7 Haziran seçimleri yapıldı ve halk tercihini ortaya koydu. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere AKP liderleri bu seçimin sonuçlarını kabullenemiyor. Hala “HDP oyları zorla aldı“ diyerek seçim sonuçlarını yok saymaya çalışıyorlar. Kendileri oyların çoğunu alırken niye HDP zorla engelleyemedi? Ya da kendileri bütün devlet gücüyle, yasadışı çeteleriyle saldırdığı halde, o kadar kan döktüğü halde niye oy alamadı?

Seçim sürecinde bütün çete saldırıları HDP üyelerine ve mitinglerine, binalarına yapıldı. Çoğu yerde bu çeteler resmi güvenlik güçleriyle alenen birlikteydi. Diğer partilere yönelik olarak bir tek saldırı bile yapılmadı. Bu durumda HDP’den özür dilemeleri gerekirken, HDP’yi suçlamak sahtekarlıktan başka bir şey değildir. Bir de şu konu var: Eğer AKP Hükümeti hala HDP’nin zorla oy aldığını iddia ediyorsa, o zaman bölgede devlet otoritesinin sökmediğini, ondan daha güçlü bir otoritenin tesis edildiğini iddia ediyor demektir ki, bu durumda değerlendirilmesi gereken alınan oylardan daha önemli olan bir başka durum var demektir. AKP Hükümeti bu iddialarda bulunurken bir gerçeği daha saklamaya çalışıyor. 

HDP’nin oyları bütün seçim çevrelerinde artmıştır. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Adana’da, Antalya’da, Kocaeli’nde, Manisa’da seçmene kim nasıl baskı yapmıştır da, oy alınabilmiştir? Açıktır ki, seçimlerde baskıya uğrayan HDP’dir. HDP’lileri katledenler, HDP binalarını ve mitinglerini bombalayanlar hala ortaya çıkarılmış değildir. AKP şefleri bunların hesabını vereceğine, yavuz hırsız gibi bir de üste çıkıp HDP’lileri suçlamaktadırlar. Açık ki, baskı-saldırı olmasaydı, HDP oyları en az yüzde 20 olacaktı. Gerçekler bu kadar açıkken, HDP’nin baskı yaptığını iddia etmek insan aklına zarardır. Ama amacı daha da zararlıdır. Özellikle Erdoğan kaybettiği oyları gizlemek, prestijini geri kazanmak, baskın ve hileli-zorba bir erken seçimle HDP’yi barajın altında bırakmak hevesinden vazgeçmiş değildir. 

Erdoğan ve AKP seçim sonuçlarını kabullenip gerekeni yapmak yerine, seçimi-halkın iradesini geçersiz kılmanın derdine düşmüşlerdir. İlk defa, HDP karşısında seçim kaybettikleri için hazmetmek zor gelmektedir. Bu hazımsızlık devletin geleneksel inkarcılığıyla birleşince korkunç sonuçlara yol açabilir. Halkın iradesinin tanınmaması, oyalama ve çürütme taktiklerine başvurulması, halkın sisteme karşı zaten olmayan umut ve güvenini kökünden silip süpürür. Bunun sonuçlarını da sadece AKP şefleri değil, devletin tüm kurumları ve iktidar sahipleri iyi düşünmelidir.

“Silahlar sussun, siyaset konuşsun” diyen ve KCK’yi öncelikle eylemsizliğe ve çekilmeye çağıran, güven verici adımlar atıldıkça daha ileri adımlar atılabileceğini, sonuçta silah bırakma amacıyla PKK’yi kongreye çağırabileceğini ilan eden Sayın Öcalan’dır. İki yıl boyunca KCK ve Kürdistan halkı önderliğinin çözüm sürecine bağlı olduğunu göstermiş, gereken adımları atmıştır. Bunun sonucunda 10 maddelik Dolmabahçe çağrısı yayınlanmıştır. Bu gelişmeler halkta bir umut yaratmıştır. Çözüm sürecini bütün gücüyle savunan HDP’ye olan destek büyümüştür. Tam da bu dönemde Erdoğan Rojava Devrimine karşı sürdürdüğü hasmane tavır yetmiyormuş gibi bütün gelişmeleri inkar ederek, “Sorun yok, çözüm yok, süreç yok, görüşme yok” vb. tavrıyla, gerçek yüzünü ortaya koyup halkı hayal kırıklığına uğratmıştır. AKP şefleri geleneksel statükocu-TEK TEK’çi vesayetçilerle anlaşıp iktidarda kalabileceklerini zannetmişler ama yanılmışlardır. Bu durumda HDP oyları artarken, AKP oyları özellikle Kürt halkı içinde sıfırlanmıştır. Şimdi AKP şefleri HDP’yi suçlamakla ve yeni kumpaslar peşinde koşmakla uğraşacaklarına hatalarını anlamalı ve HDP’nin desteğini alacak bir koalisyon seçeneği üzerine çalışmalıdır.

HDP’nin meclise girmesi demokratik siyasi çözüme inandığı içindir. Halkın desteği de bunun içindir. AKP’nin son seçime kadar aldığı oylar da, çözüm-barış-kardeşlik gibi propagandalarına inanan insanlar çok olduğu içindir. Ama Erdoğan ve AKP bu sözünde durmayınca, inanılırlığını kaybetmiş, bu da seçim sonuçlarına yansımıştır. AKP, Nasrettin Hoca gibi işin kolayına kaçmamalıdır. Anahtarını kolay yerde değil de kaybettiği yerde, yani duvarın dibinde değil çalıların dibinde aramalıdır. Yoksa kendisini de, memleketi de kandırmaya çalışır ki başarı şansı hiç yoktur.

AKP Hükümetleri Yeni Osmanlı adı altında, bölgede Kürtlere, Şiilere, Alevilere karşı Sünni İslam’a dayanan bir cepheleşme ve savaşı tercih ettiler. Bu da, 21. yüzyılda hem bölge, hem de ülke gerçeklerine tersti. Bu politika iflas etti. Yeni hükümet bundan derhal vazgeçip Kürtlerle çözüme ve tüm bölge halklarıyla eşitliğe, özgürlüğe, barışa dayalı bir politika değişikliği yapmak zorundadır.

Bunun da ilk adımı Öcalan üzerindeki hukuk dışı tecridi hemen kaldırmak ve “Silahların susmasını, siyasetin konuşmasını” kabul etmektir. Kürdistan halkının gün ışığı gibi ortaya çıkmış siyasi iradesini gasp etmeye kalkışanlar, kendileri kaybedecektir.