“Şddetin Topolojisi”, Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han’ın Metis Kitap tarafından en son Türkçeye çevrilen kitabı. Akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Han, araştırmalarında etik, fenomenoloji, kültür kuramı, estetik din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konulara yönelen Han’ın “Şiddetin Topolojisi”ndeki dertleri yine aynı. Şiddetin nasıl doğduğu-kabul gördüğü, arkaik kaynağı ve neliği. Yazar tüm bu tartışmalara Freud, Schmitt, Benjamin, Hardt, Negri, Agamben, Girard ve Deleuze gibi düşünürlerle giriyor ve geçmişten günümüze şiddetin algılanış biçimini ortaya koymaya çalışıyor. Kimi zaman bu düşünürlere karşı çıkarak keyifli bir çatışma da ortaya koyuyor. Örneği Foucault’daki şiddet algısına bakarken Panoptikon fikrinden yola çıkarak inşa edilen hapishanelerden ve diğer kapatılma mekânlarıyla toplama kamplarını kıyaslıyor. Foucault’nun araştırma konusunda neden toplama kamplarının olmadığı tartışmasına değinerek Han, aksine Foucault’nun “bedenlerin itinalı yönetimi” ve “hayatın aritmetiksel planlanması”nı hedefleyen biyo-politikası, bir imha mekânı olan kampa giremez, diyor. Han’a göre öldürücü kamp yaşamı, “hayatın topyekun gerçekleştirilmesi”ni hedefleyen biyo-politik ekonominin tam zıddıdır.

İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde şiddetin arkeolojisini ele alan yazar, Freud’un şiddet üzerine düşünceleriyle açıyor bölümü. Yıkıcı dürtüler içeren bir ölüm güdüsü hakkında düşünen Freud’un karşısına şiddeti bu şekilde somutlaştırmamaya çalışan Rene Girard’ı koyuyor. Şiddetin evrimsel kökenini de buradan ilhamla Girard’ın “mimetik rekabet” ve “mimetik kriz (intikam)” teorisiyle tartışıyor. İnsan, Öteki’nin arzusunu taklit ettiği için aynı nesneye yönelen iki arzu birbirini engellemeye çalışıyor, dolayısıyla özneler arasında bir çatışma doğuyor ve bu mimetik kaçınılmaz olarak şiddete yöneliyor. Lakin Girard’ın mimetik rekabet mefhumunu da bir yerde yanlışlıyor. Çünkü Öteki parayı arzuladığı için ben de arzulamıyorum, paranın kendisi bir “değer” hatta değerin bizzat kendisi. Aynı şekilde Öteki suyu arzuladığı için ben suyu arzulamıyorum, su benim asli ihtiyaçlarımdan biri. Ancak şiddet kavramı bu bağlamdan koparılarak tartışıldığında Girard’ın kavramı tartışmaya uygun bir zemin yaratıyor. Antikiteden beri Öteki’ye uygulanan şiddet, insanın hayatta kalma şansını ve yeteneğini çoğaltır görüşü hakim ve bireylerde ölümün üstesinden öldürerek gelinir inancı tam. Başta böyle şekillenen şiddet eğilimi aydınlanmadan sonra bir iktidar yarışı olma dürtüsünü arttırarak devam ettirmiştir. Birey ne kadar şiddet uygularsa iktidarı da o kadar güçlenir ve bu tamamen olağandır. 

Günümüz Bireyi: Çemberde dönen fare

Han ise şiddeti iktidar ilişkisinden ziyade bir “kendine yönelme” olarak okuyor ve değerlendiriyor. Şiddetin toplumsal varlığının ve kabulünün tamamen kendimizle alakalı olduğuyla ve şiddetin esasen “içsel” bir mefhum olduğuyla meşgul. Yazar şiddetin kökenini asla dışarıda, başka bir güçte veya herhangi bir iktidar mekanizmasında aramıyor. Biri bana şiddet uyguladığında buna karşı çıkarmadığım her ses, aslında bu şiddetin yine benim tarafımdan yaratıldığını ve bir şekilde bu şiddetten o kadar da rahatsız olmadığımı gösteriyor, diyor. Yazarın kitap boyunca vurguladığı “hem fail hem kurban” olma durumu da bu kurgunun bir sonucu. Kitabın bir yerinde Han bu durumu şöyle özetliyor: “Başarıya ve performansa odaklı çalışan, yorgun, depresif özne kendinden bıkmıştır. Kendinden yorulmuş, kendiyle savaştan bitkin düşmüştür. Kendinden çıkmayı, dışarıda olmayı, kendini bırakıp Öteki’ne, dünyaya açılmayı beceremez, saplantılı bir biçimde kendine odaklanır ve bu paradoksal olarak Kendi’nin içinin oyulmasına ve boşalmasına yol açar. Farenin çemberde dönmesi misali, sürekli kendi etrafında dönen özne, sonunda tükenecektir.” Günümüz post-endüstriyel toplumunun şiddet teması böyle şekilleniyor. Her yanımız şiddetle sarılıyken birbirine –aslında benzerine– yönelen ve sürekli o çevrede, çevresinde dönen özneler. 

Han, farklı ve okuması keyifli bir kuramsallık sunuyor “Şiddetin Topolojisi”nde. Tartıştığı filozof ve düşünürlere dair az-çok fikriniz varsa zorlayıcı bir okuma olmuyor sizin için. Aksine sizin de zihninizi açan, besleyici bir tartışmaya dönüşüyor. Hangi taşı kaldırsak altından şiddet fışkıran şu dönemlerde ise daha bir değer kazanıyor kitap. Kitaba dair olumsuz eleştiri ise çeviriye dair; kuram kitaplarında yerel bir dil kullanmak ne yazık ki kitabın okunabilirliğini azaltıyor ve okuma, okuru zorlayan bir hâl alıyor. 

Şiddetin Topolojisi
Byung-Chul Han
Metis Yayınları
2016


Tuğçe YILMAZ