Aslında soru yeni değil. Cevabı da biliniyor. Sayın Öcalan 2013 Newroz’unda “Silahlar sussun, siyaset konuşsun” diyerek tercihini ortaya koydu. KCK ve çok geniş bir demokratik, sol, sosyalist çevre de bu tercihi onayladı. HDP’de bir araya gelen siyasi çözümden yana olan güçler kısa sürede büyük başarı kazandılar. 7 Haziran 2015 seçimlerinde barajı aşarak 80 vekille meclise girdiler. İşin daha da önemli yanı, anketlerde halkın yüzde yetmişi siyasi çözümden yana görünüyordu. Halkın bu eğilimi ve seçim sonuçlarının koalisyonu kaçınılmaz kılması aslında yeni bir yaşam için olumlu ön şartları hazırlamıştı.
Ne var ki AKP şefleri iktidarı paylaşmaya razı değildi. Tam tersine tek adam ve tek parti diktasına hazırlanmışlardı. Dahası gözlerini Kürt düşmanlığı bürümüş, yüreklerini Kürt korkusu sarmış geleneksel devlet AKP ile birleşmişti. Kürt düşmanlığı temelinde oluşturulan bu kanlı işbirliği gidişata müdahale etti. 7 Haziran seçimleri öncesi yaptıkları kanlı saldırılar püskürtüldü. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerini geçersiz ilan ederek 1 Kasım seçimlerine gittiler. 1 Kasım seçimlerini AKP’liler kendilerinin bile beklemediği bir “zafer”le kapattılar.
7 Haziran ve 1 Kasım arasında yaşananları herkes biliyor: Suruç’tan Ankara’ya kadar kanlı katliamlar, HDP Genel Merkezi dahil birçok binasının yakılıp yıkılması, HDP’nin miting bile yapamaz hale getirilmesi, HDP’ye uygulanan medya ambargosu, HDP’ye en çok oy veren şehirlerin kuşatılıp yeniden işgal edilmesi... Sokağa çıkma yasakları ve delik deşik edilmiş şehirler, tarumar edilmiş mezarlıklar... Katledilen yüzlerce insan, Belediye eşbaşkanları ve HDP yöneticileri başta olmak üzere tutuklanan binlerce insan... Bu şartlarda bir seçim yapılabilir mi ya da yapılana seçim denir mi?
Türkiye’nin üye olmak istediği AB ülkelerine bakalım. Çok uzağa gitmeden Yunanistan’a bakalım: Ekonomik kriz nedeniyle sık sık seçime gidilen bu ülkede istisnalar dışında, ne bir tek vatandaşın ne de güvenlik görevlisinin burnu kanamıştır. Seçim sonuçlarına itiraz eden bile olmaz. Kaybeden efendice çeker gider. Ya siyaseti bırakır ya da bir dahaki seçimlere hazırlanır. Kazanan da programını uygulamaya çalışır. Yüzde kırk hatta otuz oy almış birisi başbakan olup koalisyon kurabilir. Çünkü demokrasi vardır. Bu manzaranın Türkiye ile ilgisi olmadığı açıkça görülüyor. Türkiye meclisi bir koalisyon çıkaramıyor. Bunun yerine tek parti iktidarı çözüm olarak dayatılıyor. Oysa tek parti iktidarı çözüm olsaydı, 13 senedir süregelen AKP tek parti hükümetleri temel sorunları çözerdi, memleketi bir uçurumun ve iç savaşın eşiğine getirmezdi.
Egemen sistem AKP tek parti diktasını çözüm olarak dayatmış bulunuyor. Bu amaçla her türlü hile, tehdit, şantaj, katliam ve hırsızlık sonucu halkın iradesi gasp edilmiştir. Bütün bunların sonucu olarak yüzde 49’luk AKP zaferi ilan edilmiştir. Bununla ilgili iddialar ve kanıtları yayınlanıyor. Ama bunu da engellemek için basın organlarına yönelik operasyonlar sürüyor. Özgür Gündem yöneticileri ve yazarlarına yönelik açılan soruşturma da bunun son örneğidir. 20 sene önce katliam yapan JİTEM mensupları aklanıp bırakılıyor ama gazete çıkaran, oraya yazı yazanlar terör örgütüne yardım etmek iddiasıyla susturuluyor. AKP çetesi suçlarının üstünü örtmek ve delilerini yok etmek için basını susturmaya çalışıyor. Bu amaçla Hizbullah, JİTEM, DAİŞ gibi her türlü çete ve artıklarıyla işbirliği yapıyor.
Biz bütün bu iddia ve yaşananları yok farz edip bir an için AKP şeflerine inanalım:
Diyelim ki, yüzde 49’u gerçekten aldılar. Bu bile onların TEKÇİ sistemlerini sürdürmeye yetmez. Çünkü TEK TEK deseler de toplumu iki düşman kampa bölmüşlerdir. Şu anda Rize’deki, Muğla’daki vatandaşla Cizre’deki, Şırnak’taki vatandaşın aynı ulusa mensup olduğunu kim iddia edebilir? Askeri güç zoruyla şimdilik formalite olarak bir görünse de, bunun hiç bir değeri yoktur. Diyalog ve müzakere ile bir çözüm bulunamaz da çatışmalar yaygınlaşırsa, Türkiye’yi birkaç parça olmaktan hiç kimse kurtaramaz.
AKP şeflerinin çaresiz kaldıkça yeniden ısıtıp piyasaya sürdükleri bayat yemeklere bakın. Dönüp dolaşıp yurtsever-devrimci demokrat güçleri parçalamaya çalışıyorlar:
-HDP, PKK’ye karşı tavır koymalıymış,
-HDP, sola karşı tavır almalıymış,
-HDP, AKP’nin projelerini desteklemeliymiş..
Açıkça HDP kendisini feshedip AKP’ye katılsın demiyorlar da, bin bir yolla HDP’yi tasfiye etmeye çalışıyorlar. Oysa toplumun HDP’ye olan ihtiyacı her geçen gün daha da artıyor. HDP bütün ezilenlerin özlemlerine sahip çıktığı takdirde, her geçen gün daha da büyüyüp güçlenecektir. Bu sadece HDP’nin değil, tüm ezilenlerin zaferi ve kurtuluşu olacaktır.
AKP’lilerin düşman bellediği “Essed” muhaliflerle diyalog sürdürürken, AKP şefleri bunu hala anlamıyorlarsa sonları felaket olur.