Sevgili  Deniz, 

Uzun zamandır görüşemediğimiz için özlemle yine Silivri yollarına düştüm. Ama açlık grevine katıldın gerekçesi ile görüş yasağı almışsın.

Ondan önce telefon yasağı vardı.
Ondan önce de posta alma/yollama yasağı…
Taksit taksit…
Disiplin cezası almanızın nedeni ise: açlık grevine katılmak; barış talebi ile… Her şeyi kanıksamış bu ülkede bütün bunlar olağan karşılanıyor…
Tepki alınmıyor bile.
Olağan yurttaşa göre; hatta kimi okur/yazarlara göre; eh, alındıklarına göre mutlak vardır bir sebebi!
Bu ülkede on bini aşkın siyasetçinin, seçilmişin hapislik adı altında tutulması, artık sıradan bir olay olarak algılanıyor.
En son Ocak’taki KCK Davasında karşılıklı el sallaştık, ta uzaktan…
Basının, ailelerin, gözlemcilerin yerleri en uzak köşeye atılmış koca salonda. Zaten en küçük bir çıtırtı yükselsin ailelerin bölümünden: aileler hemen kapı dışarı.
Ben basın mensubu olmanın avantajı ile, sonuna kadar izleyebildim duruşmayı, salt aile olsam izleyemeyecektim.
Acaba bu kaçıncı atılışı ailelerin salondan?
Suriye sınırında akrabaların tel örgülerin üzerinden selamlaşmaları gibi; Silivri’de de aileler, çocuklar, eşler, babaları, nine ve dedeler uzaktan bağırışarak sevgilerini iletiyor, özlemlerini gidermeye çalışıyorlar.
Bir zamanlar güler yüzlü faşizm diye bir deyim vardı.
Tam öyle bir şey işte…
12 Eylül faşizminde Diyarbakır, Mamak, Metris, Adana, Erzincan, vd. cezaevlerinde aileler de askerler tarafından iteklenir, dipçiklenirdi.
Devr-i hizmet’te ise, güler yüzle belleniyor anamız.
Her şey soğuk bir kibarlıkla yapılıyor.
Öldürmüyorlar da besliyor.
Yemek fabrikaları aldıkları ihaleler ile, tutsaklar ile gardiyan, mahpus, polis ya da jandarma, müdür veya savcı aynı tablot, aynı menü ile besliyorlar.
Hasılı sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz sonuç olarak.
Cezaevi mütahitliği hala gözde, inşaat sektöründe yükselen bir trendde.
Tutsaklıkta eşitlik sağlandı. Bu da demokrasimiz adına bir ilerleme kabul edilebilir.
Mesela biz KCK ve Ergenekon tutsaklarının aileleri aynı otobüse biniyoruz.
Beyaz Türklerle, Kara kafaların aynı otobüse binmesi bile ne büyük ilerleme “demokrasimiz” açısından.
Başbuğ Paşamızın kaldığı bölümün önünden geçerken, “güle güle oturun Paşam” diye selam sarkıtıyoruz.
Üniversite kampusleri yanında, hapishane kampusu icat etmeyi de başardık!
Silivri gerçekten muhteşem bir komplex (X harfi artık serbest; ne büyük ilerleme!) Gözlem kuleleri ile insanı alıp ta 2. Dünya savaşının temerküz kamplarına götürüyor.
Ama haksızlık etmeyelim, bizim kampuslerimizde “ hizmet” te sınır yok.
Ama bence, Edirne veya Kandıra’nın bir bölümünde “ hizmet”, kesinlikte Silivri’den daha iyi… Tekirdağ mı? Allah oraya hiçbir kulunu düşürmesin, aynı Erzurum gibi.
Sınır derken, köşenin sınırına geldik sevgili oğul, sayfa sekreteri kaşını çatmaya başladı bile.
O halde muhabbete, yarın Evrensel’de devam edelim ha?
(Gazete vermeme cezası yok değil mi? Tüh, yoksa şimdi akıllarına mı düşürdük?)