağlamayan. Dahası kusmayan artık... Böyle bir toplum. Eskiden “kan tutmak” diye bir deyim vardı, sıkça kullanılırdı. Çünkü olması gereken yerin dışında bolca akıtılan kanlara alışık olmayan bünyelerin tepkisiydi kan tutması ve kusulması. Şimdi yaratılan ve sathı genişletilmek istenen bir kan toplumu! Kimse kusmuyor...
Kurban ve kan... Chul Han’ın deyişiyle iktidarın “kan” tiyatrosu sergileniyor.
Ona göre, hükümdar iktidarını öldürme fiili üzerinden kan dökmek vasıtasıyla ilan eder. (Demokrasinin neden iç edildiğini anlamak için: “Beni A. Menderes gibi asacaklar, Turgut Özal gibi zehirleyecekler, Abdülhamit gibi...”)
Kamusal alanda sahnelenen kanlı seyirliklerin hükümdarın iktidarını kurgulamak için olduğunu söyler yazar. Çünkü; şiddet ve şiddetin teatral sahnelenişi burada iktidarın ve hegemonyasının önemli bir aracıdır:
“Gaddarlık tiyatrosunda, hükümdarın gücü kılıcın kuvveti kılığında sahneye konur. Öldürücü şiddetin şaşaalı bir biçimde sergilenmesiyle, hükümdarın gücü ve haşmeti ortaya konur aslında. İktidar kan simgeselliğine başvurur. Şiddet gizlenmez burada. Görünürdür, apaçıktır ve sergilenir. Ve hiçbir şekilde utanmaz.”
Bu cümleleri arkaik olanla modernite arasındaki farkı göstermek için kullanıyor yazar. Modernite sonrasında şiddetin başka bir elbisesi vardır ve toplumların hassasiyeti iktidarların şiddetini görünür olmaktan uzaklaştırır, der. Moderniteyi içselleştirmiş iktidarların işi bu olmalı. Oysa biz, ilkel şiddeti en yıkıcı şekliyle yaşatan ve bunu göstermekten hazzeden aklın, ileri teknolojik desteklerle “gösterme sanatı”nda ilerlediklerini görüyoruz sadece: Kanın teşhiri!
İktidarın kendi gücünü sağlama almak için kullandığı tek yöntemin şiddet oluşu, akla tek bir gerekçeyi getiriyor. Ve bu gerekçe onu çıldırtmaya, ileri derecede şiddet uygulanmasını arzulamasına neden oluyor: İktidara olan inancın tümden kaybolması ve iktidarın gidici olduğu fikri! Şiddeti alenileştirerek halkı sindirmek ve tehdit etmek! Şiddetini (başkasından gelene verilen karşılık olarak sunarak) utançla gizlemek yerine, alenen sergilemeyi tercih ediyor.
Modernite öncesi akla geri dönen Türkiye’de kan toplumu yeniden canlandırılmak isteniyor. Feci ölümlerin, cinayetlerin, toplu infazların sosyolojik derinliği yok sayılarak, daha fazla görsel malzemeye dönüşmesi için teşvik edici bir dil ve simgeye dönüşüyor. Yazarın tekrar tekrar vurguladığı gibi: Fail görünmez değil, alenidir! Ne kadar şiddet uygularsa kişinin iktidarı o kadar güçlenecektir.
Haftaya: Öldürme duygusunu ölüm korkusu mu besliyor?