Zamanlama politik-toplumsal başarılar açısından önemlidir. Doğru zamanlama, politik güç ve dengeler açısından en zayıf durumda olan yapılara bile önemli başarılar sağlayabilir. Doğru yer ve zamanlama, eğer doğru bir tutumla eşlik edebilirse,  toplumsal-siyasal sorunların çözümünde büyük mesafeler aldırabilir.
Aksi durum ise, politik güç kayıplarına, haklılık ve meşruluk yitimlerine en önemlisi de toplumsal zorlamalara yol açabilir/açacaktır. Büyük acı ve kayıplara yol açan, dahası halkların kaderlerini doğrudan etkileyen hatta değiştiren tarihi hakikatler konusuna da bu perspektiften bakmakta fayda var…
***
Salim Ensarioğlu 90’lı yıllarda RefahYol iktidarı döneminde Bakanlık yapmış bir politikacı… Devleti, asker-siyasetçi ekseninde oluşan güç ilişkilerini yakinen bilen bir isim… Ensarioğlu’nun, askerin siyasete müdahalesi ve bu müdahalelerin hangi araç ve yöntemlerle yapıldığı konusunda da önemli bilgilere sahip olduğunu kullandığı ifadelerden anlıyoruz… Aslında durumu, “müdahale” den çok “paralel güç ilişkisi” olarak tanımlamak daha doğru…
Bu güç ilişkileri aynı zamanda Türkiye’nin “kara kutusu”, hem yumuşak karnı hem de karın ağrısı… Kör düğümü… Demokratik geleceği açısından ise kırılma noktası…
Türkiye’nin demokratik gelişimi de bu ilişkilere bağlı gelişen siyaset anlayışı ve bunun yarattığı kurumlaşmaların aşılmasına bağlı…
Ensarioğlu tam da bu noktada geçen gün önemli bir cümle kurdu; bir “tanıklık” beyanında bulundu…
“MGK’nın soykırım raporları hazırladığını, bu raporlarda ‘Kürt nüfusunu denetime alma ve azaltmaya’ yönelik ‘tavsiye kararlarının’ yer aldığını; ancak raporları şimdi açıklamayacağını, isterlerse Cumhurbaşkanı ve başbakana verebileceğini” söyledi.
***
Ensarioğlu’nun bu ifadelerini önemli kılan iki unsurdan bahsedilebilir.
Birincisi, konunun güncelliğidir. Bugün de Kürtlere karşı siyasal ve kültürel soykırım yürütülüyor. İkincisi ise, Ensarioğlu’nun dönemin Bakanlarından olması ve söylemini (iddiasını) “somut belgelere” dayandırıyor olmasıdır.
Eski Bakan’ın, “belgeleri açıklamayacağını, ancak isterlerse Cumhurbaşkanı ve Başbakana verebileceğini” söylemesi ise talihsizliktir. Hem talihsizliktir hem de doğru zamanı heba etmek, değerlendirememiş olmaktır.  
Çünkü:
BİR: Her ne kadar Gül, “Büyük devletler tarihlerinden korkmazlar” demişse de, konu Kürtler olunca ketumdur. Ve O da Erdoğan gibi yürürlükte olan “siyasal-kültürel soykırım kararının içindedir. Devletin Kürt politikalarını ele verecek, kendi deyimleriyle “devleti zaafa uğratacak” bir eylemin içinde olmayacaklardır.
İKİ: Tarihi hakikatlerin muhatabı sadece devlet-iktidar değildir. En geniş anlamda toplumdur. Toplumun kendisi de yaşamını doğrudan etkileyen, hatta değiştiren olaylar hakkında bilgilenme ve eylemde bulunma hakkına sahiptir.
ÜÇ: Böyle bir olayın deşifrasyonu açısından doğru zaman, bu zamandır. Dersim’in tartışmaya açıldığı, “MGK belgeleri açıklansın, devlet kendiyle yüzleşsin” dendiği, hakikatlerin açığa çıkması için çeşitli düşünce ve önerilerin geliştirildiği “Şimdi”dir.
***
Bu nedenlerle asker-siyaset ilişkisine dayalı denge ve güç ilişkilerinin çözülmesi ve devletin hakikatlerle yüzleşmesi için tüm bilgiler, (devleti beklemeksizin) belgeler tüm halka açılmalı, halkın doğrudan muhataplığı sağlanmalıdır. 
Hayat milyonlarca kez kanıtladı ki, toplumsal istek ve baskı olmadıkça hakikatler açığa çıkmayacak; sistemdeki şiddet ve şiddet araçlarını kullanma yeteneğinin sökülüp atılması söz konusu olmayacaktır.
Doğru zaman “Şimdi”dir.

Şimdi değilse ne zaman?


delil-karakocan@hotmail.com