Özgürlüğü, özgürlüğün gerçek anlamını, onun uğruna savaşıp, toprağı kucaklayanlar, ruhlarını karanlık duvarlardan koruyanlar bilir. Özgürlük tutkusu hayattan, aşktan daha güçlüyse, yaşamdan, candan feragat etmekten daha anlamlı ne olabilir?
Sevginin, aşkın, gülmenin, kucaklaşmanın büyük bir mücadele gerektirdiği bu topraklarda özgürlük, kan ve gözyaşıyla, umut ve özlemle yıkanacaktır elbet. Aklın, hayallerin topraklarında; destanların, masalların ülkesinde, özgürlük büyülü bir kelime olmaktan uzaktı: Sevgi gerçekti ve paylaşımla sınanırdı. Sevgi anlamın imbiğinden damıtılırdı. Bu yüzden karşı konulmazdı. Çünkü sevgi özgürdü.
Şimdi ayna zamanıdır. Ayna yaşayanlara lazımdır. Kavgası olanların aynaya ihtiyacı vardır. İnsan neden aynaya bakar? Çünkü özgürlüğü olmayanın en çıplak gerçeğidir, aynaya bakmak! Eğer yaşamın kendisi olamıyorsan, onu yenmeye çalışırsın. Onu mağlup etmek ise zamanı mağlup etmektir. Ayna emzirmeye çalıştığın hayatın yansıması, kaybedilen tarihin zorla yüzüne vurulmasıdır. Zor sarsıcı, cüretkar ve gerçeğin çağrıcısıdır. Bireyin bilediği tek savaş aracı, kendisi olunca neye yöneliriz? Kendisindeki zamanı durdurmaya...
İşte büyük insanın bilgelik kavgası, buradan doğar. Devrim, buradan hissedilir. Başarı ve yenilgi, buradan örülür. Çünkü zamanı gerçekliğe ulaştırma vakti gelmiştir. Aynaya her baktığınızda, zamanın bizi geçip geçmediğine; yenip yenmediğine bakarız aslında. En büyük korkularımızla yüz yüze geliriz. Aynaya her baktığımızda, zamanın türkülerinin geride bıraktıklarına, anlamsız yaşayan parçamızın şarkısız yok oluşuna üzülürüz. Ayna, bizi biz eden amansız gerçeğin zamanı anlamlandırmaya çağrısıdır. Yani gerçek kavgaya çağrıdır.
Her zamanın oluşumu kendi içinde gizlidir. Kendi varoluşunu tamamlayan her şey, oluşan zamanına da vakıf olabilir. Önemli olan neden ve nasıl yaşandığıdır. Gerisi sadece etkilediğin ve etkilendiğin oluşlardır. Ölüm bir oluşumdur. Estetiği vardır, anlamlıdır. Zamanı ölüm ve yaşam diye ayıran insandır. Çünkü ayırıp bölmekle, daha kolay üstesinden geleceğine inanır.
Sessizlikle acıyı ve yarayı büyütüp, çoğaltabilirsin. Birisi acı çekerken sessiz kalırsın, birisi yalnızlığı tercih etmişse, sessiz kalırsın. Birinin toprağı talan edilirken sessiz kalırsın ve buna "saygı duymak" dersin. Gürültüden uzak kalma dersin. Ancak sıra sana geldiğinde, ayna, zamanın anlamsızlığını en acı şekilde yüzüne vurur. Yine de geç olmadığının bilincinde olarak büyüyen yara ve acıyı dönüştürmek için arayışa girersin. Kendin olmasan bile, ruhunu özgürleştirmek için kavgaya atılırsın. İşte aynaya bakma zamanı. İşte kavga zamanı!
Saygı gören, sessizliği ile kelimeler arasındaki mesafeyi iyi bilendir. Çünkü özgürlüğe bırakılan ruh, sessizliğini kelimelerle bütünleştirip, aslında yaşadıklarımızın anlamsız sessizliğinin en büyük çığlık ve kelimelerinin ise özgürlük olmadığını kavrar. Bir mesafe yaratır, bu ölçüdür. Sessizlik kelimeye, kelime slogana dönüşür, bu ilkedir. Ruhu özgür olduğunun bilincindedir artık. Bu aynanın seni ölüme çağırmasıdır. Bu da anlamlı yaşamdır. Şimdi herkes bir yaşayanlara, bir de aynaya baksın!
Erzurum H Tipi Cezaevi