Türkiye’de sıra dışı, hukuk dışı, akıl dışı uygulamalara o kadar çok rastlıyoruz ki artık kanıksar olduk. Kimilerinin utangaçça Kürt illeri, Kürt coğrafyası dediği ve bizim de Kürdistan dediğimiz yerde faşist uygulamalar günlük yaşamın rutini haline geldi. En son Amed (Diyarbakır), Wan ve Mêrdîn büyük şehir belediyelerine atanan kayyımlar, AKP ve MHP faşist ittifakının bundan sonra ne yağacağının işaret fişeğidir. Kayyımlar sadece bu üç büyük ille sınırlı kalmayacaktır. Faşist blok, kaybettiği tüm alanları zorla ele geçirmek için düğmeye basmış oldu. Şimdi olası kamuoyu tepkilerini ölçmeye çalışacaklar, halkın refleksine, tepkilerin dozuna bakacaklar. Üstesinden gelebilecekleri türden tepkiler olursa yeni hamlelerde bulunacaklardır. İstanbul’da dahil istedikleri her yere kayyım atamakta hiçbir mahsur görmeyeceklerdir.

Açıkça bir saldırı yapılmıştır. Hem de doğrudan halkın iradesine devletin bir saldırısı söz konusudur. Halk iradesi gasp edilmiştir. Bu saldırının muhatabı sadece Amed, Wan ve Mêrdîn halkı değildir. Türkiye halklarına yapılmış bir saldırıdır. İktidarı işgal etmiş olan faşist çete bloğu seçimlerde kaybetmiş olmasına rağmen koltuğu terk etmeyeceğini bu kayyımlarla göstermiş oldu. Kürt halkına açıkça terör uygulanmaktadır. Kayyımlar devlet terörünün en açık izahıdır. Belediyeler artık halka hizmet eden, hizmet üreten yerler olmaktan çıkarak terör uygulayan merkezler olacaktır. Halka ait bir kurumun zorla alıkonulması, zorba bir erkeğin zorla bir kadına sahip olması anlamına gelen tecavüz girişimidir. Hem de, Halklarımızın tüm değerlerine tecavüzdür, iradesine saldırıdır, demokrasiye tahammülsüzlüktür. Türkiye’de diktatörlüğün ve tek adam rejiminin tesisidir.

Faşist iktidar bloğu kendi rotasını bu kayyımlarla çizmiş bulunmaktadır. Şiddet sarmalına şiddetle ihtiyacı vardır. Rojava’ya saldırı senaryosu olmayınca başka bir cepheden saldırıyı başlatmıştır. Maksat, sürekli bir saldırı ve şiddet üreterek ayakta kalmak ise bunu istediği zaman, istediği her yerde de yapacaktır. Burada mantık yok, şuur yok, vicdan tok, izan yoktur. Sadece iktidarda kalmanın yer yolu mubah saydığı faşist zihniyet vardır. AKP icraatlarına ‘darbe’ demek yetersiz bir değerlendirmedir. AKP’nin varlığı Türkiye için bir darbedir. Türkiye’nin bütün kurumları AKP’nin parti şubeleri gibi çalışmaktadır. AKP iktidarda olduğu müddetçe darbe yönetimi işbaşında olacaktır. Çağımızın vebası olan ulusalcı, milliyetçi, ırkçı, dinci kesimlerin temsilcileri, Erdoğan, Bahçeli, Perinçek ve Ağar dörtlü çetesi, Türkiye’nin kirli ve karanlık yüzleri yeni tezgahlar kurmak için iş başındadır.

Başkan Apo, onurlu barışın tesisi için beyan ettiği iradeyi görmezden gelerek saldırı içinde olmak, faşist iktidarının karakterini ortaya koymuştur. Yani, Kürtler barış dedikçe karşısında şiddetti yükselten bir diktatörlük var. Bu diktatörlüğü durdurmak için her zemini eylem alanına çevirmenin zamanıdır. Çünkü faşizmin hedefinde Türkiye halkları vardır. Sıra halkları tasfiye etmeye gelmiştir. Faşist blok, kendisine oy vermeyen halkları cezalandırmaya başlamıştır. Halk iradesinin temsili durumundaki belediyelere saldırarak zorla el koymasının başka izahatı olamaz. Kürtlerin barış taleplerini zayıflık olarak algılayıp şiddette sarılan ruh hali sorunları çözen değil sorunların kaynağıdır. Erdoğan diktatörlüğü ile barış mümkün görünmemektedir. Barış kavramı, ekmek su kadar ihtiyaç duyulan bir kavaramadır. Kürt halk önderinin barış arayışları toplumun ihtiyaçlarını karşılayan, sorunları çözen iradedir. Kazanan ve kazandıran yegâne iraden Başkan Apo’nun temsil ettiği iradedir. Toplumsal sorunlara kaynaklık eden Kürt sorununa faydacı ve çıkarcı yaklaşan Erdoğan bu işin kazananı olmayacaktır. Kendisiyle birlikte Türkiye’de kaybedecektir.

Kayyımlarla birlikte siyasi darbe yapılmıştır. Daha fazla şiddet üreten bir sürece doğru yol almaktayız. Olası gelişmeleri şimdiden okumak mümkündür. Kürtlerden başlayarak genele yayılan baskı ve şiddet gündelik yaşamın bir parçası haline gelecektir. Kürdistan’da yürütülen vahşete güzelleme düzen ‘aydın’ müsveddelerinden tutalım faşizmin borazanı saldırgan medya ya varıncaya dek ne kadar demokrasi ve insanlık düşmanı varsa hep bir ağızdan koro halinde kayyımlara destek vermektedirler. Saflaşma, kamplaşma, kutuplaşma daha fazla derinleşecek Türkiye’yi yaşanmaz hale getirecektir. Muhalefet partileri bu irade gaspına karşı çıkmaması halinde millet ittifakının parçalanmasına yol açacaktır. HDP’yi dışlayan yaklaşımlar muhalefeti parçalayacaktır ve bu da Erdoğan’ın işine yarayacaktır. Muhalefet bloğunun dağılması halinde ‘her şey çok kötü olacak’ şiarını duymuş olacağız. AKP irtifada kaybederken yükselişe geçecek her türlü yolu deniyor. Muhalefeti parçalayarak amacına ulaşmak istiyor. Bu nedenle kayyım denilen hak ve irade gaspının önüne geçmek gerekiyor. Muhalefet demokratik tepkisini mutlaka göstermesi gerekiyor. Hiçbir şey yapılamıyorsa parlamentodan çekilip sineyi millete gitmelidir. Halkın gücü diktatörlüğü durduracak kudrettedir. Halkın sahaya inmesi halinde faşizmin önü alınacak ve sorunlar aşılacaktır. Aksi halde Türkiye’yi tahayyül edilemeyecek karanlık bir süreç beklemektedir. Kayyımlarla halkın geleceği çalınmıştır.

Siyasi arsızlıkta had safhayı yaşamaktayız. Yalanlar üzerinden algılar yaratıp muhaliflerini ve muhalefeti dağıtarak kendine alan açmaktadır. Mağrurlanan diktatörlüğün üstünde halk vardır. Son sözü söyleyecek halklarımız olacaktır.