‘ey vatan ...                          

şimdi çocuklar korkar senden. kadınlar kapılarını kapatır seni gördüklerinde.

böyle giderse, bir gün tek başına öleceksin

ve tabutunun yanında

prenslere ve patronlara dönüştürdüğün kaçakçılar

ve hırsızlar yürüyecek yalnızca.”

diyor Şêrko Bêkes.

Vatan olmayı başaramayan bir ülkenin şairi böyle haykırıyor. Ve ölmüyor şairler. Üzerlerine toprak örtüldükten sonra da haykırmaya devam ediyor onlar.

Kürdistan, gerçekleşmemiş bir ülke bilincidir. Değeri takdir edilmemiş bir anadır. Vatan olamamış bir topraktır. Beyinler, yürekler, şehirler ve köyler... Öylesine delik deşik edilmiştir ki herşey, birleştirmek hem insanca hem insanüstü çaba ister. Bu paramparçalılıkla toprağın ana olmayı, insanın kutsal olmayı, jin’in jiyan olmayı başarması ufukta hayal mesafesindedir.

Parçalanmışlık, sınırlardan öte zihinlerde gerçekleştiğinden vatan olmayı başaramadı Kürdistan. Öyle milliyetçi-ırkçı anlamda değil arzulanan. Bir toplumun ortak değerleriyle, tarihiyle, yaşanmışlıklarıyla, hayalleriyle yaşamasına vatan diyebiliriz ancak. Öyle büyük bir kültürel miras ki, hep çalınmış. Tüm egemenleri çalabildiğini çalmış, çalamadığını yoketmiş. Ve her kendin oluş ya da sahipleniş girişimi, kan revan yeni hikayelerin başlamasına vesile olmuş. Diğer hikayelerin kanı kurumadan. Ve hem de diğer hikayeler kanı kurumadan unutulmasına rağmen. Kürdün vatansızlığı, Kürdistan insanının özgürlük uğruna verdiği bedelleri toplumsal yaşama dönüştürememesidir.

Kürtler, arzularından ve korkularından damıttıkları yaşamlarını sloganlara sığdırır: “Önderliksiz yaşam olmaz. Önderliksiz vatan olmaz. Önderliksiz dünya olmaz...” Çünkü Kürdistan gerçeğinde Önder, vatan olmayı başarabilmenin tek koşuludur. Ve Önder deyince tüm Kürtlerin ve dünyanın aklına Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan gelir.

Kürtlerin vatansızlıkları, parçalanmışlıkları önder olma arzusuyla yola çıkan, ama yolun ortasında toplumu unutarak çıkarlarına, nefislerine yenilenlerin eseridir. Onlar, aşiret, aile ve kişisel çıkarları gereği, Kürt insanı da dahil vatanın tüm değerlerini satmak suretiyle, önder olamayacaklarını gösterdiler.

Slogan atan gençler, kadınlar aşiret çıkarlarına aykırı olduğundan hapse konuluyor. Katledilen gazetecilerden söz etmek dahi yasak. Onlar kendilerini prens yapabildiği kadar Kürdistan’ın varlığına razılar. Tüm bu yenilmiş beyliklere, yıkılmış krallık hayallerine rağmen beyliklerini patronluğa dönüştüren ve devletçilik oynayanların bugün de aynı özentilere boğulduğunu görmemek mümkün değil.

Kürt toplumu özgür yaşamak istiyor. Hiçbir halkın mahrum edilmediği kendi diliyle konuşma hakkını istiyor. Kimseye kölelik yapmadan ve aşağılanmadan yaşamak istiyor. Kürtler hak isterken vatan istiyor. Emeğinin hakkını isterken vatan istiyor. Önderini isterken anavatan istiyor. Kürtler, kendi toplumsal yaşamlarına dair ne istiyorlarsa, aslında vatan istiyorlar. Bilip dillendirmeseler de tüm mahrumluklarının vatansızlıktan doğduğunu biliyorlar.

Çok şey mi istiyorlar? Evet, çok şey istiyorlar. Çünkü istemeden önce vermek gerekiyor. Az mı verildi? Çok şey verildi. Ancak verilen tüm ağır bedellere rağmen tarihsel bütünlük ve derinlik içinde kavrayıp yaşayamıyorsa Kürtler, daha çok şey vermek gerekecek.

Şairler, ölüp toprağın altına girdikten sonra mı anılacaklar? Direnenler toprak olduktan sonra mı şarkılar söylenecektir? Her gün tarihsel direnişler yaşanırken, nasıl yaşadığımızı sorgulatan ölümler gerçekleşirken, her gün karış karış ana toprağı çiğnenirken, her gün damla damla yürekler ve beyinler işgal edilirken, eritilirken, tüm bunlar ne kadar duyumsanıyor, ne kadar toplumsal ruhu oluşturuyor. Herkesten öte sanat insanları ne kadar duyumsayıp yaşıyor, ve de ölümsüzleştiriyor. Kürtler kendilerini duyumsayamadıktan, birbirini duyup hissedemedikten, bencilliklerden kurtulmadıktan, kendini ve birbirini yaratamadıktan sonra, tüm dünyanın Kürt duyarlılığına sahip olması, Kürdistan’ı vatan yapmaya yeter mi?

Dünyayla, toplumuyla ve kendisiyle uyumlu olmak, karşılaşılan engelleri yenmek, sınırları aşmak, tüm karşıtlıkları ortadan kaldırmak... İşte özgürlük gibi, ana gibi, vatan odur. Varolan parçalılık, uyumsuzluk, biraraya gelemezlik, birbirini tamamlayamazlık giderilmedikçe toprak vatan olmaz. Özgürlük, uyumun gerçekleşmesidir. Uyum, herkesin birbirine benzemesi değildir. Kürdün diğer Kürdü egemeniyle tehdit etmesi köleliktir. Özgürlükse, işgale hayır diyebilmektir. Tıpkı ellerinde taşlarla, sopalarla işgalci faşist Türk devletinin Başurê Kurdistan’daki karakollarına yürüyen Zarokên Şêladizê gibi.

Ey vatan! Böyle olursa çocuklar korkmaz senden. Ve ölü şairler, rahat uyur.