
Şiirin ortaya çıkışıyla birlikte insanoğlunun yaşamında çok büyük bir yer teşkil ettiğini bilmeyen yoktur. İnsanlar aşklarını, acılarını, sıkıntılarını, sevinçlerini, kahramanlıklarını, kayıplarını hatta köklerini, tarihlerini şiir ile dile getirmeye başlamışlardır. Deyim yerindeyse insanlar şiiri bir ifade aracı olarak görmüşlerdir. Hatta duygularını dile getirdikleri en önemli araçlardan biri olmuştur şiir.
Bu anlamda Şair Ayfer Dêrsim Güler'de siyasi ve sosyolojik düşüncelerini edebiyatın önemli unsuru olan şiirle anlatmaktadır. Kitabının raflarımızda yerini almasının ardından yorumlamak en tabii haktır anlayışıyla yorumlamaya çalıştım. Şayet her okur okuduklarını yorumlama zahmetinde bulunursa hem yazar genel durumundan haberdar olmuş olacak, hem de okurun yazı dağarcığı zenginleşecektir. Böylesi bir teşebbüs hiç şüphesiz toplumun gelişmesine hizmet edecektir.
Kitabı okuyup bitirdiğimde, ağırlıklı olarak epik şiir tarzı olduğunu gözlemledim. Çünkü şiirlerin birçoğunu 2000 yılından sonra Türkiye cezaevlerinde yaşanan o büyük ölüm oruçlarına hitaben yazmış olmasıdır.
O dönem siyasi mahkumların kaldığı cezaevlerinde yaşanan işkence ve hak gasplarından ötürü ölüm orucu direnişine geçmişlerdi. Gasp edilen haklarını geri alabilmek, işkencenin ve baskıların son bulmasına karşın, genç bedenlerini ölüm oruçlarına yatırmışlardı. Devlet cezaevleriyle ilgili kararnameleri geri çekme yerine, otoritesinin sarsıldığını iddia ederek tanklarla, ağır silahlarla ölüm oruçlarına saldırmıştı. O direnişte bir sürü insan yaşamını yitirmişti. Sayısız mahkum yaralanmış ve sakat kalmıştı. Dolayısıyla bu tür kahramanlıkları ve yurt sevgisini anlatan şiirler, epik şiir kategorisinde görülmektedir.
O tarihi süreci şiirlerin dizelerine taşımış olması, tabiatıyla bellekleri geçmişle yüzleştirmeyi başarıyor. Her toplum gelecekte kusur işlememesi adına geçmişiyle mutlaka yüzleşmelidir. İşte şair Ayfer Dêrsim Güler bunu yapmaya çalışıyor. Peki, başarılı olmuş mudur? Evet, gayet başarılı bir anlatım ortaya çıkmıştır.
Şairimiz devamla lirik şiirle anlatma becerisini de göstermiştir. Aşkları, sevenleri, kayıp kentleri, yitik sevdaları, kadın ve çocuk cinayetlerini yani ne kadar toplumsal sıkıntılarımız varsa şiirin dizelerinde bulmak mümkündür. Sevgiye aşka dahi içimizi ısıtan birçok şiirler mevcuttur.
Kitapta Ermeni halkının yiğit evladı Hrant Dink’in devlet tarafından işlenen bir cinayete kurban gitmesi kitapta yer alan etkin bir şiirle ölümsüzleştiriyor.
Yaşamışlıklarımızla devam eden şairimiz, Ekim 2011 yılında yıldızlar şehri Van’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden ateşin çocuklarını şiirle okura anlatıyor. Van depremini anlatırken vicdanlara, unutulmaz insani değerler kazandırıyor. Kardeşliği, yardımlaşmayı dillendirirken yürek çırpınışı ve gözlerindeki buğu şiirlerin imgelerinden rahatlıkla fark ediliyor.
Yine Gazze’de ve dünyada ismini bilmedikleri bombalarla, silahlarla, gazlarla neden niçin öldürdüklerini bilmeyen çakmak gözlü çocukların çığlığını bir kadın duyarlılığıyla sahiplenişi ve savaşların, silahların acımasız yüzünü şiir kitabına taşıyor. Şairin dünyasında çocuklar büyük yer teşkil etmektedir. Çocuklara ayrı bir önem veriyor. Çocukların dinini, ırkını, rengini, cinsiyetini ayırt etmeden birçok şiirlerinin mısralarına konuk ediyor. Küçük yaşlarda düzenin acımasız çarkları arasında dünyası kararan çocuklara bir anne şefkatiyle yaklaşması tam da duygulu şair hassasiyetidir.
Dêrsimli bir şair olarak köklerine kayıtsız kalmamıştır. Daha doğrusu köklerinden bahsetmeden başarılı olamayacağının farkındadır. Bu sebeple köklerine sıkı sıkıya bağlı kalıyor. 1938 Dêrsim Soykırımına, genç bir kadın şair olarak suçlularla hesaplaşıyor. Dêrsim’de yitirilen değerleri, Dêrsimliler adına cesurca dile getirerek ölümsüzleştiriyor.
Başta kitabın kapak tasarımı olmak üzere, edebi terimler, anahtar kelimelerin ağırlıklı kullanılması, vurgular, duraksamalar, imla kuralları fevkalade uyum arz ediyor.
Hüseyin CAN