• Engelli bireylere yönelik şiddetin ortaya çıkmasını sağlayan koşullar sorgulanmadan, yalnızca birkaç failin cezalandırılması gerçek bir çözüm yaratmayacaktır.
  • İhtiyaç duyulan şey, kadınların, engellilerin ve tüm dezavantajlı kesimlerin haklarını esas alan demokratik ve eşitlikçi bir toplumsal anlayışın inşa edilmesidir.

 

 

AYŞE ACAR BAŞARAN

Batman’da bir özel bakım merkezinde ortaya çıkan istismar dosyası, ilk etapta getirilen gizlilik kararı nedeniyle kamuoyundan saklanmaya çalışıldı. Ancak başta Yeni Özgür Politika Gazetesi sonra Tevgera Jinen Azad öncülüğünde  kadınların ve kamuoyunun yürüttüğü mücadele sonucunda ortaya çıkan bilgi, belge ve görüntüler, yaşanan vahşeti bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Bu dosyada şiddete, tacize ve tecavüze maruz bırakılanların engelli bireyler olması ise olayın vahametini daha da artırdı. Çünkü burada yalnızca bir suçtan değil, toplumun en korunmasız bırakılan kesimlerinden birine yönelik sistematik bir hak ihlalinden söz ediyoruz.

Toplumsal duyarlılık güçtür

Geçtiğimiz yıl farklı bakım evlerinde yaşanan ve ölümle sonuçlanan şiddet olaylarının yeterince gündeme gelmemesi, engelli bireylerin maruz kaldığı hak ihlallerinin görünmezleştirildiğini gösteriyor. Ancak Batman dosyasında olduğu gibi toplumsal duyarlılığın, ısrarlı takibin ve dayanışmanın ortaya çıkardığı gerçekler, kapatılmaya çalışılan olayların açığa çıkmasında belirleyici bir rol oynuyor. Bu nedenle toplumsal mücadele ve duyarlılık, cezasızlığa karşı en önemli güçlerden biridir.

Şiddetin görünmezleştiği alanlar

Engelli bireyler uzun yıllardır “Sağlamcılık İdeolojisinin” gölgesinde yaşamaya zorlanıyor. Fiziksel ya da zihinsel farklılıkları nedeniyle toplumsal yaşamın dışına itilen, görünmez kılınan ve çoğu zaman kendi yaşamları üzerinde söz hakkı tanınmayan bireyler olarak değerlendiriliyorlar. Oysa tam da bu dışlama politikaları, onları istismara açık hâle getiriyor. Toplumdan izole edilen her alan, aynı zamanda şiddetin görünmezleştiği alanlara dönüşüyor.

Bireysel suç olarak açıklanamaz

Kadın hareketinin yıllardır dile getirdiği temel gerçeklerden biri şudur: Kadınlar için en tehlikeli yer çoğu zaman evdir. Çünkü erkek şiddeti en fazla kapalı kapılar ardında, görünmeyen ve denetlenmeyen alanlarda üretilmekte ve yeniden örgütlenmektedir. Batman’da ortaya çıkan tablo ise engelli bireyler açısından bakım merkezlerinin de benzer riskler taşıdığını gösteriyor. Koruma ve bakım amacıyla faaliyet yürütmesi gereken kurumların şiddet ve istismar mekânlarına dönüşebilmesi, yalnızca bireysel suçlarla açıklanamaz. Bu durum aynı zamanda denetimsizliğin, cezasızlığın ve ayrımcı politikaların sonucudur.

Cezasızlık politikaları yaygınlaşıyor

Erkek egemen sistem yalnızca kadınları değil, kendi normlarının dışında kalan bütün toplumsal kesimleri yaşamın dışına itmeye çalışıyor. Kadınları eve kapatmak, engellileri kurumlara hapsetmek, Kürtleri siyasal ve toplumsal yaşamdan dışlamak aynı zihniyet dünyasının farklı yansımalarıdır. Çünkü erkek egemen sistem, kendi normları dışında kalan her kimliği ve toplumsal kesimi denetim altına almak, susturmak ya da görünmez kılmak üzerine inşa edilmiştir.

Son yıllarda Türkiye’de bu anlayışın ne kadar yaygınlaştığını görebiliyoruz. Medyadan yargıya, eğitimden çalışma yaşamına kadar her alanda cinsiyetçi ve ayrımcı politikalar örgütlendirildi. Sürekli olarak makul ve makbul vatandaş, makul ve makbul kadın profili çizildi. Bunun dışında kalanlar ise sürekli bir biçimde hedef hâline getirildi. Muhalif olan, itiraz eden, hak talep eden kesimler baskıyla karşılaşırken; liyakatin yerini sadakat, kamusal sorumluluğun yerini ise biat kültürü aldı.

Bu dönüşümün sonuçları yalnızca siyasal alanda görülmedi. Kurumların işleyişinden adalet mekanizmalarına kadar her alanda hissedildi. Denetim mekanizmalarının zayıflaması, yargıya olan güvenin azalması ve cezasızlık politikalarının yaygınlaşması, şiddet faillerinin daha fazla cesaret bulmasına yol açtı. Bugün Batman’da yaşananları mümkün kılan zeminin bir kısmı da burada yatıyor.

Kürdistan’daki özel savaş

Türkiye’nin bütününde kadınlara, çocuklara ve engellilere yönelik şiddet vakaları yaşanıyor. Ancak Kürdistan’da yaşanan vakaların ayrıca ele alınması gerekiyor. Çünkü devletin Kürdistan’a yönelik yaklaşımı uzun yıllardır eşit yurttaşlık temelinde değil; güvenlikçi, istisnai ve özel savaş politikaları üzerinden şekilleniyor. Bu durum, adalet mekanizmalarına duyulan güvensizliği de derinleştiriyor.

Geçmişte kamuoyunda büyük yankı uyandıran birçok olayda olduğu gibi, kamu görevlilerinin adının geçtiği dosyalarda göstermelik cezalar ya da cezasızlık politikaları nedeniyle gerçeğin ortaya çıkarılması konusunda ciddi kaygılar taşıyoruz. Gülistan Doku’nun akıbetinin hâlâ aydınlatılamamış olması, İpek Er’in maruz bırakıldığı cinsel şiddet sonrasında yaşananlar ve benzeri birçok olay, Kürt kadın hareketi olarak neden adalet ve hakikat mücadelesini büyüttüğümüzü gösteriyor.

Yalnızca bir suç dosyası değil

Bu nedenle Batman’da ortaya çıkan istismar vakasını yalnızca bir bakım merkezinde yaşanmış münferit bir olay olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Bu olay aynı zamanda erkek egemenliğinin, ayrımcı devlet politikalarının, denetimsizliğin ve cezasızlığın ortak sonucudur. Engelli bireylere yönelik şiddetin ortaya çıkmasını sağlayan koşullar sorgulanmadan, yalnızca birkaç failin cezalandırılması gerçek bir çözüm yaratmayacaktır.

Asıl ihtiyaç duyulan şey, kadınların, engellilerin ve tüm dezavantajlı kesimlerin haklarını esas alan demokratik ve eşitlikçi bir toplumsal anlayışın inşa edilmesidir.

Batman’da yaşananlar bu nedenle yalnızca bir suç dosyası değildir. Aynı zamanda erkek egemen sistemin, sağlamlık ideolojisinin ve cezasızlık politikalarının yarattığı karanlığın bir yansımasıdır. O karanlığı dağıtacak olan ise gerçeklerin açığa çıkarılması, toplumsal mücadele ve hakikatten yana ısrarcı olmaktır.