Onu ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. 7 Ekim 1973 Pazar günüydü. O sıralar Zonguldak’ta askerlik görevi yapıyordum. On gün izin alıp İstanbul’a gelmiştim. Bir arkadaşla Çiçek Pasajı‘nda oturuyorduk. Bir ara Mustafa Irgat’ı gördüm. Yanında sakallı, tombul yüzlü ve sessiz bir delikanlı vardı, bizi tanıştırdı: İzzet Yasar’mış adı. ‘’Kenar Süsleri’’ adlı şiiri Yeni Dergi’de o yıl içinde yayımlanmıştı.
‘’bu tarihi kim yazdı yavrum/ kim çizdi ak kağıtlara/ asyanın kirli yüzünü/ avrupanın sabunlu ellerini/ sen bu sıralarda dirsek çürüttün de öğrendin/ kanuni sultan süleymanın hafta sonlarını/ hangi kıtada geçirdiğini/ bu çiçekleri sen boyadın yavrum/ kırmızı çizginin soluna/ sen yazdın bu ılık/ tuzlu yazıyı
sen halis devlet sütüyle büyüdün yavrum/ kavimler kapısında biten otuzbir otları/ senin kanınla sulandı/ annen seni yetiştirdi/ bu sınıfa yolladı/ gördün/ kaleminin ucunda yemyeşil akan ırmakların/ sınır boylarında nasıl kızardığını/ senin küçük ellerin/ bunları da yazdı yavrum/ kırmızı çizginin soluna/ olduğu gibi/ ne eksik/ ne fazla
yolculuğun/ daha sürecek yavrum/ rengarenk bir damarın kopuşu gibi/ alacakaranlığın içinden/ uygunadım ölümlere/ şehrin sütbeyaz meydanlarında/ bir gün gelecek/ senin küçük ellerinle/ kırmızı çizginin soluna yazdıkların/ hep birlıkte okunacak/ yüksek sesle ağlanacak/ bu son olacak/ artık kan akmayacak’’
O sıralar 22 yaşındaydı. İlk şiir kitabını 1974 yılında yayımladı: ‘’Kanama’’. 1979’da ‘’Yeni Kuş Bakışı’’ adı altında yeni şiirlerini, 1981’de ‘’Dönüşü Olmayan Hikayeler’’ adıyla yedi öyküsünü yayımladı. Bu öykülere aynı yıl Sabahattin Ali Öykü Ödülü verildi. 1982’de şiirleri ‘’Ölü Kitap’’ta toplandı. 1995’de ilk dört kitabı ‘’Tüm Eserleri’’ adıyla yayımlandı. 1999’da sinema üzerine yazdığı yazılar ‘’Balta/zar’’ adlı kitapta toplandı. ‘’Dil Oyunları’’ adıyla şiirleri 2002’de, ‘’Özel Sektör İmamı’’ adıyla dokuz yeni öyküsü 2003’de yayımlandı. Şiirleri 2007’de ‘’Asla Yazamayacaksın O Şiiri’’ ve 2010’da ‘’Başka Akıl Peşinde’’ adlı kitaplarda toplandı. Yazdığı kısa ve uzun film senaryoları ‘’Geceyazısı’’ dergisinde yayımlandı. Eşi Seçkin Yasar’ın yönettiği ‘’Sarı Tebessüm’’(1992) adlı filmin konuşmalarını (diyalog), yine eşinin yönettiği ‘’Sevgilim İstanbul’’(1999)’un senaryosunu Nedim Gürsel ve Seçkin Yasar’la birlikte yazdı.
Yaklaşık yirmi yıl Ece Ayhan’ın etkisinde kalan ve şiire uzak duran İzzet Yasar, 2000’li yıllarda kendi özgün şiirini yazmaya başladı. İşte ‘’İstiklal Marşı’’ adlı şiiri:
‘’üstüne tükürülmüş bir denizçıyanı gibi/ köpürüp yırtılarak kendini doğurmaya çalışan ülkem/ korkma baban seni hala seviyor/ dünya da artık sana benziyor zaten
korkma sen bütün o küt çağlar boyunca/ lağımlar böyle kıvranarak açmadın mı/ avrupanın bağırsaklarından/ sancılar içinde/ ak salgılı kafilelerle geçmedin mi
yasadığın yasalar yasa boğulmuş ne gam/ örklendiğin çayır yülünmüş ne çıkar/ korkma bu erkek erk seni asla etmeyecek terk/ dövüle dövüle yapılmış bakır tarihin be sana yeter
köklerden gelen bir ses sana ne diyor dinle/ devletin malı meydandadır nazlı kızım/ kanlı kaburga kırılmaz ettirgen çatı çökmez/ korkma bitmez bu ters anavasya
baban seni bak hala nasıl seviyor/ ruhuna parmak banıyor rahmini kurcalıyor/ kaderine kakılmış körüklü kavançonun sonu gelmez/ korkma tükenmez kutlu fücur toprağımızda’’
‘’Seferoğlunda Mucize’’ adlı şiirinden bir bölüm şöyle:
‘’osmanlı imparatorluğu yeniden kurulsun/ yönetim şekli demokratik meşrutiyet olsun/ padişah dolmabahçede taç giysin/ mustafa selanikli kabineyi kursun/ güneşin doğduğu yerde yetmiş iki dil konuşulsun/ sokak tabelalarından katil adları silinsin’’
‘’Kavis’’ adlı şiirini şöyle sonlandırır:
‘’devletimin örgenlerini yokladım/ memleketimin ayıp yerlerini kokladım/ kendi beynime tebelleş oldum/ naturası bozuk fikirlere dadandım/ amele tayfasından yüz çevirdim/ tüccar sınıfına bel bağladım/ bunlar yazdıkça böyle tıkır tıkır gidiyor/ avara kasnak döndüğünü babam da biliyor/ işte bu şiirin de sonunda dikişleri söküldü/ mundar oldu parçaları paçalarımdan döküldü/ yokluğumda kimsenin suçu yok tamam mı/ varlığım türk varlığına haram olsun’’
‘’Sonu Olmayan Şiir’’in başlangıçı ise şöyle:
‘’turgut uyar tutmuş elimden götürüyor beni nereye/ güllerin bedeninden dikenlerin kopartıldığı yere/ yokuş yolun en dibindeki deliğe/ vicdanların bakıştığı aynalı merdivene/ alev makinalarıyla girilen bölgeye/ olmayan insanların olmayan dille konuştuğu/ adsız çocuğun adaşıyla konuştuğu memlekete/ turgut uyar tutmuş elimden götürüyor beni nereye/ hendeseyle hicretin iç içe geçtiği yere/ tuzuna kan tuzu karşmış göle/ tarihin bir türlü yazamadığı çöle/ sürme hanımın çıldırtıldığı köye/erkekler yüzükoyun kadınlar sırtüstü / yatağında çıplak ölüler yatan dereye/ turgut uyar tutmuş elimden götürüyor beni nereye/ canına okunmuşların semtine/ çanına ot tıkanmış kiliseye/ yetimsiz kalmış yetimhaneye’’
İzzet Yasar’ın şiiri, darbecilere, laiklere ve sermayeye karşı, azınlıklardan ve yoksullardan yana bir şiirdir. Ece Ayhan’ın ‘’sıkı şiir’’ diye tanımladığı şiirdir bu.
Sıkı şiir