Bachelet ikinci kez, Şili devlet başkanı olmaya çok yakın. İlk turda yüzde elliyi yakalayamadı, ama ikinci oylamada kazanacak. Garip ama bizi çok ilgilendiren bir seçim bu. Latin Amerika'nın en uç noktasında bir ülkenin seçimlerini bir "sol" partinin kazanması bizi nasıl bu kadar yakından ilgilendiriyor?

Öncelikle dilimizden bir türlü düşürmediğimiz ne yazık ki onun da bizim yakamızdan düşmediği Neoliberalizmin dünyada ilk uygulayan ülke olmasıyla, yani bizim hikayemizi çok daha önceden yaşayan bir ülke olmasıyla yakın. Pinochet askeri faşist diktatörlüğü uluslararası sermaye için ortalığı temizlediği, bütün muhalefet hareketlerini dağıttığı, insanları sokaklarda, işkencehanelerde ve hatta stadlara doldurarak katleden, içinden örgütlenme geçen her şeyi ortadan kaldıran Pinochet, henüz dünyada neoliberalizm adı kullanmadan bunu uygulamaya başladı. Madenlerin önemli bir kısmını ulusötesi tekellere sattı. Zaten Şili demek maden demek, bakır demekti. Sonra bu "özelleştirme" ve satışlarda hızını alamadı herşeyi sattı. Bugün Santioga Şili'de arabayla giderken durmadan 'didit' diye bir ses duyarsanız aldırmamanız gerekiyor, çünkü neredeyse her yoldan geçerken, satılmış olduğu için para ödemek zorundasınız. Marketlerde kasadan geçen paketler gibi "ödeyerek" yaşadığınız bu yolculuk ile ne kadar uzağa giderseniz gidin, ne yazık ki hiç bir zamanda finans kapitalin dışına da çıkamıyorsunuz.
Kenan Evren, işkence, sendikaların kapatılması ve katliamlar tarihine ne kadar benziyor değil mi? Ölü ve vahşetin farklı sayılarda olması, sadece halkın gücü ve direnişi ile değişik. Öğretmenleri aynıydı zaten. Bu arada tesadüf olarak, kıtanın esas sahiplerinden Kürtler, pardon Mapuche yerlileri bu diktatörlük sırasında en çok katledilenler arasındaydı. (Bir Mapuche'ye neden sizin suratınız çok asık diye sorduğunuzda, "bir misafir geldi. 500 yıldır gitmiyor ondan olmasın" diye cevap verir.)
Sermayenin köpeklerinin ortalığı temizlemesinin ardından her şeyi özelleştiren, satan bir ekonomi de size pek yabancı gelmiyordur sanırım. Fakat itiraf etmeliyim, Erdoğan hükümeti Şili'yi satma konusunda yayan bırakacak sanırım. Çünkü orada, mesela Ali Sami'yen stadının yerine yapılan AVM gibi, üst sınırı uçakların geçiş yoluna kadar tırmanan, yeraltında ise metronun tavanının delinmesine kadar varan, toprağı, altını ve üstünü ekonomik! olarak kullanan pek olamadı. Hele bunları yaparken oralardan çıkan topraklarla miting alanı yapma ve orayı da yine satma gibi muthiş AKP buluşu da bütün dünya neoliberallerine parmak ısırtacak bir buluş.
Hikaye benzerlikleri bunlarla ve geçmişle sınırlı değil, devam ediyor. Pinochet; eğitimin paralı hale getirilmesi yani piyasalaştırılmasıyla devam etti. Bugün Şili'de bir devlet üniversitesinde mesela Hukuk okuyorsanız her ay 1000 Dolar ödemek zorundasınız ve bunu sadece 5 ay değil, 12 ay yapmak zorundasınız. Size tanınmış kolaylıklardan yararlanabilirsiniz tabi ki. Bankaların açtıkları krediyi kullanabilirsiniz. Her sene kalmadan geçerseniz, faizini hesaplamadan 50 bin Dolar borçla mezun olursunuz. Sonra bunu ödemek için uğraşın durun. Tabi ki bunu geçtiğiniz her sokağa para ödeyerek yaptığınız hatırlatıyım ve sağlığa ve tabi ki eve, herşeye…
Hikaye gittikçe daha benzeşiyor değil mi? Biz de dershanelerin özel okullara çevrilmesi lise ve ortaokulların da tam anlamıyla özelleştirilmesi demek. Geriye devlet lisesi ve ortaokulu kalmayacak ve kalanların da hiçbir bütçesi kalmayacaktır. Yazı tahtası ve tebeşir satın alacak paraları olmayacaktır. Şili'de ders anlatmak için tebeşiri kendi parasıyla alan öğretmenler vardı. Sakın dershaneleri savunduğumu zannetmeyin ama dershanelerin kapatılması özel okul virüsünün ortaokul ve liseyi bütünüyle kaplaması demektir. Bana kalırsa sadece dershanelerin değil bütün olarak okulların kapatılması gerekir ki bu ayrı ve daha uzun bir tartışmadır, ama kısaca sınıfları yıkarsanız sınıfları yıkarsınız.
Böyle bir durumda Bachalet'in kazanması ve 4 öğrenci liderinin parlamenter olması, Şili öğrenci ve bizim Gezi isyanı sonrası seçim benzerlikleri ise haftaya artık…