
Yüsra Sukaya'nın, eşi Mehmet Sukaya tarafından katledilmesi, Düsseldorf'ta yaşayan Kürt toplumunun da gündeminde olan bir konu. Geç kalmış tartışmalarla birlikte kentteki Kürt kurumlarında çalışanların, bir sorgulama içinde olduğunu ve vicdan rahatsızlığı yaşadığını görmek mümkün. Herkes bu cinayetteki sorumluluğunun farkında. Bir kaç yıl önce de kentteki Kürt toplumu içinde bir cinayet işlenmiş ancak o zamanlar ciddi bir sorgulama ve çözüm arayışının gelişmediğini belirtiyorlar. Gittiğimiz gün kentte çalışma yürüten iki Kürt Halk Meclisi üyeleri, toplantı için biraraya gelmişti. Meclis toplantısında başlangıç olarak halka yönelik bir toplantı yapılması kararlaştırıldı. Ancak erkek üyeler, çoğunlukla Sukaya'nın psikolojik rahatsızlığını, Yüsra'nın 'zavallılığını' belirtirken, kadınlar, eril zihniyetin yol açtığı sonuçlardan, erkek bireylerin duyarsızlığından bahsediyor. Yüsra hakkında ise 'sessiz, içe kapanık' yorumları ağır basıyor.
Düsseldorf Kürt Halk Meclisi Başkanı Abdullah Kırmızıtaş, alandaki Kürt Halk Meclisi Sözcüsü Fuat Çewlik ve Ayten Aslaner ile konuştuk.
Boşananlara 'kötü kadın' muamelesi
Alan Meclisi üyesi Ayten Aslaner, bir kaç yıl önce kentte böyle bir cinayetin işlendiğini ancak Kürt toplumu içinde bir sorgulamanın gelişmediğini hatırlatıyor. Feodal aile yapısının kadın üzerindeki baskısından bahseden Aslaner, kadın cinayetlerinde psikolojinin ön plana çıkarılmasına tepki gösteriyor: "Arkadaşlar psikolojik diyor ama bununla açıklanamaz. O zaman psikolojisi bozuk olan kadın da eşlerini mi öldürmeli? Tamam toplumun yaşadığı sorunlar var. Ama kadını öldürmeye kadar götürmek, sonra da psikoloji ile açıklamak sorunun asıl nedenleri görmekten kaçıştır. Sorun kadını ikincil görme, sadece eşine-çocuğuna bakan bir köle olarak görmekle bağlantılı."
Yalnız yaşayan kadınlara 'kötü kadın' muamelesi yapıldığını belirten Aslaner, bu yaklaşımların kadının şiddete boyun eğmesine yol açtığını açıklıyor: "Ortamımızda eşinden ayrılmış, yalnız yaşayan kadınlara karşı önyargılar var. 'Ölçülerimize uygun değil' deniyor. Neyin ölçüsü bu? Bu kadın ortama gelemeyecek mi? Hemen 'kötü kadın' ilan ediliyor. O zaman kadın ölümü mü kabullensin, başına gelecek her türlü kötülüğü kabul etsin mi deniyor. Böyle bakan erkekler çoğunlukta."
Şiddetin görünmeyen yüzü de var
Kurumlardaki erkek çalışanların tarzını da eleştiren Aslaner, "Erkek arkadaşlarımız bunu çok da önemsemiyorlar. Kadın kotasını meclisinde uygulayamıyorsan, düşünen-sorgulayan kadına farklı yaklaşıyorsan orada sorun var demektir. Mesela kadın düşüncesini açıkladığında kabul görmez, erkeğin kabul görür. Erkek arkadaşlar iktidarları sarsılacak korkusunu da yaşıyorlar. İnanıyorum ki, birçok arkadaş eşine şiddet uyguluyor. Ama açığa dökmüyor. Mehmet Sukaya sorunların görünen yüzü. Görünmeyen çok şey var. Ama 'eşidir sever de döver de' mantığı aşılmıyor" diye konuştu.
Meclis olarak bu sorunlara yönelik proje üretmediklerinin eleştirisini yapan Ayten Aslaner, çözüm için şunları dile getiriyor: "Sadece kadınlar için değil erkekler için de eğitim gerekli. Erkeği dönüştürme gibi bir sorunumuz var. Bu konuya yönelik özgün projeler yapmalıyız. Olay sonrası protesto yaptık. Ama orada erkekler yoktu. Kurumlar olarak burada yaşayan Kürt toplumunun sorunlarını nasıl çözeceğiz? Çalışma yöntemimizi değiştirmeliyiz. Ama bu kadının sorunu değil başta erkek sorunudur. Kadın ve erkekler olarak birlikte yapabiliriz. Sonuçta Yüsra'yı koruyabilirdik. Bundan sonraki sorunlara karşı duyarlı olmalıyız."
Tavır almasak farkımız kalmaz
Düsseldorf Kürt Halk Meclisi Başkanı Abdullah Kırmızıtaş, sorunun bu boyutta olduğundan haberdar olmadığını belirttikten sonra, "Ailede sorun varsa çiftlerin birbirine saygılı davranarak ayrılması en doğrusu. Ama çevre, feodal zihniyet baskısı var. Bu zihniyet kadına ölümü hak gördü. Şiddete uğrayanlar son noktada bize geliyor. Aileler dışarı yansıtmıyor. Bu gelenler de yüzde birdir" diyor.
Eşine şiddet uygulayan erkeklere yönelik tavırlarını sorduğumuzda ise, "Resmi olarak böyle bir sorun bize geldiğinde tavır alırız. Eğer böyle suç makinası insanlar ortamımıza geliyor ve merhabalaşıyorsak, bu cinayeti eşleyen insanla farkımız kalmaz. Bu olayda kadına da güven vermemişiz, o anlaşılıyor" cevabını veriyor.
Toplumun psikolojik zorlanmalarından bahseden Kırmızıtaş, "Bu konularda toplumu eğitmek gerekiyor. Erkekler olarak kendi içimizde çok tartışma yapmıyoruz. Erkekler eğitimi küçümsüyor. Mesela bunun için Utamara'ya gittik, çok az erkek geldi. Gelmemek işlerine geliyor. Erkek egemenliğini yitirmek istemez" diyor.
'Paris Katliamı'nda da aynı duyguyu yaşadım'
Alan Meclisi Sözcüsü Fuat Çewlik de, cinayetin sebebini iki şekilde açıklıyor: "Birincisi, Mehmet Sukaya'nın babası gözleri önünde katledilmiş, Kürdistan'daki kirli savaşı yaşayarak buraya gelmiş, bundan kaynaklı psikolojik sorunları. Diğeri ise, kaynağını ataerkil toplumdan alan feodal zihniyetin kendisinde bu hakkı görmesi ve kadına bakış açısı. Bu hastalıklı yapıyı yaratan, katil hale getiren bir sistem var. Bu katil cezalandırılmalı ama diğer taraftan o da bir kurban."
Ailelerin sorumluluğu var
Çewlik, sorunu bildiklerini ancak böyle bir sonucu tahmin etmediklerini dile getiriyor. Yüsra'yı "Sempatik ve sessiz biri" olarak tanımlayan Çewlik, şunları aktarıyor: "Feodal geleneklerin ağır bastığı bir anlayıştan geliyorlardı. Bir kez kendisiyle sohbet etme imkanım oldu. Bize çok açılma durumu olmadı. Kadın çaresiz bırakıldı. Kendi ayakları üzerinde duracağı bir ortam yaratılmadı. Kürt kadını hem savaşın hem de bu ataerkil zihniyetin kurbanı. Bu sistem karşısında dilimiz yok, üretime katılamıyoruz. Dönüp yakınımızdakine şiddet uyguluyoruz. Bu olayda ailelerin sorumluluğu da var. Aile gidip geri getiriyor ama korumuyor. Aile adeta kurban veriyor kadını. Sonuçta bu cinayeti önleyebilirdik. Duyarsızlık ve ilgisizliğimizi görmeliyiz. Vicdanen rahatsızlık duyuyoruz, kendimizi dışında tutmuyoruz. Üstelik 8 Mart'ta işlendi bu cinayet, alçaklıktır. Bu cinayet bana iğrenç geldi. Bu duyguyu Sakine Cansız onların katlinde de yaşadım."
Kurumlarımız yetersiz kalıyor
Fuat Çewlik, çözüm için genel göç toplumuna yönelik önlemlerin alınması gerektiğini dile getiriyor: "Avrupa'da insanlarımız çok yalnızlık yaşıyor. Toplumumuzda ciddi sıkıntılar var. Kurumlarda biraraya geliyoruz ama, birbirimizin sorunlarını çözme anlamında hem kurumsal hem de birey olarak yetersiz kalıyoruz. Kurumlarımızın içeriğini doldurmalıyız. Ülkemizden kopuk olduğumuz için sosyal, ekonomik, ruhsal sorunlar yaşıyoruz. Her insanın içinde büyük bir deprem var, biz göremiyoruz, görmek istemiyoruz. Bu sorunları aşmak için arayışlarımız olmalı."
'Dernekte demokrat evde despotuz'
Kürt Kültür Derneği yöneticilerinden Cengiz Yüksel de, yaşanan sorunların cinayet işleyecek düzeye gelebileceğini düşünmediklerini belirtiyor. "Dernekte demokratız evde despotuz, bu bizim gerçekliğimizdir. Şiddet uyguluyoruz" diyerek diasporadaki Kürt erkeğinin durumunu özetleyen Yüksel'in devamla dile getirdikleri çok şey anlatıyor: "Böyle şeyler içimizde çok, değilmeli. Eşine şiddet uygulayan erkek bireylere tavır koyuyoruz. Hiçbir gerekçe şiddeti meşrulaştırmaz. Senden zayıf olan hayat arkadaşına niye şiddet uyguluyorsun? Bu adam nasıl yaptı çözemiyorum. Bunu yapacak biri değildi. Eşinin kendisine şiddet uyguladığını söylüyordu hatta. Ama kadın da sağken kimse destek sunmuyor. Kurtaramadık kötü bir şey. Temiz, zayıf bir kadındı. Çözüm için toplumsal projeler üretilmeli."
Yarın Kürdistan İslam Hareketi'nden (CÎK) Mele Şafî, olayı değerlendirecek.
N. DENİZ BİLGİN