EYLEM KAHRAMAN / KÖLN


Son yıllarda Almanya’da kadına karşı şiddet katlanarak büyüyor. Kadınların çoğu erkek şiddetini ‘sessiz’ bir biçimde karşılayarak, bilmeden onları şiddete teşvik ediyor ve mağdur durumdayken birdenbire ‘suç ortağı’na dönüşüyor. Çünkü şiddete ses çıkarılmaması, şiddeti daha da körüklüyor ve bunun en uç noktası olan kadın cinayetine vardırıyor. 

Analitik zekâsı fazla gelişmeyen Ortadoğu erkeği, erkek egemen devlet sisteminin kendi üzerinde oluşturduğu baskıyı kadına yönelerek gideriyor. Bir devlet memurunun karşısında süklüm püklüm duran erkek, eve geldiğinde “aslan” kesiliyor ve ev böylece kadın için bir “sığınak” olmaktan çıkarak, cezaevi hücresine dönüşüyor. Günümüzün gerçeği şu ki; artık neredeyse her evde kadına karşı erkek şiddeti uygulanıyor. Ve şiddetin ille de fiziksel olması gerekmiyor.

Erkek şiddeti gün gün yaygınlaşarak, her defasında farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Buna bağlı olarak kadın cinayetleri de akıl almaz bir biçimde ve vahşice işleniliyor. Türk devletinin Kuzey Kürdistan’da denediği kafa koparma, başını taşla ezme, araç arkasına bağlayarak yerde sürükleme gibi insanlık dışı yöntemler devreye sokularak kadınlar sistematik bir biçimde katlediliyor. Bu cinayetleri üçüncü sayfasına taşıyan kirli Türk medyası ise olayı magazinleştirerek, kadının itibarını zedelemeye ve erkek egemen zihniyeti aklamaya çalışıyor.


Kadına şiddet artıyor

Almanya’nın Köln kentinde 25’incisi kutlanan geleneksel Uluslararası Kürt Kültür Festivali’nde Avrupa’nın her yerinden gelen kadın katılımcılara  Almanya’da kadına karşı artan şiddet konusunda sorular yöneltiyorum.


“Ağıdını bana dirhem dirhem

paylaştıran komşum,

sevinçlerin var mı?

Nerede?

Niye onları hiç bilmiyorum…”*


‘Ben de şiddet mağduruyum’

İlk konuştuğum kadın, otuzlu yaşlarının başında. Başı örtülü bu güleç kadına Almanya’da özellikle son zamanlarda kadınlara karşı artan şiddet olayları hakkında ne düşündüğünü sorduğumda suç üstü yakalanmış bir çocuk gibi gözlerini kocaman açarak bana bakıyor ve titreyen bir ses eşliğinde ağzından şu kelimeler dökülüyor: “Ben kendim de şiddet mağduruyum…” 

Beklemediğim bu yanıt karşısında neye uğradığımı şaşırıyor, güç de olsa hemen kendimi toparlıyorum. Kadın anlatmaya başlıyor ve anlatırken kara gözlerine özenle çektiği sürmesi dağılmaya başlıyor: “Almanya veya Avrupa’nın herhangi bir yeri, hiç farketmiyor; erkek şiddeti her yerde var ve erkek egemen zihniyet asla geri adım atmıyor. Almanya’da da olsa, ülkede de olsa, okumuş da olsa, sonuçta erkekler kendisini kadınlardan hep daha üstün görüyor.”


Nasıl mücadele edilir?

“Şiddet mağduru bir kadın, bununla nasıl mücadele edebilir?” diye sorduğumda; “Kendim de çok şiddet gördüğüm için, maalesef bir şey diyemiyorum” diye yanıtlıyor. “Kadınlar örgütlenerek şiddete karşı mücadele edebilir mi?” soruma, “Bana şiddet uygulayan eşim yurtsever biri ve ben de çalışmalarda yer alıyorum” diye karşılık veriyor. Şiddet mağduru kadın, ismini vermek istemiyor ve kendisini bekleyen arkadaşlarının yanına doğru ilerliyor.


“Kim olduğumu henüz bilmiyorsun;

kendini yaralamış biri, 

yaşamını ikiye bölmüş…”**


‘Katledilen kadın akrabamdı’

Konuşmak istediğim ikinci kadın, çok daha genç biri. Beni gülen gözleriyle karşılıyor ve sorumu duyduğunda yüzüne büyük bir hüzün gelip oturuyor. “Yoksa bu kadında mı şiddet görüyor?” diye düşünürken, genç kadın çok yakın bir zamanda bir kadın akrabasının hunharca katledildiğini söylüyor ve bu konuda görüş açıklamak istemediğini belirtiyor. O da ismini açıklamaktan özellikle kaçınıyor.


Konuşmaktan çekiniyorlar

Konuştuğum birçok kadın Türkçesinin yeterli olmadığını söyleyerek, sorulara cevap vermek istemiyor. Aynı soruyu Kürtçe sorduğumda o an aklına konuyla ilgili bir şey gelmediğini belirterek, konuşmaktan çekiniyor.

Hep dedik ve demeye devam edeceğiz: Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri politiktir. Bu nedenle çözümü de politik olmalıdır. Kadın kurumları nasıl her defasında kadınları eylemlere, alanlara çağırıyorsa, kendileri de kadınlara gitmelidir. Gidilmedik ev kalınmamalı, şiddet gören kadınlara her konuda destek olunmalı, şiddeti uygulayan aile bireyi uyarılarak şiddet gören kadının yalnız olmadığı vurgulanmalıdır. Bunun için de kadın örgütlülüğünün daha da büyütülmesi gerekiyor.


Kadınlar ne diyor?

Gazetemize konuşan diğer kadınların görüşleri ise şöyle:

E. Roza Aslan (Fransız İşçi Sendikası Üyesi): Kadına şiddet beş bin yıllık erkek egemen sistemin devamıdır. Bu faşist zihniyetin uyguladığı şiddeti önlemenin tek yolu kadınların öz savunmalarını geliştirmesi ve Kürt Özgürlük Hareketi etrafında örgütlenmesidir. Rojava’da gerçekleşen devrimin her aşamasında görev alan ve savaşan kadınları kendimize örnek almalıyız. Mücadele eden bütün kadınları selamlıyorum.

Cahide Sönmez (Bonn): Kadınların erkek şiddetinden kurtulması için mücadele etmesi gerekir. Başta biz kendimize yardım etmeliyiz ki şiddet son bulsun. Bunun için de kadın kendisini eğitmeli ve donatmalıdır. Kadınlar erkeklerden daha güçlüdür. Bütün kadınlar güçlerini birleştirirse daha yenilmez olur.

Leyla Bilgiç (Darmstadt): Kadına karşı şiddeti kınıyorum.Zulüm nerede varsa onu lanetliyorum. Kadınların her konuda birbirine destek olması gerekiyor. Birbirimize güç verirsek, erkek şiddetini de yok ederiz.

Rahşan Yel (Mardinli): Kadınlar şiddete karşı sessiz kalmasın. Mutlaka birisinden yardım isteyerek sesini duyursun. Ülkemiz özgür olursa, kadınlarımız da özgür olur ve şiddetten kurtulur.

Zarife (HDK-A üyesi/Frankfurt): Kadına şiddeti ve kadın cinayetlerini kınıyorum. Erkek egemen sistemin özellikle devrimci, alevi ve sol görüşten gelen kadınlara bilinçli bir şekilde yönelmesi var. Bu gerçeği görerek, yapılan saldırıları deşifre etmemiz gerekiyor. Kadınlarımız kendisini korumak için öz savunmalarını geliştirmeli, örgütlenmesini büyütmelidir.






* Gülten Akın, Paylaşım

** Lale Müldür, Kim olduğumu henüz bilmiyorsun