"İktidar hırsı insan ruhunu zehirledi, nefret duvarları ördü. Bizi mutsuzluğa ve insan kıyımına mahkum etti." Charlie Chaplin
***
Basına yönelik baskı, sansür, saldırı ve fiili engellemelerin dozu özellikle Suruç Katliamı sonrasında uygulanmaya başlanan kaos planı doğrultusunda dozunu arttırarak devam ediyor.
Gazetecilere yönelik baskılar, saldırılar, gözaltı ve tutuklamalar yerini artık can güvenliğini tehdit eden bir noktaya bıraktı. Tüm bu baskıların nedeni siyasi iktidarın, gerçekleri halktan gizlemek istiyor olması tabi.
Çözüm barış değil savaşta aranıyor. Kimse gerçekleri konuşmasın, yazmasın isteniyor. Muhalif güçler sindirilmeye, toplum tepkisiz hale getirilmeye çalışılıyor.
Cumhurbaşkanı ve hükümetin en ufak bir eleştiriye, aykırı hiçbir söze tahammülü yok. Köşe yazılarından, haberlere hatta fotoğraflara kadar birçok gazetecilik faaliyeti dava sebebi olmuş durumda. Halkın hangi haberi öğrenip hangisini öğrenemeyeceğine onlar karar vermek istiyor.
Avukatlar, Ekim ayı boyunca neredeyse hergün bir gazetecinin adliye yolunu tutacağını belirtiyorlar. Dava açmak için gösterilen iddiaların başında Cumhurbaşkanına ve eski bakanlara hakaret gibi nedenler yer alıyor.
Bir ülkenin düzeyi basın emekçilerinin hangi koşullarda çalışmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Eğer bir ülkede bir basın kuruluşuna 7 haziran seçimlerinden sonra üst üste internet sayfasına 20 kez kapatma cezası geliyorsa, yine polis kendini mahkeme yerine koyup önce gazeteleri basıp çalışanlarını gözaltına alıp darp etme cesaretini kendinde buluyorsa o ülkenin hali ahval-i perişandır.
Ancak defalarca sınanmıştır ki özgür basın emekçileri en zor dönemlerde dahi kirli savaş politikalarını, kamuoyuna ulaştırma konusunda geri durmadı. Havuz medyasının bu kirli savaşa katkısı ne kadar büyükse, savaşın kamuoyuna gösterilmesi, deşifre edilmesinde özgür basının rolü azımsanmayacak kadar büyüktür.
***
Şu an elinizde tuttuğunuz bu gazetenin tarihi mücadelelerle doludur. Her türden baskı ve zulmü göze alarak yayına başlayan gazetenin onlarca çalışanı ve muhabiri katledildi, gazete binası bizzat dönemin başbakanının emriyle bombalanıp yerle bir edildi. tüm baskılara rağmen yayınına devam eden gazete bölgeye sokulmadı. aylarca yayın cezası aldı, defalarca kapatıldı.
Yine de; "Gerçekler Sahipsiz Değildir. Özgür Basın Hep Yazacak." Dediler ve yazdılar. Gerçekler sahipsiz değildi ama bunu yazanlar sahipsizdi.
Evet. Bir ahlak ya da vicdan muhasebesi yapmakta ve hatırlamakta yarar var; Bütün bu baskılar yaşanırken birkaç duyarlı insanın dayanışması dışında genelde Türk Basını olan bitene seyirci kaldı. Hatta devlet şakşakçılığı yaparak yapılanları haklı göstermeye çalıştı. Gerçekleri yazmaya çalışanlar üzerinde baskı oluşturulurken sesi çıkmayan kimi medya erbabı işin ucu kendilerine dokunmaya başladığında basın özgürlüğü savunucusu kesildiler. Oysa özgürlük bir bütündür ve bir bütün olarak, herkes için savunulması gerekir.
Denilebilir ki o dönem ve sonrasında her tür vahşete ve hukuksuzluğa karşı çıkılıp gerekli dayanışma gösterilseydi şimdi şu an devletin ayrım gözetmeksizin basın üzerindeki bu pervasızlıkları görülmezdi.
Hiç olmazsa şimdi diyelim… Şimdi dayanışma zamanı.