Fransa Gündemi


‘Sürgünde birçok önemli özellik yitiriliyor ancak yeni özellikler de kazanılıyor. Bir ülkeyi, dili kültürü kaybetmenin hüznü ve acısı müthiş derin. Sığınmacı, her şeyi yitirmiş insandır. Aktif bir entelektüel bile yardıma muhtaç “yabancı birisi” haline geliyor, daha önce çok önemli olan yığınla şey artık anlamlarını yitiriyor, insan onları anlatmakta güçlük çekiyor ve utanıyor’ Mehmed Uzun

La Chapelle’de geçtiğimiz aylarda göçmen kampının önünden geçerken, çöpe atılmış ekmekleri tozlarını üzerine sürerek temizlemeye çalışan göçmenleri gördüğümde Mehmed Uzun’un bu satırlarını yıllar sonra yeniden hatırladım. Sudan, Libya, Nijerya, Yemen, Suriye... üzerinde fillerin tepiştiği ülkelerden yola düşmüş insanların bakışları bile artık başkalaşmış. Yüzlerdeki çizgiler daha da derinleşmiş, ayaklardaki çatlaklar artık kemiğe işlemiş kanlar damlıyor. “Kaybedilecek hiçbir şey yok artık” diyor insan kendine! Bir nefes, boş bakan iki çift göz, kayıtlarda birer ad -ki onun bile önemi kalmamış-, Paris’te bir çöp bidonu kadar değer görmeyen göçmenler... 

Paris belediyesi Temmuz başında yeni bir operasyonla “çevreyi kirletiyorlar, turizmi etkiliyor” diye göçmenleri bir gece yarısı operasyonuyla otobüslere bindirip bir kısmını toplama kamplarına, bir kısmını da ülkelerine geri gönderdi. Gazla-copla yapılan operasyonda polisin zor kullanarak sürüklediği göçmen görüntüleri televizyon ekranlarına yansıdığında şiddet değil, onların geride bıraktığı yırtık ayakkabı, çadırların, çer-çöpün süpürülmesi haber oldu.  

Salı günü Fransız basın-yayın organlarını İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Haziran-Temmuz ayları arasında Fransa’nın Calais kentinde göçmenlere dönük uygulamaları konu alan raporunu yayınladı. HRW, “Fransız polisi göçmenlere şiddet uyguluyor” diyor. Sistematik olarak özellikle 2014 yılından bu yana göçün yoğunlaştığı ve kamplarda kalan göçmenlere polisin uyguladığı işkence, kötü muamele aleniyken HRW’nin 2017 Haziran-Temmuz ayını bekleyerek aysbergi yeniden keşfetmiş olması da başka bir tartışma konusu.  

HRW raporunda polisin, çocuklara ve yetişkinlere dönük biber gazı ve şiddet kullanarak müdahale ettiğini söylüyor. “Müdahaleler sırasında göçmenlerin ayakkabılarına el konuluyor. Ellerinde gönüllü kurumların verdiği yiyecekler özel olarak gazlanıyor” denilen raporda, göçmenlerin tam bir ölüme terk edildiğine dikkat çekiliyor. 

Peki bu rapor Fransız polisi üzerinde etkili olur mu? Polisin uygulamaları, tamamen göç politikasının sonucu. Fransız göç kurumları göçmenlerin gözaltına alınıp kayıt altına alınmasını istemiyor. Bu durum, Fransa’ya uluslararası yükümlülükler getiriyor. Göçmenin başka bir ülkeye geçip orada oturum için başvurması sırasında, daha önce bir ülkede kaydı çıkması durumunda tekrar oraya gönderiliyor. Bu nedenle, polise gözaltına almadan yıldırma siyasetini sürdürmesi devlet tarafından fiili olarak öneriliyor. Şuana kadar polisin göçmenlere uyguladığı şiddeti belgeleyen göçmen kurumlarının sayısız suç duyurusu için soruşturma dahi talep edilmedi. 

Açlık, yokluk, şiddet, güneş, soğuk, yağmurla yoğrulmuş bu bedenlere ve boşluğa bakan bu gözlere şimdi biri çıkıp “HRW size dair İnsan Hakları Raporu yayınlamış” dese; eminim ki küçük de olsa bir umut belirmez yüreğinde! Nitekim haklılar da, çünkü insan hakları kavramı uğruna mücadele edilecek bir talep olmaktan çıkıp rapor konusu olmaya başladığından bu yana insanlık çok şey yitirdi!